Avrupa'da sağ popülist dalgada Trump etkisi ve Rusya paradoksu

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Henry Wong

Atlantik'in iki yakasında yükselen sağ popülizm, beklenmedik bir çelişkiyle karşı karşıya: Güvenlik endişeleri mi, yoksa ideolojik yakınlık mı ağır basacak?


Avrupa siyasetinde son on yılın en çarpıcı dönüşümü yaşanıyor. Fransa'dan Almanya'ya, Hollanda'dan İtalya'ya kadar kıtanın dört bir yanında yükselen sağ popülist hareketler, artık sadece protesto partileri olmaktan çıkıp iktidar kapısını çalıyor.

Bu yükselişin arkasında ise okyanus ötesinden gelen güçlü bir rüzgâr var: Donald Trump'ın MAGA (Make America Great Again) hareketi. Ancak bu transatlantik ittifakın geleceğini belirleyecek kritik bir faktör var: Rusya tehdidi.


MAGA şablonu: Avrupa'da yankılanan bir model

Trump'ın 2016 zaferinin ardından Avrupa'nın sağ popülist liderleri, MAGA hareketinde sadece bir ilham kaynağı değil, tekrarlanabilir bir siyasi reçete buldu. "Önce Amerika" sloganı, kıtanın farklı köşelerinde "Önce Fransa", "Önce İtalya" ve "Önce Hollanda" olarak yeniden üretildi. Göç karşıtlığı, küreselci elitlere savaş açma ve "unutulmuş halk" retoriği, bu yeni siyasetin ortak diline dönüştü.

Fransa’da Marine Le Pen'in Rassemblement National (RN) partisinin Şubat 2025'te Madrid'deki "Avrupa Yurtseverleri" zirvesinde kullandığı "Avrupa'yı Yeniden Büyük Yap" sloganı, bu ideolojik aktarımın en açık örneği oldu. Trump'ın eski baş stratejisti Steve Bannon'un Mart 2018'de RN kongresine katılarak delegelere "Tarih bizim yanımızda" demesi ise, bu bağın sadece retorik değil, kurumsal bir gerçeklik olduğunu gösterdi.

Almanya'da Alternative für Deutschland (AfD), diğer tüm partilerin inşa ettiği "güvenlik duvarı" (brandmauer) nedeniyle izole edilince, uluslararası meşruiyet arayışına girdi. Reuters'in Ekim 2025 tarihli haberine göre, AfD'li milletvekilleri Washington'da gizli görüşmeler yaparak kendilerini "antidemokratik şekilde dışlanmış vatanseverler" olarak tanıttı. Elon Musk'ın Alman AfD lideri Alice Weidel'i alenen övmesi ve Alman hükümetini eleştirmesi, MAGA dünyasından gelen somut desteğin kanıtı oldu.


Farklı yollar, aynı hedef

Her ülkedeki popülist hareket, MAGA modelini kendi siyasi gerçekliğine göre uyarladı. İngiltere’de Brexit hareketi öncüsü Nigel Farage ile Trump arasındaki ilişki neredeyse tam bir simbiyoza dönüştü. 2016'da Mississippi'de aynı sahnede konuşan iki lider, Brexit ve Trump zaferini aynı popülist devrimin iki kolonu olarak sundu. Cambridge Analytica firmasının her iki kampanyaya danışmanlık yapması, bu stratejik işbirliğini somutlaştırdı.

Hollanda'da Geert Wilders (Özgürlük Partisi lideri), Trump'tan bile önce İslam karşıtlığını siyasi stratejisinin merkezine koymuş bir liderdi. Trump'ın 2016 zaferini "Tarihi bir zafer, bir devrim! Biz de ülkemizi Hollandalılara geri vereceğiz" diye kutlayan Wilders, sosyal medyayı ana akım medyayı baypas etmek için kullanan ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

İtalya'da ise iki farklı yaklaşım öne çıktı. Lig Partisi lideri Matteo Salvini'nin "Prima gli Italiani!" (Önce İtalyanlar!) sloganı Trump'ın retoriğinin birebir çevirisiyken, İtalya Kardeşleri Partisi lideri Giorgia Meloni daha sofistike bir yol izledi. Başbakan olduktan sonra AB ve NATO'ya tam bağlılık bildirerek, popülist söylemi iktidar pragmatizmiyle dengeledi.


Rusya paradoksu: İdeoloji ve güvenlik arasında

Ancak bu transatlantik ittifakın geleceğini belirleyecek en kritik faktör, beklenmedik bir yerden geliyor: Rusya. Putin'in Ukrayna'yı işgali, Avrupa'nın sağ popülist hareketlerini derin bir çelişkiyle karşı karşıya bıraktı.

Bir yanda, bu hareketlerin çoğunun Rusya'ya karşı geleneksel bir ideolojik sempatisi vardı. Putin'in Batı karşıtı söylemi, geleneksel değerleri savunma iddiası ve küreselleşme eleştirisi, Avrupa popülistlerinin retoriğiyle örtüşüyordu.

Fransız Marine Le Pen'in partisi 2014'te Rus bankalarından kredi almış, İtalyan Salvini Putin hayranı olduğunu saklamıyor, Alman AfD içindeki bazı unsurlar Rusya'ya açık sempati besliyordu.

Diğer yanda ise Rusya'nın artan askeri tehdidi var. Ukrayna savaşı, Avrupa'nın doğu sınırlarında yaşayan milyonlarca vatandaşı doğrudan tehdit ediyor. Polonya, Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkeleri, Rus saldırganlığına karşı NATO'nun güvencesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

Bu paradoks, popülist liderleri zor tercihlerle karşı karşıya bırakıyor. Le Pen, Trump'ın Ukrayna'yı "yüzüstü bırakma" fikrinin Avrupa'da kabul görmeyeceğini fark ederek daha Atlantikçi bir çizgiye kaydı. Bloomberg ve Le Monde'un haberlerine göre, RN liderliği Rusya konusunda dikkatli bir denge politikası izlemeye başladı.

Giorgia Meloni ise bu dengeyi en başarılı kuran lider olarak öne çıkıyor. İktidara gelmeden önce Putin'e sempati duyan Meloni, başbakan olduktan sonra Ukrayna'ya güçlü destek vererek ve NATO bağlılığını pekiştirerek pragmatik bir dönüş yaptı. İtalya'nın jeopolitik konumu ve güvenlik çıkarları, ideolojik yakınlıkların önüne geçti.


Güvenlik tehdidi: Popülizmin önündeki engel mi, yakıtı mı?

Rusya tehdidinin popülist sağın geleceğine etkisi iki farklı senaryoda şekillenebilir.

İlk senaryoda, artan güvenlik endişeleri popülist söylemi zayıflatır. Rusya'nın komşu ülkelere yönelik açık tehditleri, Avrupa'nın birlik ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu gösterir. AB ve NATO karşıtı söylemler, ulusal güvenliği riske atmakla suçlanır. Popülist liderler, Trump'ın belirsiz Rusya politikasına mesafeli durmak zorunda kalır.

İkinci senaryoda ise Rusya tehdidi, popülist ajandayı güçlendirir. Artan savunma harcamaları ve mülteci akınları, "önce kendimiz" söylemini meşrulaştırır. Enerji krizi ve ekonomik zorluklar, yerleşik düzene duyulan öfkeyi artırır. Popülistler, güvenlik krizini kullanarak daha sert göç politikaları ve daha güçlü sınır kontrolü taleplerini normalleştirir.

Şu ana kadarki gelişmeler, birinci senaryonun ağır bastığını gösteriyor. Meloni'nin pragmatik dönüşü, Le Pen'in Atlantikçi kayması ve hatta Salvini'nin bile Ukrayna konusundaki söylemini yumuşatması, Rusya tehdidinin popülist ajandayı sınırladığının işaretleri.


Geleceğe bakış

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ın "Dün marjinaldik, bugün ana akım olduk" sözü, popülist sağın nereden nereye geldiğini özetliyor.

Ancak iktidara gelen veya yaklaşan bu hareketler, artık sadece protesto retoriğiyle yetinemeyecek.

Gerçekçi politika yapma sorumluluğu, MAGA modelinin en radikal unsurlarını törpülemeyi gerektiriyor.

Rusya paradoksu ise bu dönüşümü hızlandırıyor.

Avrupa'nın doğu sınırlarındaki tehdit, popülist liderleri Trump'ın belirsiz dış politikasından uzaklaşmaya ve geleneksel Atlantik ittifakına daha yakın durmaya zorluyor.

Bu, MAGA modelinin Avrupa'da tam anlamıyla "yerelleştirildiği", ulusal güvenlik çıkarlarının ideolojik bağlılıkların önüne geçtiği anlamına geliyor.

Önümüzdeki yıllarda Avrupa'nın siyasi geleceği, bu gerilimin nasıl çözüleceğine bağlı olacak.

Popülist sağ, Trump'ın yeniden başkan olmasıyla cesaretlenecek mi, yoksa Rusya tehdidi onu daha pragmatik bir çizgiye mi çekecek?

Cevap, sadece Avrupa'nın değil, transatlantik ilişkilerin de kaderini belirleyecek.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU