"Kuvvet kuvveti durdurmazsa özgürlük olmaz!"

Vahap Uluç Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Yazının başlığını taşıyan söz ünlü Fransız filozof Montesquieu'ya aittir.

Yaklaşık 300 yıl önce söylenmiş bu söz bugün de demokrasi için gerekli koşulu ifade eden en güzel ve sağlam tespit kabul edilir.

Gücün gücü durdurduğu yerde ancak demokratik bir sistemden bahsedilebilir. 

Kuvvetler ayrılığı, seçim ve sivil toplum iktidar ile yurttaşlar arasında güç dengesi sağlayarak demokratik rejimin zeminini hazırlar.

Aslında sadece demokrasi değil bireysel ilişkilerden tutun devletler arası ilişkilere kadar özgür bir ortamın varlığı güçler arası denge ile mümkün olabilmekte. 

Evet, uluslararası ilişkilerde de güç dengesi ilişkilere bir istikrar getirmekte.

Bu denge bozulduğu ölçüde uluslararası ilişkiler de o ölçüde istikrarsız bir hal almaktadır.

Soğuk savaş döneminde NATO ve Varşova Paktı üzerinden bu denge sağlanabilmekteydi. 

Bugün artık böyle bir denge yok.

Çin de ABD’ye karşı söz konusu dengeleyici güç durumunda değil henüz.

Gün geçtikçe teknolojik ve ekonomik güç büyük devletler lehine daha büyük bir avantaja dönüşmekte. 

Nasıl ki kapitalist ilişkilerin hâkim olduğu bir ülkede sermaye sahipleri sermayelerini katlarken yoksullar daha az para biriktirebiliyorsa benzer bir ilişki de uluslararası ilişkiler için geçerli.

Evet, bu küresel kapitalist sistemde dünyanın sermayesini elinde tutan güçler örneğin on yılda sermayelerini ve teknolojilerini ikiye katlarken yoksul ülkeler belki de ¼ oranında ancak büyüyebilmekte.

Bu durum her şeyden önce silah teknolojisinde zengin ile fakir ülkeler arasında muazzam farklar yaratmakta.

Amerika’nın elindeki silah teknolojisi bugün için yirmi yıl öncesine göre onu çok daha büyük bir güce dönüştürmüş durumda 

ABD, bugün, elindeki teknoloji ile yirmi yıl öncesine göre dünya devletlerini çok daha güçlü bir şekilde denetleyebilme gücüne sahip.

Birkaç gün önce Venezuela devlet başkanının ABD güçleri tarafından ülkesinden kaçırılması uluslararası ilişkilerin ne tarafa doğru gidildiği yönünde yeni tartışmaları gündeme getirdi.

Bazıları ABD’nin bu saldırganlığını uluslararası ilişkilerde yaşanan zihniyet değişikliği ile açıklamakta. 

Aslında değişen şey zihniyet değil, değişen şey ABD’nin bir ülkenin devlet başkanını kendi ülkesinden - karakol komutanının bir köylüyü gözaltına alması misali - alıp götüreceği kadar güçlenmesidir!

Bunu söylerken Maduro çok makul bir liderdi demek istemiyoruz.

Maduro, ABD’ye uyuşturucu ihraç ederek “yanlış” da yapmış olabilir.

Ve belki bu olay özelinde ABD’yi haklı görenler olacaktır.

Burada sorun ABD mi haklı Venezuela mı? sorusunun cevabı değildir; sorun iki ülke arasında yaşanan bir sorunda bir tarafın hukukun içinde kalmayacak kadar keyfi davranabilme gücünü ve hakkını kendinde bulmasıdır.

Şunu unutmamak gerekir ki hiçbir güç ahlaki nasihatlerle adaletin sınırları içinde kalmaz.

Çünkü gücün sınırı yoktur!

Güç, durmadan kendisini karşı tarafa dayatır ta ki karşı taraf ona dur, deyinceye kadar.

Dolayısıyla bir gücün sınırını belirleyen, bir gücü bir yerde tutan şey onu durduracak başka bir gücün varlığıdır.

Güç, her yerde aynı şeyi söyler: “Benim dediğim olacak!”

Truva hikayesinde bilindiği gibi Aşil Hektor’u öldürmekle kalmaz; aynı zamanda babası, annesi, eşi, akrabaları ve ahalisinin gözü önünde Hektor’un cesedini ayaklarından bağlayıp atın arkasından sürükleyerek onu beraberinde götürür.

Homeros Aşil’in bu pervasızlığına “yenilgiye aşağılamayı eklemek” der.

Sınırsız ve çıplak gücü temsil eden Aşil’in şahsında yaşanan bu hikaye, tarih boyunca güçlü olanın şahsında her defasında benzer şekilde tekerrür etti.

Dolayısıyla, burada belirleyici olan ne ırk, ne kültür, ne ahlak, ne din, ne ideoloji ne de başka bir şeydir; belirleyici olan insan doğasından mütevellit gücün tutumudur; bir başka ifade ile Aşil’in ruhudur.

Trump’ın yaptığı şey aslında Aşil’in yaptığından hiç farklı değil.

Trump, Venezuela devlet başkanını evinden kaçırmakla yani onu yenmekle kalmıyor ki bu tarihin en berbat yenilgisi olsa gerek – “Venezuela'yı bundan sonra biz yöneteceğiz”, Maduro’nun kaçırılışı ile ilgili “Sanki bir televizyon programı izler gibi izledim” tarzı açıklamalar ve elleri ile gözleri bağlı Maduro’ya ait servis ettiği görüntülerle, yenilgiye aşağılamayı ekliyor.

Dikkat edilirse Trump her defasında aynı şeyi yapıyor. 

Karşındakini yenmekle kalmıyor aynı zamanda aşağılıyor. 

Homeros’un dediği gibi yenilgiye aşağılamayı ekliyor.

Olan şey, zihniyet değişikliğinden ziyade kuvvetler arası güç dengesinin ABD gibi devasa güçlerin lehine çok büyük fark yaratmasıdır.

Uluslararası hukuk öteden beri küçümsenir, hocalar dahi uluslararası hukuk dersini anlatırken “bu anlattıklarım sadece kitaplarda geçer, gerçek hayat başka bir şey!” demeyi göz ardı etmezler.

Bununla birlikte, uluslararası hukuk şu ana kadar belli bir düzene kısmen de olsa hizmet etmekteydi.

Ama bundan sonra bu işlevselliğini de kaybetti gibi.

Trump’ın şahsında dünyaya göstere göstere meydan okuyan ABD’ye karşı başka bir güç ortaya çıkmadığı müddetçe her şey ABD’nin arzusu doğrultusunda şekillenecektir. 

Ve bu arzunun dünyayı nereye taşıyacağı da meçhul!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU