Hasan Hayri Bey'in yaşamı (1)

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

Dersimli aşiret reisleri (soldan sağa) Ferhatan aşireti reisi Süleyman Ağa (yaş 60), Abbasan aşireti reisi Seyyid İbrahim Ağa (yaş 55), Karaballı aşireti reisi Kangozade Yusuf Ağa (yaş 117), Kangozade Yusuf Ağa’nın oğlu Tello (yaş 80) / Fotoğraf: Dr. Yalçın Çakmak arşivi
 

Hasan Hayri Bey, Dersim'de alabileceği eğitimden çok farklı bir eğitim sistemi içinde yetişiyor.

1898'de Harbiye'den mezun olduktan sonra binbaşı rütbesine ulaşan Hasan Hayri Bey, Van Askerlik Şubesi Başkanlığı görevini icra ederken 1920 Ocak ayında İstanbul'da toplanan Meclis-i Mebusan'a seçiliyor, ancak kış koşulları nedeniyle katılamıyor.  

Akabinde aktif siyaset yapmak için ordudan istifa ediyor ve Mustafa Kemal Atatürk'ün teklifiyle, 1 Haziran 1920 yılında Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Dersim mebusu oluyor.

Hasan Hayri Bey'in serüveni, II. Abdülhamid'in, İttihat-Terakki'nin, Kemalist iktidarın Dersim politikalarını anlama bakımında önemini koruyor.

Karabal aşireti reisi Murtaza Ağa'nın oğlu olan Hasan Hayri Bey, 1881 yılında Dersim'in Hozat ilçesinin Ağzunik köyünde doğuyor.

İlk ve orta öğrenimini Dersim'de tamamlıyor. Ağzunik'teki medresede eğitim aldıktan sonra İstanbul'da 1892'de kurulan Aşiret Mektebi'nde (Mekteb-i Aşiret-i Hümayun)) öğrenimine devam ediyor.
 

Hasan Hayri Bey2.png
Hasan Hayri Bey (Kanko) / Fotoğraf: Wikipedia

 

II. Abdülhamid'in despotik merkezileşme ve modernleşme politikaları

1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nda büyük kırılmalara neden olmuştu.

Osmanlı bu savaş sonucunda beş buçuk milyon Hristiyan nüfusu ile beraber, Avrupa yakasındaki topraklarını büyük ölçüde kaybedecekti.

Bunun sonucu denebilir ki Ortadoğu ile sınırlı bir imparatorluğa dönüşecekti.

İmparatorluğun bu yönlü gerilemesi, Abdülhamid'in Tanzimat modernleşmesinin bir evrimi olarak gönlündeki Panislamizm'i merkezi despotik devlet politikası olarak tercih etmesini getirecekti. 

Osmanlı'nın "gizli" ajandasında gayrimüslim halkları tasfiye etme politikası yazacaktı artık.

Gelişen süreçte Ermenilerin tasfiye edilmesi amacına yönelik olarak kurulan Hamidiye Alayları imparatorluğun bu despotik merkezileşme ve despotik modernleşme politikasından ayrı ele alınamazdı.

Osmanlı devleti, 19'uncu yüzyıldan 20'nci yüzyıla geçişte, hatta 20'nci yüzyılın ilk çeyreğinde doğuda kendini Çarlık Rusya'sının tehdidi altında görüyordu.

Ermeni faaliyetlerini istikrarsızlık kaynağı olarak algılaması bu çerçevede karşılığını buluyordu. 

Osmanlı'nın 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Kürt aşiretlerine müdahale ederek özerk yapılarına son verme ve merkezileştirme politikaları beraberinde isyana kadar varan tepkilere yol açacaktı.

Osmanlı bu durumlara karşı bir devlet etme biçimi olarak Alevi-Kürt aşiretlerle, Sünni-Kürt aşiretleri karşı karşıya getirme politikası izleyecekti. 

Bununla yetinmeyecek, ayrıca Sünni-Kürt ve Alevi-Kürt aşiretlerle Ermenileri de karşı karşıya getirme politikası da izleyecekti.

1891'de Hamidiye Alayları'nın çoğunlukla Sünni-Kürt aşiretlerinden kurulu olmasının bir esprisi bu idi. 

Gerçi Hamidiye Alayları'nın kuruluşu sürecinde bazı Dersim aşiretlerinin başvurularının devlet tarafından kabul edilmediğini de bir kenara not etmek gerekir.

 
Dersimlilerin özgün tavrının sonuçları olacaktı

Osmanlı bu politikayla, Hamidiye Alayları içinde yer almasına izin vermediği Alevi-Kürt aşiretlerinin ekonomik/maddi, askeri, kurumsal olarak zayıf kalmalarının koşullarını da sağlamış oluyordu.

Bu politika, Osmanlı'nın İslam ümmeti içinde görmediği Alevi- Kürt halkının, ayrıca gayrimüslim Ermeni ve Rum halklarının özerk gelişmesine tekabül eden ilişki ve örgütlenme biçimlerinin tümden reddi anlamına geliyordu.

II. Abdülhamid'in Alevi-Kürt Dersim aşiretlerine inançlarından dolayı ayrımcılık yapması, bu aşiretlerin devletçi Sünni aşiretler karşısında güvenilmez görülmesini getirmesi bir yana, kaçınılmaz olarak merkeziyetçi politikaların boy hedefi haline getirecekti.

Alevi-Kürt halkıyla, Sünni-Kürt halkı arasındaki inanç, güç ve iktidar kaynaklı çelişkileri canlı tutuyordu bu politika.

Bundan dolayı II. Abdülhamid'in bu politikası, bütünü ile başarılı olmamakla birlikte, Kürtlerin bütünlüğünün engellenmesinde ve dış tehlikelere karşı birlik içinde hareket etme koşullarının zayıf düşmesinde önemli bir rol oynayacaktı. 

Şunu da ifade etmek gerekir ki II. Abdülhamid, Sünni Kürtleri, Kürt oldukları için değil, Sünni oldukları için tercih etmişti.

Osmanlı'da Alevi-Sünni ayrımı vardı ama Ortadoğu ile sınırlanmasına rağmen hala bir imparatorluktu ve Kürt-Türk ayrımı pek kuvvetli değildi.

Türk unsuru İttihat-ı Terakki döneminde boy verecek, Kemalist iktidar döneminde tavan yapacaktı.

 
Hamidiye Alayları ve Aşiret Mektebi (Mekteb-i Aşiret-i Hümayun)

Hamidiye Alayları 1891'de kurulurken, çok geçmeyecek 1892'de de Aşiret Mektebi kurulacaktı.

Aşiret Mektebi'nde temel bir amaç, Batıda olduğu gibi kalan Osmanlı toprakları üzerinde milliyetçiliğin gelişiminin engellenmesi, belirli aşiret reislerinin çocuklarına İstanbul'da askeri konular ve Osmanlı medeniyeti eğitiminin verilmesi, Türk olmayan gayrimüslim topluluklara Batının nüfuz etmesinin durdurulmasıydı.

İlk kuruluşlarında Arap öğrencileri Aşiret Mektebi'ne alınırken, talep üzerine Sünni-Kürt aşiret reislerinin çocukları da alınacaktı.

Aşiret Mektebi'ne öğrenciler 12-16 yaş gibi çocuk yaşta alınıyordu. Eğitim süresi beş yıldı. Bir şekilde "özel" bir eğitim veriliyordu.

Aşiret Mektebi öğrencileri diğer öğrencilerden ayrı eğitiliyor, kendi statülerine uygun öğrencilerle kalıyorlardı.

Önce Aşiret Mektebi'nde, akabinde Harbiye ya da Mülkiye'nin özel statüye sahip sınıflarında eğitimlerini tamamlıyor, sonra sahaya, görevlerine gönderiliyorlardı.

Osmanlı, Dersim Alevi-Kürt aşiretlerini Hamidiye Alayları'na kabul etmese de 3 Ekim 1892 tarihinde açılan Aşiret Mektebi'nin sosyal itibar vaat eden gücünü, Alevi-Dersim Kürt aşiretleri üzerinde de kullanarak etkinliğini geliştirmeye çalışıyordu.

Bu bağlamda, Elazığ Valisi, Eylül 1892'de, II.Abdülhamid'e "Dersim bölgesinin hassas durumu" nedeniyle söz konusu bölgenin aşiret liderlerinden sadece belirlenen üçünün değil, içlerinde Hasan Hayri Bey'in de olduğu belirlenen altı çocuğun hepsinin mutlaka okula kabul edilmesini tavsiye ediyordu.

Kabul edileceklerdi…

Nuri Dersimi, II. Abdülhamid'in politikalarına yönelik şunları söylüyor:

"Pederim Mılla İbrahim, Ağzunik köyünde açtığı medresede, isimleri zikredilen aşiret reislerinin evlat ve efradının tahsillerine çaba göstermiş, ruhunda kaynayan milli emelleri bu gençlere telkin etmişti.

 Pederim Mılla İbrahim'in yetiştirmiş olduğu bu talebeler, Türk hükümdarlarından Sultan Hamid tarafından İstanbul'a götürülerek, dört yıl süreyle Yıldız Sarayı'nda eğitim gördükten sonra çeşitli Kürt illerine (yaver yüzbaşı) ve (vali yardımcılığı) görevleri ile ödüllendirilmişti.

Sultan Abdülhamid'in en çekindiği şey, Kürt aşiret reislerinin herhangi bir yabancı teşvikiyle istiklal talebinde bulunmak üzere isyan etmeleri sorunuydu.

Bunun için, Kürt aşiret reislerini İstanbul'a getirterek, Yıldız Sarayı yakınlarında özel bir dairede misafir ederek, hürmet ve muhabbetlerini kazanmak istemişti.

Bu amaçla, Kürt aşiret reislerinin çocuklarına İstanbul-Beşiktaş'ta Aşiret Mektebi adı altında bir okul kurmuştu.

1895 yılında kurulmuş söz konusu okula 4. ve 6. Ordular bölgesinde bulunan aşiret reislerinin 10-15 yaşlarında olan çocukları getirildi. Ve 4 yıl süreyle bir eğitim yaptırıldıktan sonra her biri (Yaver-i Fahri, Hazret-i Şehriyari) unvanıyla kendi bölgelerine gönderilerek, reislerinin memnuniyetleri sağlanırdı.

Ve bunlar kendi çevrelerinde padişahtan gördükleri iltifat ve yardımları aktarır ve aşiretlerin padişaha olan bağlılıklarını sağlamaya yardımcı sayılırlardı."


Hasan Hayri Bey ve Osmanlı eğitim sistemi

Hasan Hayri Bey, Aşiret Mektebi'nde eğitim almıştı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden elde edilen belgelere göre, 52 Karabali Hasan Hayri ef/ Mamuretülaziz kaydıyla Hasan Hayri Bey oldukça başarılı bir öğrenci idi.

Aşiret Mektebi'nde alınan eğitimden sonra öğrenciler Mülkiye'ye veya Harbiye'ye devam ediyordu.

Hasan Hayri Bey'de, tahminen 1894 yılında Aşiret Mektebi'ne başlamış ve 1898 yılında Harbiye'den mezun olmuştu.

Hasan Hayri Bey'in Aşiret Mektebi'ne girişinin tarihsel çerçevesi bu oluyor.

Osmanlı eğitimi aldıktan sonra süvari teğmen olarak göreve başlıyor. Hasan Hayri Bey Kürtçe, Türkçe, Fransızca, Arapça ve Farsça biliyordu…

Kısacası, Hasan Hayri Bey, Alevi-Kürt Dersim bölgesinin etnik ve inançsal yapısından oldukça farklı bir eğitim sistemi içinde yetişmiş bir şahsiyetti...

 

Devam edecek...

 

 

Kaynaklar: 

*Janet Klein, "Çevreyi İdare Etmek: Osmanlı Devleti ve Hamidiye Alayları", İsmet Akça ve Evren Balta Paker (Der.) Türkiye'de Ordu, Devlet ve Güvenlik Siyaseti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010-İstanbul

*Martin Van Bruinessen, Kürdistan Üzerine Yazılar, İletişim yayınları, 2010-İstanbul

*Hans -Lukas Kieser, Iskalanmış Barış, İletişim Yayınları, 2010-İstanbul

*Odile Moreau, Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu Askeri "Yeni" Düzen" in İnsanları ve Fikirleri 1826-1914, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010- İstanbul

* Hüseyin Irmak, "Osmanlı Belgelerinde Dersime Dair Bazı Örnekler, Şükrü Aslan (Der) Herkesin Bildiği Sır: Dersim, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010-İstanbul

*Aşiret, Mektep, Devlet: Osmanlı Devleti'nde Aşiret Mektebi, Aram Yayıncılık, 2001- İstanbul

*Hüseyin Akar, Dersim'den Portreler, Kalan Yayınları, 1999- Ankara

*Nuri Dersimi, Hatıratım, Dersim Araştırmalar Merkezi,1. Baskı, 2014- İstanbul

*Dilan Konak, Kangozade Hasan Hayri Bey'in Yaşamı ve Siyasi Faaliyetleri, Yıldız Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Lisans Bitirme Ödevi

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU