Yeni koridorlar ve Türkiye'nin bağlantısallık stratejisi

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Görsel: AA

Küresel ticaret yolları yeniden şekillenirken rekabet, malların hangi güzergâhtan taşınacağı sorusunu aşıyor. Limanları, demiryollarını, enerji hatlarını, denizaltı internet kablolarını ve dijital lojistik sistemlerini bir araya getiren yeni bir jeoekonomik mimari kuruluyor. Hindistan, İsrail ve İtalya arasındaki işbirliği ile İtalya’nın Afrika açılımını temsil eden Mattei Planı bu dönüşümün parçaları. Türkiye açısından asıl mesele, geleceğin bağlantısallık düzeninde kimin kuralları belirleyeceği ve kritik altyapıyı kimin yöneteceği.


Limanlardan veri ağlarına

Begin Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi (BESA) tarafından yayımlanan bir analiz, Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile Mattei Planı’nın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. IMEC, Hindistan’dan Körfez’e, oradan Levant ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya uzanan doğu batı eksenini oluşturuyor. Mattei Planı ise Akdeniz’den Afrika’nın içlerine uzanan bir boyut ekliyor. Böylece Avrupa ile Hint Pasifik arasındaki ekonomik bağlantı, Afrika’ya doğru genişleyen bir yapıya kavuşuyor.
Bu mimaride Hindistan, İsrail ve İtalya farklı işlevler üstleniyor. Hindistan ekonomik ölçeği ve dijital lojistik altyapısıyla doğu ucunu oluşturuyor. İsrail, Hayfa Limanı ve güvenlik teknolojileriyle Akdeniz ile Levant arasındaki bağlantıda öne çıkıyor. İtalya ise Trieste gibi limanları ve Avrupa içlerine uzanan ulaştırma ağlarıyla batı ucunu tamamlıyor.

Peki bu işbirliğini farklı kılan ne? 

BESA analizinin üzerinde durduğu nokta, fiziki ulaştırmanın dijital altyapıyla bütünleştirilmesi. Hindistan’ın Birleşik Lojistik Arayüz Platformu ile İtalya’nın Ulusal Lojistik Platformu arasında öngörülen entegrasyon, gümrük işlemlerini, yük takibini ve veri paylaşımını ortak sistemler üzerinden yürütmeyi hedefliyor. Denizaltı fiber optik kabloları, uydu takip sistemleri ve siber güvenlik altyapısı da bu çerçevenin parçaları.

Google ve Telecom Italia Sparkle ortaklığıyla geliştirilen Blue Raman denizaltı kablo sistemi bu yaklaşımın örneklerinden biri. İtalya ile İsrail arasındaki bağlantıyı Ortadoğu üzerinden Hindistan’a uzanan veri hattıyla birleştiren proje, Mısır üzerinden geçen mevcut güzergâhlara alternatif oluşturmayı hedefliyor. Kızıldeniz ve Babülmendep çevresindeki güvenlik riskleri, veri akışında alternatif güzergâhlara sahip olmanın önemini artırıyor.

Burada yeni bir güç unsuru ortaya çıkıyor. Bir ticaret koridorunu işleten aktör, malların hareketini kolaylaştırırken veri akışını ve lojistik standartları da etkileyebilir. Kritik altyapının güvenliği üzerindeki denetim, ekonomik ilişkilerde yeni bağımlılık biçimleri yaratabilir.


Büyük tasarım, sınırlı ilerleme

Ancak bu mimari henüz tamamlanmış bir sistem değil. Gazze savaşı, Suudi Arabistan ile İsrail arasında beklenen normalleşmeyi çıkmaza soktu. Ürdün üzerinden Hayfa’ya uzanacak demiryolu bağlantılarındaki eksiklikler, IMEC’in fiziki ayağını zayıflatıyor. Yüksek finansman ihtiyacı da projenin önündeki engellerden biri.

Kurumsal yönetim ve finansman düzenindeki belirsizlikler de çözüm bekliyor. Sınır aşan anlaşmazlıkları ele alacak ortak mekanizmaların eksikliği, koridorun işlerlik kazanmasını güçleştiriyor.

Dijital altyapı bu gecikmeler sırasında ilerleme sağlayabilir. Ancak yazılım entegrasyonu, trenlerin geçeceği rayların veya sınır kapılarının yerini tutamaz. IMEC’in teknolojik iddiasıyla sahadaki gerçekleşme düzeyini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Mattei Planı ise İtalya’nın Afrika’daki enerji, kalkınma ve göç politikalarını ortak bir çerçevede yürütme arayışını yansıtıyor. Başlangıç için öngörülen 5,5 milyar avroluk kaynak, hedeflerin kapsamı karşısında sınırlı kalabilir. Buna rağmen Roma’nın Avrupa kaynaklarını, enerji yatırımlarını ve Afrika’daki ilişkilerini aynı stratejik çerçevede değerlendirmesi, Akdeniz’deki güç dengelerini etkileyebilir.


Türkiye için üç boyutlu rekabet

Türkiye açısından risk, IMEC’in Anadolu’yu baypas etmesiyle sınırlı değil. Hayfa ile İtalya arasındaki lojistik bağlantının gelişmesi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dışında şekillenen bir ekonomik ve teknolojik ağ oluşturabilir. Denizaltı veri kabloları, enerji bağlantıları ve liman yatırımları, deniz yetki alanları konusundaki rekabete yeni boyutlar kazandırabilir.

Afrika’da da benzer bir kesişme söz konusu. Mattei Planı, Türkiye’nin Libya, Somali ve Sahel kuşağındaki faaliyetleriyle aynı coğrafyada karşılaşıyor. Ancak İtalya ile Türkiye arasındaki ilişkiyi kaçınılmaz bir rekabet olarak değerlendirmek doğru olmaz. Roma’nın Avrupa Birliği kaynaklarına erişimi ile Ankara’nın sahadaki siyasi, askerî ve ekonomik varlığı, ortak projeler için fırsatlar yaratabilir.

Türkiye’nin ilk seçeneği, Irak Kalkınma Yolu’nu hızlandırmak. Büyük Fav Limanı’ndan Ovaköy’e uzanacak demiryolu ve otoyol ağı, Körfez’i Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayabilir. Irak’taki siyasi ve idari sorunlar, finansman belirsizliği ve güvenlik tehditleri çözülmeden bu hedefe ulaşmak güç görünüyor.

İkinci seçenek, Hazar geçişli Orta Koridor’un kapasitesini artırmak. Bakü, Tiflis ve Kars üzerinden Türkiye’ye ulaşan hat, Asya ile Avrupa arasındaki bağlantının mevcut unsurlarından biri. Ancak Hazar geçişindeki aktarma sorunları, yüksek taşıma maliyetleri ve gümrük uyumsuzlukları koridorun rekabet gücünü sınırlıyor.

Üçüncü boyut dijital altyapı. Türkiye, Kalkınma Yolu ve Orta Koridor boyunca fiber optik hatları, veri merkezlerini, gümrük sistemlerini ve siber güvenlik kapasitesini birlikte geliştirmeli. Fiziki bağlantıların verimli işlemesi, bu ağların uyumlu dijital sistemlerle desteklenmesine de bağlı.


Coğrafyadan bağlantısallığa

Türkiye’nin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, IMEC ve Körfez merkezli projeler arasında bir tercih yapmak zorunda olduğu düşünülmemeli. Ankara’nın çıkarı, farklı güzergâhlarla bağlantı kurabilen ve bu ağların işleyişini etkileyebilen bir merkez haline gelmekte yatıyor.

Bunun için İtalya ile Afrika’da ortaklık imkânları araştırılmalı. Körfez ülkelerinin Kalkınma Yolu’na katılımı güçlendirilmeli. Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde dijital gümrük ve lojistik entegrasyonu ilerletilmeli.

Coğrafi konum, Türkiye’ye önemli bir hareket alanı sağlıyor. Ancak bu avantajın ekonomik ve stratejik güce dönüşmesi, altyapının niteliğine, dijital kapasiteye ve uluslararası işbirliklerine bağlı. Türkiye’nin hedefi, malların içinden geçtiği bir transit ülke olarak kalmak yerine ticaretin, verinin ve yatırımın yönünü etkileyen bir bağlantı merkezi haline gelmek olmalı.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU