Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) ile Dünya Gıda Örgütü (FAO) iş birliğinde düzenlenen 2025 Dünya Gıda Günü programında konuşan TARPOL Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehdi Eker, "Tarım ve sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık açısından oluşturduğu küresel gizli maliyet yaklaşık 12, 7 trilyon dolar" diyerek küresel tarımsal kırılganlıkların ne denli önemli olduğuna dikkat çekti.
Dünya tarımı sessiz bir kırılmanın eşiğinde
Tarım, iklimin ritmini kaybettiği, suyun siyasallaştığı, gıdanın stratejik silaha dönüştüğü bir çağda yeniden tanımlanıyor. 12,7 trilyon dolarlık "gizli maliyet" sadece sistemin ekonomik açığını değil, uygarlığın etik ve ekolojik borcunu da ortaya koyuyor. Acınası tablo, üretimin ötesinde, 12 bin yıllık tarım matematiğinin çöküş sinyali.
"Dünyanın önemli nadir elementi gıdadır"
Programda konuşmasında, nadir elementler konusunda dünyadaki tartışmaları hatırlatan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, "İnsanlık tarihinin en önemli nadir elementleri gıda ve su" diyerek gıdanın uygarlık için önemli olduğunu vurguladı.
Eker ve Zeybekçi'nin açıklamalarından sonra aklıma gıdanın yok ettiği imparatorluklar geldi.
Napolyon'un ordusunu mikrop, modern tarımı iklim çökertiyor
Pasteur Enstitüsü tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, Napolyon Bonapart'ın askerlerinin dişlerinde ölümcül bakteriler tespit dildi. Litvanya'nın Vilnius kentinde ortaya çıkarılan toplu mezardaki askerlerin dişlerinde tespit edilen bakterilerin ateş, aşırı yorgunluk ve sindirim sorunlarına yol açtığı düşünülüyor.
Bilim insanlarına göre iki bakteri türünün aynı anda görülmesi, zaten açlık soğuk ve kötü hijyen koşullarıyla zayıf düşen askerlerin hızla ölmesine neden oldu. Tarihçiler Napolyon'un ordusunu tifüsün yok ettiğini düşünüyordu. Dünyanın en önemli imparatorluklarından birini gözle görülmeyen iki mikrobun yok ettiğinin ortaya çıkması şaşırtıcı olduğu kadar korkutucu.
2°C ısınma ile tarım alanlarının %85-90'ı kuraklık, aşırı yağış veya sıcak hava dalgalarından en az birine maruz kalacak
McKinsey Global Institute verilerine göre, 2030'a kadar küresel tahıl üretiminde yüzde 15'ten fazla düşüş yaşanma olasılığı iki katına çıkarak 50 yılda bir yaşanır hale gelecek. 2024 tarihli iklim simülasyonları, 1,5°C'lik ısınmada tahıl ambarlarının yüzde 35'inin, 2°C'de yüzde 50'sinin, 3°C'de yüzde 70'inin, 4°C'de yüzde 90'ının aşırı sıcaklıklardan etkileneceğini göstermekte. Mısır, 20°C üzeri sıcaklıklarda ciddi verim kaybı yaşıyor. ABD Orta batı, Güney Asya ve Akdeniz ülkeleri yoğun risk altında.
2050–2079 döneminde, aşırı sıcak günlerin üretim döneminin yarısından fazlasını etkileme olasılığı, mısır için yüzde 91, buğday için yüzde 83, pirinç için yüzde 87 soya için yüzde 80 düzeyinde.
İklim/gıda kırılganlığına dair küresel uyarı
Nature'de yayımlanan bir makale, çoklu ekmek sepetindeki kırılganlığa dikkat çekti. Araştırma dünyanın başlıca tahıl üretim bölgelerinde "buğday, mısır, pirinç, soya fasulyesi" aynı anda meydana gelebilecek iklim kaynaklı üretim kesintilerini, "küresel gıda güvenliği ve ekonomik istikrar için en yüksek sistemik risklerden biri" olarak tanımladı.
Küresel gıda ambarları çökebilir
Araştırma, soya, buğday, mısır, pirincin önemli bölümünü üreten Çin, Hindistan, Brezilya, Arjantin'de aynı üretim yılında meydana gelebilecek iklim risklerine karşı dikkat çekiyor. Kuzey Hindistan'daki beş eyalet ülkenin buğdayının yüzde 88'ini, ABD Orta Batı'sındaki beş eyalet mısırın yüzde 61'ini üretmekte. Bu coğrafi yoğunluk, iklim kaynaklı şokları küresel bir krize dönüştürme riskini büyütüyor.
Türkiye 2025'de 17 milyon ton bitkisel ürününü iklim kaynaklı kaybetti
2025 ve 2026'dea kişi başı 100 kilo daha az besin tüketeceğiz. Daha az besin daha çok sağlık harcaması, daha az üretkenlik, daha çok dert demek.
Tahıl ambarlarının çökmesi kitlesel göçleri tetikleyecek
Birden fazla tahıl ambarının çökmesi, yalnızca arzı azaltmayacak, aynı zamanda gıda fiyatlarını dramatik biçimde artıracak, insani yardımı engelleyecek ve kitlesel göçleri tetikleyecek. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle Afrika ve Orta Amerika, Akdeniz ülkeleri şoklara karşı en savunmasız bölgeler.
Riskler yüzyılı
Birleşik olay, birden fazla aşırı iklim olayı aynı anda gerçekleşme durumuna "sıcak dalgası, kuraklık" gibi unsurlara deniliyor. 2010'daki Rusya sıcak hava dalgası ile Pakistan sel felaketi, Ukrayna Rusya savaşı aynı yıl gerçekleşen kuraklık örneklerinde olduğu gibi tarih bize gösteriyor ki, eşzamanlı olaylar, gıda üretiminde zincirleme kırılmalar yaratıyor.
Stoklar iklim kaynaklı gıda şoklarına dayanamaz
Uzmanlara göre, küresel stok/kullanım oranı yüzde 30 civarında olsa da bu oran bile büyük şokları karşılamaya yetmez. Tarihsel veriler, stokların yüzde 20'ye düştüğünde tahıl fiyatlarının yüzde 100 artabileceğini gösteriyor. Fiyat dalgalanmaları, düşük ve orta gelirli ülkelerde ekonomik istikrarsızlık yaratacak.
"Her bir derecelik sıcaklık artışı tarımsal üretimde yüzde 8'lik azalmaya yol açıyor"
Dünya Gıda Günü Programında konuşan Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Ahmet Güldal, "hububat üretiminde düşüş olsa da kıtlığı çağrıştıracak rakamsal bir veri yok. Dünyada geçen yıl 1,6 derece ile rekor sıcaklık artışı gerçekleştiğini söyleyerek" riskin yıkıcılığına dikkat çekti.
Uncuların kaybettiği Irak pazarını geri almak çok zor
İklim bozulmaları tarım ticaretini kaygan bir zemine taşıyor. IOM Başkanı Dr. Günhan Ulusoy'a göre, "TUSAF'ın sektörel dış ticaret raporuna göre 2025 yılının ilk 6 ayında 2024'e göre yüzde 36 düşen un ihracatı, ekim ayından itibaren yükselişe geçecek. Mısır'daki devalüasyon Mısır'a kaybettiğimiz un pazarlarını geri almamızı sağlayabilir. Ancak Irak pazarında dönüş çok zor."
İklim şokları sosyal huzursuzluk yaratıyor
2007-2008 Dünya Gıda Krizi, Arap Baharını tetikledi, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların zeminini hazırladı. Yemen, Tunus ve Mısır gibi ülkeler gıdayla ilişkili sosyal karışıklıklara karşı halen savunmasız.
Doğal kaynaklara bağlı üretim risklere açık
Toplam tahıl üretimi 2024'de göre yüzde 12,4 düşerek 34,2 milyon tona gerilerken, meyve üretimin de yüzde 24,4'lük azalış gerçekleşti. Doğal kaynaklara bağlı üretim Türkiye'nin zaten uzun yıllardır baskılanan kur, artan girdi maliyetleri, kalite problemleri gibi nedenlerle zorlanan ihracatını iyiden iyiye zorluyor.
Tarımın kötüsü ilan edilen mısıra çiftçi sahip çıkıyor
Kümes hayvancılığındaki yüzde 15'lere varan büyüme, yem sanayindeki talepler, tahıllardaki üretim sorunları mısıra olan talebi artırıyor. Çiftçi kazancı yüksek mısıra kayıyor. 2024'de 7,83 milyon tün olan mısır üretimi 2025'de 8,13 milyon tona yükseldi. Sadece üretim değil ithalat da arttı. 2024'de 3,3 milyon ton olan mısır ithalatı şimdiden 4 milyon tonu geçmiş durumda. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin mısır ithalatı yüzde 45 arttı.
Dünyada tahıl üretimi 2024'e göre 100 milyon ton yükselerek 2,9 milyar ton oldu
ABD ve Brezilya'da mısır artmaya devam ediyor. Hindistan pirinci 149 milyon ton ile rekor seviyeleri görmek üzere. Küresel buğday üretiminin 820 milyon ton civarında olması öngörülüyor. 2025 Türkiye için zorluk yılı olsa da dünyada soya da dahil olmak üzere pek çok üründe rekolte rekorları kırılıyor.
Devletin dönüşü, tarımın geleceğinde daha fazla devlet var
Dünya tarımı yeni bir döneme giriyor. Çiftçi artık sadece üretici değil, iklim, sermaye ve siyaset üçgeninde sıkışmış bir varoluşu temsilcisi. Finansla destekler, hibeler, sübvansiyonlar, teknoloji entegrasyonu, genç çiftçi yenileme programları her biri dünyamızı besleyecek tarım endüstrisi için gerekli olsa da artık yeterli değil. Küresel sistem çatırdarken, devlet yeniden sahneye çıkıyor. Yalnızca düzenleyici değil, yatırımcı, koruyucu, üretici ve stratejik aktör olarak. Liberal politikaların "piyasa çözer" miti çöktü. Yeniçağ, "devlet kurtarır" diyen bir dönemi işaret ediyor.
Sofralardan önce devletin varlığı tehdit altında
İklim bozulmaları ve gıda kırılganlığı açısından daha iyi günlerdeyiz. Önümüzdeki yıllarda devletin tarımdaki etkisi çok daha artacak. Geleceğin tarımında devlet, tarlaya yalnızca yasa koyucu olarak değil, yaşamın garantörü olarak dönecek. Gıdayı korumak artık bir ekonomik tercih değil, ulusal güvenlik refleksi. Küçük çiftçi ayakta kalmazsa, büyük sermaye sürdürülebilirliği yitirirse, sofralarımızdan önce devletin varlığı tehdit altına girecek.
Velhasıl, devlet yeniden tarıma dönecek, dijital tarlalara mühendislik ekecek. Yatırımcı, koruyucu, üretici ve denge kurucu bir güç olarak geleceği besleyecek. Riskler yüzyılında bütün uygarlık hayatta kalma sınavında. Yakın zamanda tüm ağırlığıyla sahneye devlet çıkacak, hazırlıklar başladı bile.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish