Minimalist – maksimalist din tartışması: Yorumsal çoğulculuk ve normatif süreklilik

Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Özet

Bu çalışma, çağdaş İslam düşüncesinin en etkili figürlerinden Abdülkerim Suruş’un din anlayışını, minimalist–maksimalist din ayrımı, din ile dinî bilgi arasındaki epistemolojik fark ve vahyin tarihsel tecrübe boyutu çerçevesinde eleştirel biçimde analiz etmektedir. Makalenin temel iddiası, Suruş’un dinin teknik ve bilimsel alanlarda aşırı normatifleşmesine yönelttiği eleştirinin isabetli olmakla birlikte, bu eleştirinin dinin toplumsal ve siyasal normatifliğini de büyük ölçüde tarihselleştiren bir sonuca doğru genişlediği ölçüde ifrata düştüğüdür. Çalışma, normların tarihsel formları ile bu formları yöneten ilkesel çekirdek arasındaki ayrımın ihmal edilmesinin, yalnızca metodolojik değil, aynı zamanda ciddi teolojik tutarlılık sorunları doğurduğunu savunur. Bu bağlamda makale, Kur’anî hitabın kamusal ufkunu, usûl-i fıkıh ve makāsıd geleneği ışığında yeniden temellendirmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Minimalist din, maksimalist din, normatif süreklilik, makāsıd, dinî bilgi, Abdülkerim Suruş

Giriş

Modern İslam düşüncesi, son iki yüzyıldır dinin yeryüzündeki konumunun ne olduğu sorusu etrafında yoğunlaşan çok katmanlı bir kriz yaşamaktadır. Bu kriz, yalnızca din–bilim veya din–modernite gerilimiyle sınırlı değildir; daha derinde, dinin bireysel kurtuluş öğretisi mi yoksa toplumsal ve siyasal düzen kurucu bir normlar bütünü mü olduğu sorusuna uzanmaktadır. Bir yanda dinin hayatın tüm alanlarını ayrıntılı biçimde düzenlemesi gerektiğini savunan maksimalist yaklaşımlar, diğer yanda dinin ahlâkî ve metafizik çekirdeğe çekilmesini öneren minimalist yaklaşımlar bu tartışmanın iki ana kutbunu oluşturmaktadır.

Abdülkerim Suruş, bu tartışmanın merkezinde yer alan ve klasik İslam düşüncesini modern epistemolojiyle yüzleştiren en etkili düşünürlerden biridir. Suruş’un özgünlüğü, dinin kutsallığını inkâr etmeden dinî bilginin beşerîliğini vurgulamasında; vahyin tarihsel tecrübe boyutunu öne çıkarırken ilahî kaynağını reddetmemesinde ve hakikatin mutlaklığını savunurken yorumların çoğulluğunu meşrulaştırmasında yatmaktadır. Bununla birlikte, bu yaklaşımın dinin kamusal ve siyasal normatifliği bakımından doğurduğu sonuçlar, sistematik bir eleştirel değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

1. Minimalist ve Maksimalist Din Ayrımı: Teşhis ve Sınırları

Suruş’un din felsefesinin çıkış noktası, dinin neye dair konuşabileceği sorusudur. Bu bağlamda o, iki ideal tip tanımlar. Maksimalist din anlayışı, dinin yalnızca inanç ve ibadet alanlarını değil; hukuk, siyaset, ekonomi ve toplumsal düzeni de ayrıntılı biçimde düzenlemesi gerektiğini savunur. Minimalist din anlayışı ise dinin asli alanını inanç, ahlâk ve ibadetle sınırlandırır; diğer alanlarda beşerî akıl, tarihsel tecrübe ve bilimsel bilgiye öncelik tanır.

Suruş’a göre dinin her alana dair ayrıntılı norm koyma iddiası, onu zamanla savunulamaz hâle getirir ve dinin özünü yıpratır. Din, kendisine ait olmayan alanlarda söz söylemeye zorlandıkça, hem epistemolojik meşruiyetini hem de ahlâkî etkisini kaybeder (Suruş, 2009). Bu teşhis, özellikle modern dünyada dinin bilimsel ve teknik alanlarda rakip bir bilgi sistemi gibi sunulmasının doğurduğu sorunlar açısından büyük ölçüde yerindedir.

Ancak sorun, bu teşhisin sınırlarının yeterince net çizilmemesidir. Suruş’ta “maksimalizm”, çoğu zaman yalnızca teknik ayrıntılarla sınırlı bir problem olarak değil, dinin kamusal alana dair tüm normatif iddialarını kapsayan geniş bir kategori hâline gelir. Bu genişleme, eleştirinin hedefini bulanıklaştırmakta ve dinin kamusal varlığını zayıflatan bir sonuca kapı aralamaktadır.

2. Din, Kamusal Alan ve Normatif Ufuk

İslam düşüncesinde din, tarihsel olarak hiçbir zaman yalnızca bireysel uhrevî kurtuluşu hedefleyen içsel bir ahlâk öğretisi olarak anlaşılmamıştır. Kur’an’ın dili, bireye hitap etmekle birlikte, esasen bir cemaat ve ümmet dili kurar. Adalet, zulmün reddi, emanet, sözleşme, şahitlik, kamu hakkı ve siyasal sorumluluk gibi kavramlar, Kur’anî hitabın merkezî unsurlarıdır. Bu kavramlar, dinin kamusal alanla ilişkisini arızi değil, kurucu kılar.

Bu noktada belirleyici ayrım, normların biçimleri ile normların ilkeleri arasındadır. Klasik usûl-i fıkıh geleneği, özellikle makāsıd teorisi aracılığıyla bu ayrımı sistematik biçimde geliştirmiştir. Kölelik, ganimet düzenlemeleri, vergi biçimleri veya belirli ceza formları tarihsel bağlama bağlı olabilir; ancak bu düzenlemeleri yöneten adalet, hakkaniyet, kul hakkı, emanet ve sorumluluk gibi ilkeler tarihsel değildir. Aksine bu ilkeler, tarihsel düzenlemeleri değerlendiren ve dönüştüren ölçütlerdir (Şâtıbî).

Suruş’un yaklaşımı, normların tarihsel formlarını mutlaklaştıran katı fıkhî maksimalizmi haklı biçimde eleştirirken, bu ayrımı derinleştirmek yerine, kamusal normatifliği büyük ölçüde din dışı alana havale etme eğilimi göstermektedir. Bu eğilim, dinin kamusal adalet üretme kapasitesini zayıflatma riskini beraberinde getirir.

3. Teolojik Tutarlılık ve İlkesel Süreklilik Sorunu

Normların tümüyle tarihselleştirilmesi, yalnızca metodolojik değil, teolojik bir sorun da doğurur. Eğer her peygamberle ve her ümmetle birlikte yalnızca normların biçimleri değil, ilkelerin kendisi de değişiyorsa, ilahî iradenin adalet ve iyilik tasavvuru tarihsel olarak parçalanmış olur. Böyle bir kabul, Tanrı’yı farklı tarihsel bağlamlarda birbirinden kopuk ilke setleri vaz eden keyfî bir yasa koyucu konumuna indirger.

Kur’an’ın “Her ümmete bir şeriat ve bir yol verdik” (Mâide 48) ifadesi, şeriatların tarihsel farklılığını kabul eder; ancak aynı Kur’an’ın adalet, zulmün reddi ve kul hakkı vurgusu, ilkesel düzeyde güçlü bir sürekliliğe işaret eder. Bu süreklilik, ilahî iradenin tutarlılığının temel dayanağıdır. İlke düzeyinde süreklilik kabul edilmediğinde, vahyin ahlâkî bağlayıcılığı anlamını yitirir.

Bu noktada Suruş’un minimalizmi, dinin özünü korumayı amaçlarken, farkında olmadan ilahî iradenin tutarlılığına ilişkin klasik teolojik zemini zayıflatmaktadır. Din, teknik ayrıntılarla boğulduğunda zayıflar; fakat ilkesel normatif iddialarından soyutlandığında da özünü kaybeder. Bu da siyasi otoriteler karşısında insanlığı zayıflatır. Daha da öte her türlü siyasi ve sosyal düzenin en nihayetinde bir değere yaslandığı hakikatini örter. Kötü ve yanlış kalıcılaşır.

4. Din ile Dinî Bilgi Ayrımı: İmkânlar ve Sınırlar

Suruş’un din ile dinî bilgi arasındaki ayrımı, çağdaş İslam düşüncesine yaptığı en önemli katkılardan biridir. Bu ayrım, mezhepsel çoğulluğu ve içtihat farklılıklarını sapma olarak değil, beşerî bilginin doğasının bir sonucu olarak açıklama imkânı sunar. Din ilahidir; dinî bilgi ise beşerîdir ve tarihsel şartlardan etkilenir.

Ancak bu doğru ayrım, ilkesel normatifliğin de bütünüyle yorumsal alana bırakılması anlamına gelecek şekilde genişletildiğinde, dinin kamusal bağlayıcılığı ciddi biçimde zayıflar. Sorun, dinî bilginin çoğulluğu değil; bu çoğulluğu yönetecek ilkesel bir çerçevenin eksikliğidir. İlkesel çerçeve zayıfladığında, din ya katı bir maksimalizme ya da etkisiz bir minimalizme savrulmaktadır.

Sonuç

Bu çalışma, Abdülkerim Suruş’un dinin teknik ve bilimsel alanlarda aşırı normatifleşmesine yönelik eleştirisinin haklılığını teslim etmekle birlikte, minimalist tepkinin dinin toplumsal ve siyasal normatifliğini zayıflatma riski taşıdığını göstermiştir. Din, ne donmuş bir hukuk sistemi ne de yalnızca bireysel vicdana indirgenmiş bir ahlâk öğretisidir. Kur’anî ufuk, sabit ilkeler ile değişken tarihsel formlar arasında bilinçli ve metodolojik bir ayrım önerir. Bu ayrım korunmadıkça, maksimalist katılık ile minimalist tasfiye arasında sağlıklı bir denge kurmak mümkün değildir.

Dipnotlar

Abdülkerim Suruş, Reason, Freedom and Democracy in Islam (Oxford: Oxford University Press, 2009), 110–120.

Şâtıbî, el-Muvâfakāt fî Usûli’ş-Şerîʿa, c. II (Beyrut: Dârü’l-Maʿrife), 8–20.

Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-Ġayb, c. XII (Beyrut: Dârü’l-Fikr), 45–55.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU