Akil İnsanlar Heyeti'nin son toplantısı: Dün bugündür... Gezi olayları (4)

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Haziran 2013'te Dolmabahçe'de Akil İnsanlar Heyeti üyeleriyle son kez bir araya geldi / Fotoğraf: AA

26 Haziran 2013'te Dolmabahçe'de gerçekleştirilen Akil İnsanlar Heyeti'nin son toplantısında, çözüm süreci ile Gezi Parkı olayları arasındaki ilişki de gündeme geldi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Celalettin Can, Gezi direnişinin barış süreci ve demokratikleşme adımları açısından taşıdığı anlamı dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a anlatmaya çalıştı. Can, Gezi sürecinin yalnızca Kürt meselesiyle sınırlı olmayan, başta Aleviler olmak üzere toplumun farklı kesimlerini kapsayan güven verici adımlara ve demokratikleşme ihtiyacına işaret ettiğini savundu.

Dizinin bu son bölümünde Can'ın Gezi olayları üzerinden çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeleri, Erdoğan'la yaşadığı diyalog ve toplantının sonunda yaptığı genel değerlendirme yer alıyor. (-ed.n.t.)


Gezi olayları hakkında

Başbakanla diyaloglarımızda asıl sıkıntı Gezi Parkı olaylarını gündeme getirince yaşandı. Ben Gezi direnişinden söz etmeye başladığım sırada sözümü keserek "Ben sizin Gezi'ye nasıl baktığınızı biliyorum, ne yaptığınızı da... Ama gündeme getirmedim. Neden? Çünkü barış süreci ile bunun ilgisi yok. Lütfen gündeme getirmeyelim" dedi. Ben "İlgisi var" diye ısrar edince, Başbakan aynı ısrarla "Yok." dedi, ama her şeye rağmen aşağıdaki görüşlerimi ifade edebildim...

Bu noktada bir tespitim ve buna bağlı olarak bir önerim olacak. İstanbul'da bir parka ilişkin merkezi tasarrufa gösterilen tepki, Kürt meselesinin çözümünde Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı'nın ne kadar yakıcı bir sorun olduğunu ortaya koymuştur. Son bir ayda yaşananlar en azından toplumun bir kesiminde ‘Doğu'da yaşanan devlet şiddeti Batı'nın meydanlarına mı taşınıyor?' kaygısını yarattı. Hükümetin barış süreci ve şiddetsiz bir toplum yaratılması konularındaki duruşuna ilişkin kuşkular arttı. Söz konusu kaygı ve kuşkular sadece Batı'daki laik/seküler halk kesimlerinde görülmedi; Kürtler de benzeri kaygıları çok daha derin yaşadılar, hâlen de yaşıyorlar. Ama onlar çok daha dikkatli ve temkinli davrandılar. Nitekim Sayın Başbakan, dün yaptığınız grup toplantısında Kürt kardeşlerinize teşekkür ettiniz. Benim kanaatime göre Gezi süreci, Güven Verici Önlemler paketinin süratle uygulanması ve ikinci aşamaya tekabül eden demokratikleşme adımlarının sadece Kürtleri değil, başta Aleviler olmak üzere bütün Türkiye halkını kapsaması gerektiği gerçeğini ortaya çıkardı. İfade ettiğiniz gibi sorun sadece Gezi'den ibaret değil... Elbette fırsatçılar da vardı. Bir kısım dış güçler de iç ve dış siyaseti belirli bir çizgide tutmak için hadiseyi kendi açılarından kullanmış olabilirler, sermaye birikim biçimlerinden rahatsız olan kimi finansal çevreleri de... Ama demokratik tepkiye gösterilen ‘orantısız' reaksiyonun demokrasi dışı organizasyonlara hareket sahası sağladığını da görmüş/yaşamış bir insan olarak bu noktanın hiç unutulmaması gerektiğini ifade ediyorum. Demokrasi dışı organizasyonların dışında kalan laik/seküler gençlik, sol ve halk kesimleri farklıydı. Hadisenin tamamen Kürt karşıtı, çözüm karşıtı bir mecraya sürüklenmesini sadece Kürtler değil, onlar da engelledi. AK Parti'nin bilinebilir politikalarına tepkiler vardı ama Kürt meselesinin çözümü politikasına tepki çok zayıftı, hatta yok gibiydi.

Kısacası kentlerde, özellikle İstanbul'da Gezi ile başlayan çatışmalarda taraf olan kesimlerin çok büyük bir bölümü Kürt meselesinin çözümüne en dolaysız destek veren kesimlerdi. Polis çözümden yana kesimlerle çatışıyordu aslında. Gezi'de Türkiye, hakkında bir fikir edinmeye zaman ve ortam bulamadığı yeni bir kuşakla da tanıştı. Eski muktedirler 68'lilere ve 78'lilere yok etme kaderini biçmişti. 2013'te tarih sahnesine çıkmanın sancılarını yaşayan bu kuşakla ilgili umudum, hiç bilmediği korkuyla tanışmadan barış içinde yaşayabilmesi ve zamanı gelince ülkesini yönetebilmesidir.


Karşılıklı diyaloğun zorlayıcılığına rağmen Gezi ile ilgili bu derli toplu anlatımımdan sonra bir iki şey daha söyleyecektim ki Başbakan biraz da gergin bir şekilde araya girdi ve konuştuğumuz tüm şeylerle ilgili yeniden cevap verdi. Bitirince, "Görüşlerinize saygı duyuyorum, ama katılmıyorum Sayın Başbakanım" deyince, "Teşekkür ederim" dedi ve konuşmamız bitti.

Sonuç olarak, ben konuşurken Başbakan sık sık araya girdi ve konuşma doğal akışı içinde yer yer karşılıklı diyalog ve tartışmaya dönüştü. Görüşmelerimi itirazsız bir atmosferde anlatma olanağını bulamasam da bütünlüklü anlatabildim... Ancak şunu da belirtmekte yarar var; herhangi bir nezaketsizlik yaşanmadı.

(Prof. Baskın Oran,
Kürt barışında Batı cephesi,
Ben Ege'de akilken)

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU