İmamoğlu'nun İBB davasındaki savunması 2. gününde sürüyor: Aklanması gereken kişi ben değilim

"Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün"

Fotoğraf: AA (Arşiv)

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 99. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor. 

Savunmasının ilk gününü dün tamamlayan Ekrem İmamoğlu, savunmasının 2. gününde yaptığı konuşmada, İstanbul’da dün yaşanan yağmur ve sel olaylarında hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diledi. 

Yoğun bir sel ve su baskınıyla karşılaşan İstanbul için 1986'dan bu yana yaşanan en yoğun yağmur yağışından bahsedildiğini aktaran İmamoğlu, şunları söyledi:  

1986'da, 6 milyonu biraz aşan nüfusta bir İstanbul, 94 yılında 8,5 milyon civarında bir İstanbul ve 2019'da, yani 25 yıllık bir yönetimle bulunduğu esnada ,2019'da 15 milyonu aşan, 15,5 milyon ve 16 milyona yaklaşan nüfusuyla bir İstanbul. Yani temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogram veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele, esasen bir yerleşimle ilgili nüfus planlamasıyla, kentleşmeyle ilgili izah edilebilir, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Yani bugün baktığınızda, Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde çok yoğun ve şaşırtıcı görüntülerin olduğu bir bölüme baktığınızda, arada kurulmuş olan, vadiye yerleştirilmiş olan son 10-15 yılın yüzbinlerce nüfusunun bir dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını, bundan ayrı tutamazsınız. Yani derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur. Bu davayla çok ilgilidir. 

“İstanbul, rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı meşgul ediyor”

Çünkü İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor. Dedim ya savunmamda buna özel, özenli bir şekilde özellikle konuları geldiğinde bahsedeceğim bazı kıyaslamalar ortaya koyarken. Fakat tek başına Sazlıdere Barajı'nın, neredeyse İstanbul'un görünmeyen ama en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre, sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, bunun hiçbir teknik altyapısının olmamasının… Bakın şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil. 

Böyle bir ortamda, böyle bir müdahalenin yapıldığı bir ortamda, bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu'nu İstanbul'da istemedi. Ekrem İmamoğlu'nu derken, temsil ettiğimiz belediyeciliği istemedi. Hani kulelere kızılıyordu. Bizim karşı çıktığımız kuleler bile Ankara'dan izin alarak işine devam etti. Niye Resul Emrah Şahan burada? Taş Yapı kulesine baktığınızda o beton yığınını gördüğünüzde bunun cevabını çok rahatlıkla bulabilirsiniz.

“Bugün yaşananların sorunu dündedir”

Ekrem İmamoğlu, İstanbul’a dün 1986’dan bu yana yaşanan en fazla yağışın düştüğünü dile getirerek, “Bugün yaşananların sorunu dündedir, bugünde değildir ve ne yazık ki aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır. Yol arkadaşları, belediye başkanları burada tutsaktır ya da başka davalardan başka bir şekilde tutsaktır” diye konuştu.

İçinde bulunduğu durumu, “kötülerle mücadele” şeklinde adlandırdığını söyleyen İmamoğlu, Halk TV’ye kayyım atanmasının da fon soygununun da kendileriyle ilişkili olduğunu söyledi. 

İmamoğlu, “Dün Meclis’e fonla ilgili kanun tasarısının sunulduğu esnada oraya bir Maliye Bakanı'nın göbeğindeki kurum SPK'nın başkanının gelememesi bizimle ilişkili. Bütün Türkiye'nin ve aziz milletimizin bütün bunları görmesini diliyorum. Görmelerini engelliyor olabilirler, geliyor olabilirler ama bilsinler ki aile büyüğümün dediği gibi, kulağımızı 87 milyonun kulağını kesemeyeceklerine göre bu kulaklar duyacak. Bu kulaklar duyacak. Duymaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu vurgunlara karşı dimdik duracağız” dedi.

“31 Mart’ta şok oldular, alabora oldular”

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart operasyonunun düzeninin 31 Mart 2024 itibarıyla kurulduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: 

Beklemedikleri bir yenilgiyi aldılar. Beklemedikleri. Şok oldular. Ters yüz oldular, alabora oldular. Sayın Özgür Özel'in liderliğindeki siyasi mücadele muazzam bir zafer kazandı, millet adına. Bu zafer, 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur AK Parti'nin. Dolayısıyla 2024'ün hemen sonrasında tetiğe basıldı. Süreç konuşulmaya başlandı. Kesemedikleri bu kulak, bunu duymaya başladı. Ne zaman? Mayıs, Haziran aylarında duymaya başladı: İstanbul'a ve sana gelecekler. Ve biz, bu müdahalenin ilk yerinin, özellikle kurcaladıkları noktanın sonrasında bütün üyelerini değiştirerek ahmak davası ile ilgili istinafta kararı çıkartmayı başardıkları o davayla ilgilenmeleriyle öğrendik. 

Kapılarını nasıl aşındırdıklarını, oradaki insanları nasıl tehdit ettikleriyle öğrendik. 2024'ün Mayıs, Haziran aylarında ve akabinde yaz döneminde İstanbul'a bir başsavcı atanacağını, bunun bir bakan yardımcısı olacağını ve İstanbul'da bir operasyona başlanacağını, Temmuz'da Haziran'da duydum. Ben bunu arşivi açın bakın bu kaygılarımı ve bu duyduklarımın karşısındaki sert cevabımı ya Ağustos sonudur ya Eylül başıdır, Sözcü TV'ye katıldığım bir programda alıp izleyin oradaki tepkimi göreceksiniz. Yargının üst düzey yetkilileri, İstanbul'da da Ankara'da bunu konuştu. Ve bu duyduklarımın en yakın şahidi… Ki kendisiyle çok büyük bir uyum içerisinde millete hizmet yolunda and içmiş bir kimlikle Sayın Özgür Özel çok iyi bilir. Çünkü onunla bu süreçlerdeki hangi tespiti yakalamışsam paylaştım. Kendisi de biliyorlar. Evet Ekim'in başında siyasi görevden hukuksuz bir biçimde İstanbul'a atanan görevlendirilmiş kişi, İstanbul'daki mücadelesine, benimle olan mücadelesine başladı ve bu mücadele işte 19 Mart'a gelene kadar Esenyurt'la birlikte kendini göstermeye başladı.

“Aradım randevu istedim" 

Ekrem İmamoğlu, Akın Gürlek İstanbul’da göreve geldiğinde, hayırlı olsun ziyareti için kendisini aradığını anlatarak, şunları söyledi: 

Aradım, ‘Sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?’ dedim, ‘Çok yoğunum’ dedi. ‘Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim’ dedim. Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle, ‘E ben hemen çözmeye…’ dedi. ‘Çözmek değil bana bu hafta randevu verin ya da vermeyin’ dedim. Bu kadar net. Çarşamba günü 30 Ekim'e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı.Bir gün önce de o randevuyu iptal etti. 

Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum, ikinci kişiyi de biliyorum, üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda.

“Hukuk kılıfına sokulmuş siyasi operasyon”

19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmaya çalıştığını dile getiren İmamoğlu, “19 Mart sabahından bugüne kadar ve her durakta aynı şeyi göreceksiniz. Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon, hem de vahşi bir operasyon. İçinde işkence var. İçinde zulüm var. İçinde insan haklarına aykırı her şey var. Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluklar, hukuksuzluklar o kadar çok ki ve o kadar bariz ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez” şeklinde konuştu. 

“Hükmü millet verecek” 

İmamoğlu, bugün burada yargılananın kendisi değil bu iddianame, iftiraname olduğunu belirterek, “Onu yazdıranlardır ve onu yazanlardır. Hükmü de her zaman ifade ettiğim gibi ve her zaman olduğu gibi, tarihten nice örneklerini göreceğiniz gibi millet verecek.Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır” dedi. 

19 Mart operasyonlarının ardından yaşananları milletin gördüğünü söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti: 

Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi. Bir türlü de akıllanmıyoruz. Erki eline alan, ‘Bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi. Niye diyemedi? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.

“Ramazanda kapıma dayandılar”

İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonlarının ramazan ayına denk geldiğini hatırlatan İmamoğlu, şunları anlattı: 

Ramazanda en vahşi olmayı, en vahşi perdeden, en büyük kinle, nefretle bakmayı bile geri tutmadılar. Ramazan ayında bir sabah değil bakın, sabah değil, sahurunu yapmış bir insanın, daha henüz uykuya dalamamış haliyle kapısına dayandılar Ekrem İmamoğlu'nun. ve bütün arkadaşlarımın. 

Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce! Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı! Ev bastı! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul'u emanet ettiği insanın kapısına dayandı.

“Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız”

Ekrem İmamoğlu, dün yaptığı savunmayla ilgili, “Savunma yap” eleştirilerinin geldiğini belirterek, şunları kaydetti: 

Ne savunması? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar, siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız. Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım. Ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim. Çocuklarımın önünde, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanının kapısına yüzlerce polis... Niye? 

“Sizi şovmenler, sizi foncular…”

Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün. Benim her şeyim belli. Didik didik edin, her şeyim belli benim. Her şeyi belli olmayanlar kendini göstersin. Manşet: Şov... Şovu o sabah yaptılar. Niye biliyor musunuz? ‘Bak padişahım ben ne kadar güzel yaranıyorum sana. Bak sen öyle dedin ama ben daha iyisini yaptım’ Bunları tarih gördü. Bu dalkavukları tarih gördü.

"Amaç ifade almak değil, görüntü"

Hakkında daha önce de soruşturmalar açıldığında, ifadeye gittiğini aktaran İmamoğlu, "19 Mart'ta telefon etsen gelmez miydi? Yok. O tiz sesini dün gibi hatırladığım kişi, birisinin karşısında paye edinecek. Çünkü bir süre sonra bakan olacak. Söz almış. Benim dilimin kemiği yok. Her şey çok net bende. Ben çünkü gökten hiçbir şeyi zembille almadım. Emeğimle aldım, terleyen alnımla aldım. Sırtımdan akan terle aldım. Seçimler de öyle, paramı da öyle kazandım, malımı da öyle kazandım, her şeyi. Ama amaç ifade almak değil ki, amaç görüntü" diye konuştu.

"İddia makamı sınıfta kaldı"

İmamoğlu, gözaltına alınmasının ardından toplantı ve gösteri yasağı ilan edildiğini, avukatların Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne ve vatandaşların Saraçhane'ye yürüyerek ulaşabildiğini hatırlatarak, "Böyle bir rezillik var mı ya" dedi. 

İBB Davası'nda yedi aydır "dedikodu yapıldığını" savunan İmamoğlu, "İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular. Ne sordu? Bir şey gösterdi mi size? Gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz. Çünkü yok" ifadelerini kullandı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yargı makamlarının fon krizine odaklanması gerektiğini belirterek, partisinin fon iddialarının araştırılması için Meclis'e önerge verdiğini ancak önergenin Cumhur İttifakı tarafından reddedildiğini kaydetti ve herkesin mal varlığının incelenmesi çağrısı yaptı. 

İmamoğlu, "Verelim hesabı hep beraber. Veremezler, her tarafından pislik akıyor çünkü. Bir avuç insan kümelenmiş. İktidar falan değil, milleti aldatıyorlar. Önce AK Partilileri, sonra ortaklarını, ardından milleti aldatıyorlar. Bunun hesabını Allah huzurunda ve bu ülkede yargı huzurunda verecekler. Göreceğiz aldatanı" dedi.

Emniyette dört gün boyunca hücrede tutulduğunu aktaran İmamoğlu, bu hücrelerin pis, idrar ve uyuşturucu kokusu içinde yerler olduğunu öne sürdü. İmamoğlu, "'Bak, biz Ekrem İmamoğlu'nu dört gün burada tuttuk arkadaş.' Sonra bunu herkes için yaptılar. Foncuları ise orada tutmadılar" ifadelerini kullandı. 

İmamoğlu, "AK Parti'nin Grup Başkanvekili bana yolsuzluk edebiyatı yapıyor. Ne kadar çok bağırıyorsa bilin ki onun paçalarından pislik akıyordur. Ben FETÖ döneminde AK Parti'nin çevresinde çok bağıranları gördüm, hepsi FETÖ'cü oldu. 'Çok bağıranlardan uzak durun' dedim arkadaşlarıma. Bir iki ay sonra çoğunu tutukladılar, gözaltına aldılar. Bugün de çok bağıranların mutlaka hesabı vardır, söyleyeyim" dedi.

"Savcı, 'siz yarın cumhurbaşkanı olursunuz, siz bizi yargılarsınız' dedi"

Ekrem İmamoğlu, İBB soruşturması kapsamında ifade verdiği savcının kendisine, "Sayın Başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, sizi yargılıyoruz; siz yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, siz bizi yargılarsınız" dediğini iddia etti. Savcıya, "Ya siz kimsiniz, biz kimiz? Bu kafayla mı bizi yargılıyorsunuz?" diye karşılık verdiğini anlatan İmamoğlu, söz konusu savcının bugün Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olduğunu söyledi. İmamoğlu, yaşadıklarını uydurmadığını, olayın tanıklarının ve kayıtlarının bulunduğunu savundu.

"Devletin TRT'si 87 milyonun parasıyla biz küfretti, bize hakaret etti"

"Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin TRT'si benim param, benim. Sizin paranız, 87 milyonun parasıyla bize küfretti, bize hakaret etti" diyen İmamoğlu, soruşturmanın siyasi operasyon olduğunu öne sürdü. 

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından başsavcının bakan yardımcılığından İstanbul'a atanmasını, 18 Mart 2025'te diplomasının iptal edilmesini ve 19 Mart'ta gözaltına alınmasını aynı sürecin parçaları olarak değerlendiren İmamoğlu, "Belgeler bizim tarafımızda, takvim onların tarafında" dedi.

Soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirilmesine rağmen bilgilerin basına sızdırıldığını iddia eden İmamoğlu, iddianame hazırlanmadan önce kendisinin ve yol arkadaşlarının suçlu ilan edildiğini belirterek, "Bu bir hukuk süreci değil, bir itibar suikastıdır. Lekelenmeme hakkının ihlalidir, masumiyet karinesinin ihlalidir. Kimin lekelenmeme hakkı ihlal ediliyorsa, kimin masumiyet karinesi çiğneniyorsa, kime iftira atılıyorsa bunu yapan namussuzdur, şerefsizdir. Bu kadar net" diye konuştu.

İmamoğlu, davada sanıkların yakınlarının da gözaltına alındığını ve tutuklandığını, itirafçı olmaları için baskı gördüklerini öne sürerek, "Özgürlük karşılığında isim, tahliye karşılığında cümle. Bunun adı itiraf değil, bunlar takastır" ifadesini kullandı.

Ekrem İmamoğlu, Kendileri hakkındaki iddianamenin, Kasım 2005’te gözaltından tam 8 ay sonra yazıldığını, kabul edilmemiş bir iddianamenin, mahkemeye sunulmadan önce yandaş gazetecilere dağıtıldığını savundu.

İmamoğlu, "Bana ise üç ay sonra, 22 Ocak’ta DVD’lerle ulaştırıldı. Rakamlara bakalım: 4.000 sayfa iddianame, 80.000 sayfa ek, cezaevinde haftada iki saat bilgisayar hakkı. Yani ben haftada iki saatte, sayılı haftalarda 84.000 sayfayı okuyacağım ve konuya hâkim olacağım. Ben bu işleri anlamam ama 84.000 sayfaya bu işi dökmenin, 4.000 sayfa iddianame yazmanın zaten anlamı ne? Kimse bunu okumaz. Zaten içi boş. Yazdıran da biliyor, yazan da biliyor. İşin içinde ne var, biliyor musunuz? Dün dedim ya, aynaya baktılar, yazdılar. Kendi hayatında ne yapmışsa, ne uygulamışsa ‘Yahu, Ekrem de yapmıştır’ diye yazdıkları bir iddianamedir bu” diye konuştu. 

"Para gizlemek, toprağa gömmek, benim böyle yöntemlerden haberim yok" 

İmamoğlu, babasının tarlasını niye kazdılar diye düşündüğünü de ifade ederek, şunları kaydetti: 

Hatta telefonda espri yaptık: ‘Yandaki tarlayı da söyle de kazsınlar, belki de ekin ekersin yani. Senin yerine orayı da tarasınlar.’ Adamın kuyusuna niye bakarlar? Para arıyorlarmış! Kapalı yazdıkları kapıları kırıp içeri giriyorlar. Bunu yazanlardan şüphe etmeye başladım. Yazanlardan ve yazdıranlardan şüphe etmeye başladım. Bu yöntemleri bilenler yapabilir bu işi. Ben bu yöntemleri bilmem. Benim böyle yöntemlerden haberim yok. Yazdıktan sonra para gizlemek, toprağa para gömmek, kuyunun dibine altın koymak… Çok mu merak ediyorum yani? Avrupa ülkelerinde hesap açtırmak! Offshore’da hesap açtırmak! Vallahi ben bilmem. İsviçre’de, Lüksemburg’da veya bilmem hangi adalarda, şurada burada bu hesaplar nasıl işler, ben bilmem.

Ekrem İmamoğlu, babasıyla ticaret yaparken 1994, 1997, 2001 ve 2008 ekonomik krizlerinde çok sıkıntı çektiklerini anlattı. Ticaret yapmayı sevdiklerin ama parayı sevmediklerini söyleyen İmamoğlu, “Bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok” dedi. 

“İddianame, bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir”

Duruşmaların 9 Mart’ta, yani tutuklanmalarından bir yıl sonra başladığını, hala insanların neyle suçlandığını öğrenemediğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:

İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin, bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir. ‘Ahtapotun kolları’, ‘güç zehirlenmesi’, ‘gasbetti’ bile deniyor. Böyle bir suçlama yok ama. Çünkü bu kelimeler mahkeme için değil, ekran için yazıldı. Seviyorlar. Bu işi seven basın mensuplarını yanlarında taşımayı da seviyorlar. Ama ağır yük oldu kendisine. Peki, bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: ‘Soruşturma kapsamında elde olunan başka etkin pişmanlık hükümlerinden başta, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında…’ Başta belge değil, bakın. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani ‘mış, muş’. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime. O temelin nasıl döküldüğünü de biraz önce anlattım. İddianame bir şeyi daha kendi ağzıyla itiraf ediyor. Bir eylemde benim için ‘Doğrudan talep eden kişi olmasa da…’ diyor. Birçok olayda, yapılmamış olduğunu kabul ediyor: ‘Her ne kadar bu eylemde yer almasa da…’ ve benzeri ifadeler kullanıyor. Talep eden değil, anlaşan değil, eylemde yok ama cezanın başına o ismi yaz! Bu şekilde davranılan birkaç isim daha var.

“Davanın hikayesi: belge bizde dedikodu onlarda”

Ekrem İmamoğlu, dosyada tek bir banka dekontu, para izi, talimat yazısı, ses kaydı, görüntü bulunmadığını, tek bir “gözümle gördüm” diyen tanık olmadığını ifade ederek, “Ama her arkadaşımın ve benim tarafımızda tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamalarında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun ‘borcu yoktur’ yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta ‘mış, muş’. Belge bizde, dedikodu onlarda. Bu davanın bütün hikâyesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda” ifadelerini kullandı.

"Tam bir komedi, safsata" 

İddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığını söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:

Eylemleri bir kenara koyalım. Rüşveti, ihaleyi, ruhsatı, raporu bir kenara koyalım. Geriye ne kalıyor? Aslında tümüyle siyasi bir hikâye. Bu dava siyasidir. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir. İddianame bu hikâyeyi saklamıyor da. Kendi eliyle dokuz başlıkta yazıyor: Bir partiyi ele geçirmek ve cumhurbaşkanı adayı olmak. Suç! Kurultay ve il kongresi, parti binası, gazeteciler, seçmen verisi, casusluk, ilçe adayları, iştiraklerle adayların eşleştirilmesi, en sonunda da o partinin kapatılması için Yargıtay’a bile bildirim yapan bir iftiraname. Tam bir komedi, tam bir safsata! Dokuzunu da iddianamenin kendi cümlesiyle okuyacağım. Her birinin karşısına bu salonda söyleneni koyacağım. Hükmü milletimiz verecek. Ama bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok!

“Kılıçdaroğlu tanık olarak dinlensin” 

CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın alınma sürecine ilişkin atılan manşetlere ve suçlamalara değinen Ekrem İmamoğlu, “Benim gözümün önünde dönemin genel başkanına anlatıldı. Kendisi her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda cevap vermiyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili tanık olarak dinlenilmesini talep ediyorum” dedi.

İddianamede, “Şimdiki hedefimiz Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olmasıdır. Nasıl ki partinin ele geçirilmesi için fon oluşturuldu…” şeklinde bir alıntının yer aldığını ifade eden İmamoğlu, kendisinin cumhurbaşkanı olması için 2 milyar dolar fon topladığının iddia edildiğini belirtti. 

"Hayatımda fon diye bir şey demedim, fonu burada öğrendim"

Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:

 Fon! Ben hayatımda fon diye bir şey demedim, bilmiyorum. Fonu burada öğrendim. ‘Ve bu hususta başarılı olunmuşsa şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir fona ihtiyacımız var. Bu fona katkı verenler abat olacak.’ Vallahi bunu, bu işi yapmış olan biri yazar. Ben bilmem. Bak, yapmış olan biri yazar mı? Ya da yazdırır. Tarihe dönün, bakın; vallahi bulursunuz onu. Ben bulamam, ben cahil kaldım. Şu metni, bu işi yapmış olan ya da yaptırmış olan biri yazmıştır. Ya da şu fon meselesinde milyarlar döküldü ya, onun arkasında kim varsa bunu da o yazdırmıştır. Birebir aynı kişi. Çok net bir metin yani. Benim ne aklımdan böyle bir şey geçti ne fikrimden geçti ne de böyle bir hedefim var. Yaradan şahit, arkadaşlarım şahit. Bu cümleyi kim, kime, nerede, hangi tarihte söylemiş ya? Hangi fon? Hangi hesap? Hangi banka? Günü geldiğinde bunu yazana soracağım. Allah bana o günleri gösterecek. Soracağım, soracağım. Vallahi, ‘Şunu hangi kafayla yazdın? Ne yediniz siz?’ diye soracağım. İnşallah o günleri göreceğim. 

"Aylarca manşetlerde 2 milyar dolar diye bir şey gezdi" 

Kim kimin katili demiş? Kim abat olmuş? Arkasında dekont yok, hesap hareketi yok, tarih yok, fon yok; fonun kendisi yok. Yok, yok. Aylarca manşetlerde 2 milyar dolar diye bir şey gezdi. Neymiş efendim? Seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar gerekiyormuş. Vallahi benim aklımdan ne 2 milyar geçti ne 2 milyar dolar geçti ne de 2 milyar dolarlık fon geçti. Demek ki bunu bilenler, 2 milyar dolarlık fonla bu işi yapmışlar, geçmişler. Acaba kim? Allah Allah! Milletimiz düşününce bunu bulacak. Ben bulamam, ben cahilim. Ben bilmiyorum. Demek ki birileri bunu böyle yapmış. 2 milyar dolarlık fon lazımmış. Benim bildiğim, sandıkta milletin oyu lazımdır. İstanbul’da sokak sokak nasıl gezdiğimi de Allah biliyor. Kimse şans vermedi. Zatımuhterem, ülkenin Cumhurbaşkanı, ‘Kıyıda köşede kalan ilçenin belediye başkanını mı cumhurbaşkanı seçeceksiniz? Binali Yıldırım’ı mı, Sisi’yi mi seçeceksiniz?’ dedi mi? Dedi. Ne yaptı? O kıyıda köşede kalmış ilçenin, tümüyle samimiyetiyle ve projesiyle milletin önüne çıkan Ekrem İmamoğlu seçimi ka-zan-dı. Nokta. Ben bunu bilirim yani. Bağcılar’ın sokaklarında başladım ilk siyasi gezime. İlk 15 gün, partinin iktidar olduğu hiçbir ilçeye gitmedim.

"Vasatlık kokan insanlar"

2 milyar fon! Kim demiş? Sarp Yalçınkaya diye bir adam. Ben tanımam, etmem. O ondan duymuş, o ondan duymuş, o ondan duymuş, o da ondan duymuş. ‘Muş, muş, muş, muş.’ Dört katlı bir dedikodu. Ah, ah! Şimdi bu zincirleri kurarak, buradan işlemler yaparak, süreçleri çözdüm diye… Herhâlde bir savcı bir şey yazıp koşarak Başsavcının önüne gidiyor: ‘Nasıl oldu efendim, bir baksanız. Bu yalan iyi mi oldu?’ Ondan sonra Başsavcı alıyor, ‘Yok, yok, sen buna bir daha bir şeyler daha ekle’ diyor, savcı gidiyor, tekrar koşuyor. Herhâlde böyle yani. Sözüm ona bu fon rakamının geçtiği isimlerin arasında Murat Gülibrahimoğlu denen bir iş insanı var. Burada rakamları tek tek yukarıdan aşağı döküldü. Rakibimin kampanyasına 42 milyon yatırmış. 42 milyon, 2024’ün rakamlarıyla, yani üç sene önceki rakamlarla 42 milyon. Daha sonraki maddelerde bundan biraz bahsedeceğim. Milyonlarca lirayı, 42 milyonu yatırdığı kişi Murat Kurum. Ben değilim. Gak guk dediler. ‘Ya, o öyle değil de…’ falan filan! Bırak gak guku! Benim cumhurbaşkanlığı fonumu toplayan adam böyle yapacak, siz de buradan bir yalan uyduracaksınız, o yalanı da millete yutturmaya çalışacaksınız. Hadi oradan! Vasatlık kokan insanlar!

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU