Sultan Abdülaziz dönemi fon krizi

Muhammet Hamza Parlak Independent Türkçe için yazdı

Sultan Abdülaziz, 1875’teki mali iflasın ardından derinleşen siyasi krizin sonunda 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi.

Türkiye iki haftadır tek bir mevzuyu konuşuyor: Fon krizi. Eylül ortasında bazı portföy şirketlerinin fonları yatırımcıya parasını veremeyince, Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül’de 7 şirkete ait 131 fonu tasfiyeye aldı. Bu fonlarda 455 bin 758 yatırımcının yaklaşık 826 milyar lira, yani 17 milyar dolar civarında parası var. Soruşturmanın odağında krizden günler önce fonlardan çıkanlar bulunuyor.

Böyle bir hadise tarihe aklımıza 1875 yılında yaşananları getiriyor. Zira Osmanlı’nın ilk büyük mali iflası olan Ramazan Kararnamesi de aynı soruyu doğurmuştu: Haberi önce kim aldı? Kim sattı?

Ama bu hikâyedeki asıl ders, sadece kimin sattığı değildi. Bir mali krizin, bir padişahın tahtından edilmesi yolunu nasıl adım adım döşediğiydi.
 

Osmanlı Devleti’nin dış borçlanma sürecinde kullandığı tahviller, 1875’teki mali krizin simgelerinden biri hâline geldi
Osmanlı Devleti’nin dış borçlanma sürecinde kullandığı tahviller, 1875’teki mali krizin simgelerinden biri hâline geldi

 

Günü kurtarma masalı: 15 anlaşma, dipsiz bir kuyu

Kırım Savaşı’nın masraflarını karşılayamayan hazine, 1854’te Sadrazam Mustafa Reşid Paşa döneminde ilk dış borç anlaşmasını imzaladı. Devam eden süreçte borçların ardı arkası kesilmedi. Borçlar maliyeye yardımcı olmaktan çıkarak günü kurtarma aracına dönüştü. Osmanlı maliyesi böylece giderek Avrupa sermaye piyasalarına bağlandı. 1854 ile 1874 arasında 15 dış borç anlaşması yapıldı. Nominal toplamı yaklaşık 238,8 milyon lirayı buldu. Düşük ihraç fiyatlarından, komisyonlardan ve masraflardan doğuyordu; hazinenin eline geçen miktar yaklaşık 127,1 milyon liraydı.

Devlet borçlanıyordu fakat borçlandığı rakamın tamamını kullanamıyordu. Yeni borcun önemli bir bölümü eski borçların çevrilmesine, bütçe açıklarının kapatılmasına ve cari harcamalara gidiyordu. Borç, maliyenin geçici yardımcısı olmaktan çıkmış, ayakta kalma biçimine dönüştü.

Sultan Abdülaziz’in bu borçlanmalardaki payı büyüktü lakin kendince borçlanmakta da haklıydı. Askerî gücü, bilhassa da donanmayı güçlendirmek istiyordu. Rusların Kırım’daki yenilginin öcünü almak isteyeceğini sezmişti. Avrupa’dan zırhlı gemiler sipariş edildi, Osmanlı donanması dünyanın en büyükleri arasına girdi. Bir yandan demiryolları için kaynak aranıyor, bir yandan Çırağan Sarayı inşa ediliyor, 1867’de bir Osmanlı padişahı ilk kez Avrupa’ya seyahat ediyordu. Orduya modern silah ve toplar alınıyordu. Bunlar tek başına imparatorluğu batırmadı. Ama devletin gelir ve gider arasındaki mesafeyi her sene biraz daha açtı. Elbette bunun bir sonu olacaktı ve o son çok yakındı.


Çıkmaz sokak: Kıtlık, isyan ve boşalan hazine

1875 mali yılına gelindiğinde bütçe açığı 5 milyon lirayı aşmıştı. Aynı yıl ana para ve faiz için yaklaşık 14 milyon liralık dış borç taksiti gerekiyordu. Toplam dış borç stokuna dair tahminler 195 ile 214,5 milyon lira arasında değişiyor. Yıllık borç ödemesi devlet gelirlerinin yarısından fazlasını yutuyordu. Rumeli’deki isyanlarla uğraşan ordunun da acilen 2 milyon liraya ihtiyacı vardı.

Hükümetin önünde 3 yol vardı: Daha fazla vergi toplamak, yeni borç bulmak, harcamaları kısmak. Hükümet bunların hiçbirini yapamadı. Anadolu’da kıtlık felakete dönüşmüştü, vergi tahsil edilecek hâl kalmamıştı. Yeni borç bulmak 1873’te Viyana’da başlayan mali buhranla imkânsız hâle gelmişti. Geriye tek seçenek kaldı: Mevcut borçların ödeme şartlarını değiştirmek.


Bomba etkisi yaratacak karar

Sadrazam Mahmud Nedim Paşa idi. Halk arasında "Rus Nedim" diye anılırdı. Son yıllarda bununla ilgili yapılan çalışmalara bakarsak bütün felaketi tek başına onun ve Rus sefiri İgnatyev’in hanesine yazmak hata olur. Nedim Paşa’nın içine düştüğü çaresizliği bir kenara atmak olmaz.

Konu bir komisyona inceletildi. Bu komisyonda Mithat Paşa da vardı: 5 Ekim 1875 tarihli komisyon mazbatasında Mithat Paşa’nın yanı sıra Mahmud Nedim, Rıza, Safvet ve Yusuf Ziya paşaların isimleri geçiyor (Devlet Arşivleri, İ.MMS 53/2369; belgeyi Şeyma Peker’in kitabındaki aktarımdan biliyoruz). Kararlar padişaha onaylatıldıktan sonra, 6 Ekim 1875’te kararname yayımlandı. Dış borç taksitinin yarısı nakden ödenecek, yarısı için 5 yıl vadeli, yüzde 5 faizli yeni tahvil verilecekti. Ödenmeyecek 7 milyonun 5’iyle bütçe açığı kapatılacak, 2’siyle ordunun ihtiyacı karşılanacaktı. Kararname ve tebliğler 30 Ekim’de kanunla onaylandı, 35 milyon liralık yeni tahvil çıkarıldı.

Fakat bu karar Avrupa’da sıradan bir mali tedbir olarak görülmedi. Çünkü Osmanlı Devleti, alacaklılarla müzakere etmeden ödeme şartlarını tek taraflı değiştiriyordu.


Galata’da bir pazartesi
 

 

Kararname 6 Ekim’de çıktı. Ama panik 2 gün önce başlamıştı. 6 Ekim 1875 tarihli *The Levant Herald*, "Galata Paniği" başlıklı yazısında pazartesi günü, yani 4 Ekim’de borsada yaşananları anlatır. Gazete bazı kişilerin fonları düşürmekte çıkar bulduğunu ima eder ve hükûmetin basına getirdiği kısıtlamaların halkı söylentiye açık bıraktığını yazar.


İçeriden bilgi alanlar: Sırrı kim sızdırdı, kim zengin oldu?

Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir’de faiz indirimi kararının son derece gizli tutulduğunu, buna rağmen bazı kişilerin karar açıklanmadan önce tahvil işlemleri yaptığını yazar. Ona göre Mithat Paşa, karardan önceki gece sarrafıyla haberleşip kendi hesabına büyük miktarda konsolid satmıştır; karar duyulunca fiyatlar yarıya inmiş, satış büyük kazanç getirmiştir. Aynı sayfada Mahmud Paşa ile Rus elçisine bağlı sarrafların da büyük miktarda kâğıt satıp kazandığı belirtilir.

Yılmaz Öztuna, Mithat Paşa, Damat Mahmud Paşa ve İgnatyev’in kararın ilanından önceki gece ellerindeki tahvilleri sattığını, padişahın ise tahvillerini elinde tutup 3 milyon altın zarar ettiğini yazar. Padişahın zararını Hafız Mehmet Bey de 1906’da yaklaşık 6 milyon liralık konsolid üzerinden 3 milyon lira olarak anlatır.

Sadâret Müsteşarı Said Efendi üzerinden aktarılanlarda şunlar vardır: Kristaki, faizlerin yarıya ineceği haberini sormuş, kendisine bilgi verilmediği için 30 bin liralık fırsatı kaçırdığını, başkalarının ise kazandığını söyler. Ama kazananların kim olduğunu söylemez.

Mithat Paşa ise hatıratında (*Mir’ât-ı Hayret*) kararın diplomatik boyutuyla ilgilendiğini, yabancı elçiliklerin önceden onay verdiği iddiasını Mahmud Nedim’e sorduğunu ve onayın Rus elçiliğinden geldiğini öğrendiğini anlatır. *Levant Herald*’ın anlattığı panik de bununla uyumludur: Düşüş, ilan gününden önce başlamıştı. Tek tek küçük satışlarla değil, piyasayı sarsacak toplu bir hareketi gösteriyordu.


İtibar kaybından kanlı sona

Asıl hikâye burada başladı.

6 Ekim’den 1 hafta önce, 30 Eylül Perşembe günü, Hüseyin Avni Paşa Seraskerlik görevinden alınmış, yerine Rıza Paşa getirilmişti. Yani Abdülaziz’i 7 ay sonra indirecek ekibin kilit isimlerinden biri, kararnameden 1 hafta önce iktidarın dışında bırakılmıştı.

Kararname Avrupa’da tahvil sahiplerini ayağa kaldırdı. 19 Ekim 1875’te Londra’da Cannon Street’teki City Terminus Hotel’in büyük salonu milletvekilleri, bankerler ve aristokratlarla dolup taştı. Tahvil sahipleri, 1868’de kurulan Corporation of Foreign Bondholders etrafında birleşti. Osmanlı Devleti artık yalnızca borçlu değil, güvenini yitirmiş bir devletti. Nisan 1876’da hükûmet bütün borç ödemelerini durduracaktı.

Kriz zinciri işliyordu: Devletin borç problemi tahvili düşürdü, bankalar zorlandı, kredi pahalılaştı, ticaret daraldı, kıtlık derinleşti. Hazinenin boşluğu, bir meşruiyet meselesi hâline getirildi. Mahmud Nedim Paşa, kararnameyi çıkaran sadrazam olarak bu itibar kaybının ilk kurbanı oldu. 11 Mayıs 1876’da düştü. Amerikan elçisi Maynard, Washington’a gönderdiği raporda kararnamenin onu çıkaran sadrazam için çok yıkıcı olduğunu ve padişahın düşüşünü hızlandırmada payı bulunduğunu yazacaktı.

Sadrazamın düşüşüyle birlikte bu yolu açanlar sahneye döndü. Hüseyin Avni yeniden Seraskerliğe getirildi, Mithat Paşa kabinede yer aldı. 3 hafta sonra, 30 Mayıs 1876’da Abdülaziz, Şeyhülislam’ın fetvasıyla hal edildi. 4 Haziran’da Feriye Sarayı’nda ölü bulundu. Öldürüldüğü açıktı ama resmî kayıtlara intihar diye geçti. Mithat Paşa ise 1881’de Yıldız Mahkemesi’nde bu ölümden sorumlu tutularak idama mahkûm edildi fakat cezası sürgüne çevrildi, Taif’te 1884’te hayatını kaybetti.


Siyasi bir suikast aracı olarak mali kriz

Mithat Paşa’nın krizi bilerek körükleyerek Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi için gerekli taşları bir bir döşedi. Büyük bir yatırımcı kitlesini kapsayan bu büyük kriz, yurt içinde ve yurt dışında birçok kişiyi mağdur etti. Böylelikle Sultan Abdülaziz’e büyük bir tepki doğdu. Mahmud Nedim Paşa bunun bedelini sadrazamlığını kaybederek öderken Sultan Abdülaziz canıyla ödedi.

İflas ilanı, bir hükûmeti yıkmak isteyenlere en keskin silahı vermiş, Mahmud Nedim’in itibarını yıkan kararname, Abdülaziz’in meşruiyetini aşındıran borç, kıtlık ve ekonomik dengenin sarsılmasıyla birleşmişti. Bu zincirin sonunda tahttan inen padişah, tahttan indirenlerin hazırladığı bir mali buhranın kurbanı oldu.


150 yıl sonra aynı sahne

Kriz 15 Eylül’de bir portföy şirketinin bazı fonlarında iade ödemelerini aksatmasıyla başladı. Ertesi gün başka bir şirketin 2 fonu da yatırımcıya parasını veremedi. Aynı gün Borsa İstanbul’da endeks yüzde 5’in üzerinde düştü, devre kesici devreye girdi. 17 Eylül’de SPK tasfiye kararını verdi. Bir fon 2021’den bugüne 524 kat artmıştı. Böyle bir getiri, ya mucizedir ya da hesapsızlık. Çoğu insan birincisine inanmayı tercih etti. Tıpkı 1875’in tahvil sahibi gibi bugünün yatırımcısı da hesap yapmadı; parasını verdiği sisteme güvendi.

Sonra 1875’in suali aynen yeniden soruldu.


Düyun-ı Umumiye’ye uzanan yol

Ramazan Kararnamesi’nden sonra 6 yıl boyunca devletin kredisi çöktü. Aralık 1881’de Muharrem Kararnamesi çıkarıldı. Borçlar yaklaşık yarı oranında indirilerek yeniden yapılandırıldı. Karşılığında alacaklıların temsil edildiği Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu. Tuz, tütün, ipek, damga resmi gibi mühim gelirler bu idarenin eline geçti. Kaybedilen güvenin bedeli yalnız parayla değil, Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığıyla, canından olan bir padişahla ödendi.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU