NATO 3.0'da Ruslara karşı Orta Avrupa müşterek muharip ülkeler komutanlığının oluşumu

Prof. Dr. Ali Arslan Independent Türkçe için yazdı

NATO'nun yeni güvenlik mimarisi tartışılırken, ittifakın savunmadan muharip yapıya evrildiği yönündeki değerlendirmeler yeni dönemin en önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor / Fotoğraf: Reuters

Independent Türkçe'de 16 Haziran 2026'da yayımlanan "NATO'nun Müdafaadan Muharipliğe Dönüştürme Stratejisi" başlıklı makalemde NATO'yu 3 döneme ayırarak; Soğuk Savaş dönemi, tek kutuplu dünyada ABD'nin NATO'yu kendisi için kullanma dönemi ve üçüncü dönemi ise yeni küresel güç olmaya yönelen Çin Halk Cumhuriyeti'ne (ÇHC) karşı NATO'yu muharipliğe dönüştürme dönemi olarak tasnif etmiştim.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

2 gün sonra, 18 Haziran 2026'da, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde, ittifakın Brüksel'deki karargâhında yapılan hazırlık toplantısında ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, "NATO 3.0" vizyonunu açıklamış ve NATO'nun ÇHC'ye karşı kullanılacağı üçüncü dönem öngörümü resmen teyit ederek NATO'da 3. dönemin başladığını ABD adına ilan etmişti.

Aynı konuşmada Hegseth, "NATO'nun Müdafaadan Muharipliğe Dönüştürme Stratejisi" konusunda da ABD'nin, "NATO'yu sert güce ve gerçek caydırıcılığa odaklanan gerçek bir askerî ittifaka, 'NATO 3.0'a' dönüştürmek" istediğini belirtmişti.

NATO'nun "Avrupa'nın ABD'ye bağımlı olması için tasarlanmadığını" ifade eden Hegseth, Avrupa'nın hızlı bir şekilde NATO'da dümeni eline almasını ve kendi savunmasında "birincil sorumluluğunu" üstlenmesi gerektiğini belirtmişti.

Bununla da yetinmeyen Hegseth, Avrupalıların etkin olduğu NATO'nun, Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlayacak şekilde "tasarlanacağını" da açıklamıştı.

NATO üyesi Avrupalı ülkeler arasında birlik olmadığı dikkate alındığında, ABD'nin Avrupalı bütün NATO ülkelerini içine alan aktif bir yapı düşünmediğini ve farklı bir teşkilatlanmaya gidileceğini kavramaktayız.

NATO'nun üçüncü döneminin ÇHC ve müttefiklerine karşı küresel ölçekte bir mücadele, çarpışma ve savaşı içereceğine göre, Sovyet Rus döneminde olduğu gibi NATO'nun Avrupa öncelikli bir merkezi olmayacaktır.

Avrupa, ÇHC'nin müttefikleri vasıtasıyla ulaşacağı bir hedef olduğu için burasının ayrı bir kol olarak örgütlenmesi gerekmektedir.

Bundan dolayı NATO'nun küresel bir muharip aygıt hâline getirilerek ahtapotvari bir sisteme dönüştürülmesi, stratejik bir beyin ile kendi başlarına hareket eden ve merkezle ilintili müstakil operasyonel kollar, yani komutanlıklar hâlinde düzenlenmesi zaruretini ortaya çıkarmıştır.

NATO'nun üçüncü döneminde düşmanın ÇHC ve müttefikleri olması da bunu gerektirmektedir. NATO'nun Avrupa koluna girmeden önce Avrupa'yı muharipliğe sürükleyen gelişmeleri ele alalım.

 

ABD'nin NATO 1.0 döneminde Sovyet Rusya-ÇHC ittifakını bozması

ABD'nin küresel bir güç olarak ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1 Ekim 1949'da Mao liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve 14 Şubat 1950'de ÇHC ile SSCB arasında bir ittifak ve dostluk anlaşmasının imzalanmasıyla Doğu Almanya'dan Büyük Okyanus'a kadar uzanan geniş coğrafya Komünist Bloğun eline geçmişti.

1960 yılında Mao Zedong'un, SSCB'nin komünist ortodoksluğu terk ettiği iddiaları ve Sovyet Rusların ÇHC üzerinde hâkimiyet kurmak istediği yönündeki ifadeleriyle tesis edilen Sovyet Rus-Komünist Çin ittifakı bozulmuştu. Hindistan-ÇHC Savaşı'nda SSCB'nin Hindistan lehine tavır alması üzerine ilişkiler iyice kötüleşmiş ve nihayet 1969 yılında SSCB ile ÇHC arasında sınır çatışması yaşanmıştı.

ÇHC'nin Sovyetlerden koptuğu sırada ABD, 25 Ekim 1971'de ÇHC'nin BM'ye kabul edilmesini onaylayarak Asya'da yeni bir dönemi başlatmıştı. ÇHC, hızlı bir şekilde Sovyet Ruslardan uzaklaşmış, hatta 1978'den itibaren kapitalist sistemin bazı yönlerini uygulamaya başlamıştı.

ABD, Sovyet Ruslara son darbeyi de ABD Başkanı Jimmy Carter'ın 29 Ocak 1979'da ÇHC Başkan Yardımcısı Deng Xiaoping ile ABD-Çin diplomatik ilişkilerini başlatmasıyla vurmuştu. Böylece ABD, ÇHC'yi Komünist Bloktan ayırarak Sovyet Rusları daha da izole hâle sokmuştu. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girmesinde ABD-ÇHC dostluğu dolaylı olarak katkı sağlamıştı.
 

Soğuk Savaş'ın ardından Washington ile Moskova arasında kurulan yakın ilişkiler, NATO-Rusya ortaklık döneminin simgelerinden biri oldu / Fotoğraf: Ralph Alswang - Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi
Soğuk Savaş'ın ardından Washington ile Moskova arasında kurulan yakın ilişkiler, NATO-Rusya ortaklık döneminin simgelerinden biri oldu / Fotoğraf: Ralph Alswang - Beyaz Saray Fotoğraf Ofisi

 

NATO 2.0 ve tek kutuplu dünyada ABD-Rus iş birliği

Sovyet Rusya'nın dağılmaya başlamasıyla birlikte tek başına küresel hâkimiyet kurmak isteyen ABD, Almanya'nın AB üzerinden genişlemesini bir tehdit olarak görerek NATO 2.0'ı başlatmıştı. Almanların Orta Avrupa'yı nüfuz alanlarına almasına karşı ABD de NATO vasıtasıyla bu sahaya girmeye başlamıştı.


Almanların nüfuzuna karşı ABD'nin NATO vasıtasıyla Orta Avrupa'ya yerleşmesi

Sovyet Rusların küresel rekabeti kaybetmesiyle ABD, dünyada tek küresel güç hâline gelmişti. Sovyet Rus liderliğindeki Varşova Paktı'nın dağılma süreci, 14 Ağustos 1980'de Polonya Halk Cumhuriyeti'ndeki grevlerle başlamış ve 4 Haziran 1989'da Polonya'da yapılan seçimlerle komünist yönetimin sona ermesiyle netleşmişti. Aynı yıl Polonya, Macaristan, Doğu Almanya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Romanya'nın Varşova Paktı'ndan ayrılmasıyla Doğu Bloku fiilen sona ermişti. Sovyet Rusların mağlubiyetlerini kabul ettikleri Avrupa'da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA) da 19 Kasım 1990 tarihinde Paris'te imzalanmıştı.

Bu antlaşma; o zamanki NATO üyesi olan ABD, Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Türkiye ve Yunanistan ile Varşova Paktı üyesi olan Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Romanya ve Sovyetler Birliği tarafından imzalanmıştı. Böylece NATO ile Varşova Paktı, iki kıtadaki ağır silahların sınırlandırılması ve imha edilmesi hususunda mutabakata varmıştı. 26 Aralık 1991'de Sovyet Rusya'nın resmen dağılmasından sonra, Rusya Federasyonu ile ABD'nin tek kutuplu dünyadaki hâkimiyeti için kullandığı NATO arasında iyi ilişkiler kurulacaktı.

İktisadi olarak Avrupa Topluluğu'nun lokomotifi hâline gelen Almanya, iki yönlü bir strateji ile harekete geçmişti. Sovyet Rusların kontrolündeki Doğu Bloku'nun zayıflaması ve dağılması, Avrupa'nın en üretken ülkesi olan Almanya için büyük avantaj oluşturmuştu. Batı Almanyalılar, 1973'te Doğu ve Batı Almanya'nın ayrı birer devlet olarak Birleşmiş Milletler'e alınmasından sonra hem Doğu Almanlar hem de Varşova Paktı üyesi Doğu Avrupa ülkeleri ile iktisadi ve kültürel ilişkiler geliştirmeye başlamıştı. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Soğuk Savaş dönemi resmen sona ererken, Batı Avrupa'da bir güç olarak ortaya çıkan ve AB'nin liderliğini yapan Batı Almanya olmuş, Doğu Almanya ile de 3 Ekim 1990'da birleşmişti.

1 Temmuz 1991'de Doğu Bloku'nun resmen dağılmasını müteakip Almanya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Romanya ile ilişkiler kurmaya başlamıştı. Hızla yapılan görüşmelerden sonra Aralık 1992'de Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'nın ilk grup olarak AB'ye alınması kararlaştırılmıştı. 1993'ten itibaren AB'nin genişleme stratejileri daha da netleşmeye başlamıştı. 2004 yılında Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Çekya, Slovakya, Macaristan ve Güney Kıbrıs; 2007'de ise Romanya ve Bulgaristan AB üyesi olmuşlardı. Ayrıca Ukrayna ve Gürcistan ile de çok özel ilişkiler kurulmuştu. Böylece Soğuk Savaş döneminde Almanya'nın liderliğinde gelişen AB'nin sınırları Karadeniz'e kadar ulaşmıştı.

Almanların bu hızlı hareketi karşısında Soğuk Savaş'ın galibi olan ABD, Orta Avrupa'da nüfuzunu yerleştirmek için harekete geçmişti. Bu iş için NATO'yu kullanan ABD öncülüğünde, 12 Mart 1999'da Polonya, Çekya ve Macaristan NATO üyesi olmuştu. ABD, 21 Kasım 2002'deki Prag Zirvesi'nde Litvanya, Letonya, Estonya, Slovakya, Romanya, Bulgaristan ve Slovenya için NATO'ya katılma çağrısı yapılmasını sağlamıştı. 29 Mart 2004'te Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Romanya, Bulgaristan ve Slovenya NATO üyesi olarak kabul edilmişti. Ayrıca ABD, Almanların Orta ve Doğu Avrupa'ya yerleşmesini engellemek için Ruslarla yakın ilişki kurmaya, Rusya Federasyonu'nu yanına almaya başlamış, hatta Ruslarla iş birliği yapmıştı.


ABD'nin Rusya Federasyonu ile ortaklığı

Rusya Federasyonu'nu uluslararası güvenlik düzenlemelerinden dışlamak istemeyen ABD'nin Savunma Bakanı Les Aspin tarafından Barış İçin Ortaklık/Partnership for Peace (BİO/PfP) programı geliştirilmiş ve 10-11 Ocak 1994'te Brüksel'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde kabul edilmişti. Bu, ABD'nin NATO üzerinden ilgili ülkelerde demokrasiyi inşa etmek ve devletler arası güvenliğin korunmasına katılımı teşvik etmeye yönelik bir girişimiydi.

Ayrıca bu program, o tarihte NATO ittifakına dâhil olmayan Orta ve Doğu Avrupa'daki devletlerle iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyordu. Hatta ABD Başkanı Clinton, Barış İçin Ortaklığın eski Sovyetler Birliği üyesi ülkeler ve hatta Rusya Federasyonu'nun kendisi de dâhil olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinin birlikte çalışmasının "Avrupa için mümkün olan en iyi gelecek" anlamına geldiğini iddia etmişti.

NATO'nun Barış İçin Ortaklık Programı'na dâhil olan ülkeler şunlardı: Rusya Federasyonu (22 Haziran 1994), Türkmenistan (10 Mayıs 1994), Ukrayna (8 Şubat 1994), Özbekistan (13 Temmuz 1994), Kazakistan (27 Mayıs 1994), Kırgızistan (1 Haziran 1994), Moldova (16 Mart 1994), Azerbaycan (4 Mayıs 1994), Ermenistan (5 Ekim 1994), Gürcistan (23 Mart 1994), Belarus (11 Ocak 1995), Avusturya (10 Şubat 1995), İsviçre (11 Aralık 1996), İrlanda (1 Aralık 1999), Malta (26 Nisan 1995), Tacikistan (20 Şubat 2002), Bosna Hersek (14 Aralık 2006) ve Sırbistan (14 Aralık 2006).

Küresel hâkimiyetini sağlamlaştırmada NATO 2.0'ı kullanan ABD, NATO üyesi olmayan Avrupa ve eski Sovyetler Birliği ülkeleri ile daha kurumsal bir iş birliği kurmak için de hazırlıklara başlamıştı. Bunun için 1991 yılında çok taraflı siyasi istişare amacıyla kurulmuş olan Kuzey Atlantik İş Birliği Konseyi/North Atlantic Cooperation Council (KAİK/NACC) revize edilerek iş birliğinden ortaklığa geçilmesi kararlaştırılmış ve KAİK/NACC'ın halefi olarak 1 Ocak 1997'de Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi/Euro-Atlantic Partnership Council (AAOK/EAPC) kurulmuştu. AAOK/EAPC, Avrupa ve Orta Asya'daki NATO üyesi olmayan ülkeler ile NATO üyesi ülkeler arasındaki siyasi ve güvenlik konularında iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturulmuştu.

Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi üyeleri arasında Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Federasyonu arasında özel bir statü oluşmuş ve bu 2 ülke, angajmanları teşvik etme ve sistemin devamını sağlamada belirleyici üyeler olarak görev yapmaya başlamışlardı. Yani eski düşmanlar artık NATO'nun bir kurumu olan Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi'nin esas aktörleri hâline gelmişlerdi.

Ruslara verilen özel statü 1997 yılında daha da belirginleşmiş ve NATO-Rusya Federasyonu Ortaklık Komisyonu (NRC) teşekkül ettirilmişti. Rusya Federasyonu ile ilişkiler daha da gelişince bu komisyon 2002 yılında daimî hâle getirilerek NATO-Rusya Daimî Ortak Komisyonu kurulmuştu. Böylece NATO'nun lideri ABD ile eski Varşova Paktı'nın lideri Ruslar, NATO bünyesi altında iş birliği içinde çalışmaya başlamışlardı. Diğer bir ifadeyle, ABD'nin tek kutuplu küresel liderliğine hizmet eden NATO şemsiyesi altında Rusya Federasyonu da yerini almıştı.
 

ABD'nin Rusya Federasyonu ortaklığının Kırım işgaline kadar sürmesi

Rusya Federasyonu'nun, ABD liderliğindeki NATO'nun eski Varşova Paktı ve hatta Sovyetler Birliği üyesi Estonya, Letonya ve Litvanya'yı 29 Mart 2004'te üye olarak kabul etmesine karşı gelmeyen Rusya Federasyonu, Doğu Avrupa'nın kilit ülkesi Ukrayna'nın Almanya liderliğindeki AB ile entegrasyonunun ciddi şekilde ilerlemesi üzerine, Putin liderliğindeki yönetimin hibrit bir şekilde Ukrayna'ya karşı saldırıya geçmesine sebep olmuştu.

Şöyle ki, AB'nin Doğu Ortaklığı çerçevesinde AB ile Ukrayna'nın ekonomik birlik ve siyasi iş birliği, Ukrayna'yı AB coğrafyasının bir parçası hâline getirmeyi hedefliyordu. AB-Ukrayna Ortaklık Anlaşması hazırlıkları 18 Şubat 2008'de başlamış, 19 Temmuz 2012'de de paraf edilmiş ve 28-29 Kasım 2013'te Vilnius'ta yapılacak AB Zirvesi'nde imzalanması planlanmıştı.

Ancak Ukrayna'da 25 Şubat 2010'da Rusya taraftarı Viktor Yanukoviç cumhurbaşkanı seçilmiş ve AB-Ukrayna Ortaklık Anlaşması da Viktor Yanukoviç tarafından 21 Kasım 2013'te askıya alınmıştı. Fakat Putin yönetiminin desteklediği Yanukoviç'e karşı 21 Kasım 2013'te Kiev'in Bağımsızlık Meydanı'nda başlayan protesto hareketleri sonunda, 23 Şubat 2014'te Yanukoviç görevden azledilmiş ve AB taraftarları Ukrayna'da yönetime gelmişlerdi.

Bunun üzerine Putin yönetimi strateji değişikliğine gitmişti. Ukrayna'nın siyasi sınırları içinde bulunan Kırım, 18 Mart 2014'te Ruslar tarafından işgal edilmiş ve sonrasında ilhak edilmişti. Rusların bu işgali üzerine Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenyuk da AB ile Ortaklık Anlaşması'nın siyasi kısmını 21 Mart 2014'te imzalamıştı. Görüldüğü gibi Putin yönetimi, NATO'nun genişlemesine karşı göstermediği tepkiyi AB'nin Ukrayna'yı kendi alanına dâhil etmesi üzerine Kırım'ı işgal ederek vermişti.

ABD, Rusya Federasyonu'nun Kırım'ı işgaline, Almanların Orta Avrupa'yı AB üzerinden kontrol etmesine engel olduğu için ses çıkarmamış, hatta dolaylı olarak buna yol vermişti. Zira Rusların Kırım'ı işgalinden önce, 1 Mart 2014'te dönemin ABD Başkanı Obama yaptığı açıklamada, şöyle demişti:

Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali, müthiş istikrarsızlaştırıcı bir adım olur ve bu Ukrayna, Rusya ya da Avrupa çıkarına olmaz. ABD, Ukrayna'da herhangi bir askerî müdahalenin bedelleri olacağını göstermek için uluslararası toplumla dayanışma içinde olacaktır.


Obama yönetimi bu tavrıyla stratejik olarak Rusya Federasyonu'nun Kırım'ı işgalinin önünü açmıştı. Çünkü en üst uluslararası kuruluş olan BM'de Rusya Federasyonu'nun veto hakkı bulunması dolayısıyla işgalci Ruslar bedel ödemeyeceklerini anlamışlardı.

Esasında ABD'nin bu tavrı, Almanya'ya karşı Rusya Federasyonu ile iş birliğinin bir neticesiydi. Putin'in Kırım'ı işgal taktiği, ABD'nin Orta Avrupa'ya yerleşme stratejisine uygun düşmüştü. Ancak ÇHC'nin küresel rekabete başlamasını takiben, 2018'de ABD'nin Dört Boyutlu Yeni Strateji'ye geçmesiyle ABD-Rusya Federasyonu ilişkileri de köklü bir değişime uğrayacaktı.
 

Çin Lideri Şi Cinping, Pekin'deki 1. Uluslararası Kuşak ve Yol Forumu'nun açılışında. Çin'in küresel güç vizyonunun temel taşı olan bu girişim, dünyadaki en büyük altyapı projelerinden biri / Fotoğraf: Xinhua
Çin Lideri Şi Cinping, Pekin'deki 1. Uluslararası Kuşak ve Yol Forumu'nun açılışında. Çin'in küresel güç vizyonunun temel taşı olan bu girişim, dünyadaki en büyük altyapı projelerinden biri / Fotoğraf: Xinhua

 

ÇCH'nin küresel bir aktör olarak ortaya çıkması ve NATO 3.0'a geçiş

Tek kutuplu dünyada NATO 2.0'ı da kullanan ABD, hem kendi küresel hâkimiyetini sürdürmüş hem de Rusya Federasyonu ile iyi ilişkiler kurmuştu. Ancak Rusya Federasyonu'nun, yeni küresel güç olmak isteyen ÇHC'nin yanında yer alması, ABD-Rusya Federasyonu ilişkilerinin bozulmasına yol açmıştı.


ÇHC'nin iktisadi güç olması

25 Ekim 1971'de BM'ye daimî üye olan ÇHC, Sovyet Ruslar zayıflarken iktisadî alanda büyük gelişmeler sağlayarak güçlü bir devlet hâline gelmeye başlamıştı. ÇHC, 1978'den itibaren kapitalist sistemin bazı yönlerini, özellikle sahil şeridinde uygulamaya başlarken her alanda kontrol ve disiplini devam ettirmişti. Bu hâliyle ÇHC, küresel şirketlerin kârlarını artıran ucuz bir üretim merkezine dönüşmesine zemin hazırlamıştı.

SSCB 1991'de dağılırken ÇHC, dünyada ekonomik bir güç olarak ortaya çıkmaya başlamıştı. Küresel şirketler Çin'in güçlenmesine katkı sağladıkları gibi, İngiltere'nin 1997'de Hong Kong'u, Portekiz'in ise 1999'da Makao'yu ÇHC'ye iade etmesi de Çinlilerin küresel hedeflere yönelmesine büyük katkı sağlamıştı. Önce sadece bir üretim merkezi olan ÇHC, daha sonra kendi markalarını da oluşturarak dünyada 2. ekonomik güç hâline gelmişti. Bu başarı, askerî ve stratejik alanlara da yansımaya başlayacaktı.


Şanghay İşbirliği Örgütü'nün kuruluşu ve Rusya Federasyonu-ÇHC askerî ittifakının başlaması

ABD'nin tek küresel güç olmasından rahatsız olan küresel güçlerin de desteğiyle, ABD'den çekinen Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu, sınırların değişmemesi için 26 Nisan 1996'da Şanghay'da toplanmış ve 5 ülke, "Sınır Bölgelerinde Askerî Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşması"nı imzalamıştı.

Bu anlaşmaya ÇHC ve Rusya Federasyonu'ndan başka Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan da imza koymuşlardı. Şanghay Beşlisi denen bu ülkeler, 14-15 Haziran 2001 tarihlerinde Şanghay'daki zirvede Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nın kurulmasını ve Özbekistan'ın da 6. üye olmasını kararlaştırmışlardı. Bu oluşum, mevcut statünün korunmasına yönelik bölgesel nitelikte olsa da ABD karşısında bir askerî ittifaka zemin oluşturmuştu.

Şanghay İşbirliği Örgütü vasıtasıyla Rusya Federasyonu'nun ÇHC ile iş birliğini artırmasını dikkatle izleyen ABD, 11 Eylül saldırılarından hemen sonra, 7 Ekim 2001'de Afganistan'ı işgale başlamıştı. Bu sayede ABD, Fergana Kilit Mekânı'na adım atmış, Şanghay Anlaşması'na imza koyan devletlerin tam ortasında; Özbekistan'da Hanabad ve Kırgızistan'da Manas'ta ABD askerî üslerini kurmuştu.

ABD'nin bu hamlesine karşı Rusya Federasyonu, eski SSCB topraklarında askerî kontrolünü devam ettirmek için 2002'de Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nü kurmuştu. Daha sonra Rusya Federasyonu, ÇHC'nin liderliğini kabul ederek onun küresel bir güç olmasını desteklemeye başlamış ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile Şanghay İşbirliği Örgütü arasında iş birliği sağlamak amacıyla Ekim 2007'de anlaşmanın imzalanmasına öncülük etmişti. Duşanbe'de yapılan bu zirvede Rusya Federasyonu Başkanı Putin, "Tek kutuplu dünya kabul edilemez" diyerek Şanghay İşbirliği Örgütü'nden beklentisini açıklamıştı.

ŞİÖ'nün küresel ölçekte askerî bir güce dönüşme adımı, 8-9 Haziran 2017 tarihlerinde Astana'da gerçekleştirilen ŞİÖ Zirvesi'nde atılmıştı. Üyelik süreçleri 2015 Ufa Zirvesi'nde resmen başlamış olan Pakistan ve Hindistan tam üyeliğe kabul edilmişti.

Böylece ŞİÖ, sınır güvenliğinden küresel güvenlik örgütüne geçmek için adım atmıştı. 17 Eylül 2021 tarihinde Duşanbe'de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi'nde İran 9. üye olarak ŞİÖ'ye katılmış ve bu örgüt Ön Asya'ya açılmıştı. Bu zirvede Katar, Suudi Arabistan ve Mısır'a diyalog ortağı statüsü verilmesiyle ŞİÖ'nün faaliyet alanı Akdeniz ve Afrika'ya ulaşmıştı. ŞİÖ'nün gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan bir diğer realite de ÇHC'nin küresel güç olma kararıdır.
 

ÇHC'nin Bir Kuşak Bir Yol Projesi'yle küresel güç olma kararı ve Rusya Federasyonu ile ittifakı

İktisadi bir güç hâline gelen ve ŞİÖ ile güvenlik alanında kendini gösteren ÇHC'nin, ABD'ye karşı küresel bir güç olarak ortaya çıkma kararını alması, 15 Kasım 2012'de Şi Cinping devlet başkanlığına gelmesiyle olmuştu.

Şi Cinping, 7 Eylül 2013'te Kazakistan'da Nazarbayev Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, eski İpek Yolu üzerindeki ülkeler arasında "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı" oluşturulmasından bahsederek ÇHC'nin "Bir Kuşak" stratejisini ifade etmişti.

Daha sonra 3 Ekim 2013'te Endonezya Parlamentosu'nda da "21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu"ndan söz eden Şi Cinping, "Bir Kuşak Bir Yol" olarak kısaltılan projesini açıklamıştı. Diğer bir ifadeyle ÇHC, ABD karşıtlarının desteğiyle küresel bir güç olmak için harekete geçmişti.

ÇHC'nin denizlerde tasarladığı Bir Yol Projesi'ne karşılık, Bir Kuşak (Belt) olarak kısaltılan İpek Yolu Ekonomik Kuşağı, Asya-Avrupa istikametinde karadan 2 güzergâh üzerinden gerçekleştirilecekti. Bir Kuşak Projesi'nin kuzey kuşak hattı; ÇHC – Büyük Türkistan Coğrafyası – Rusya Federasyonu – Batı Avrupa'ya ulaşmaktadır. Güney/merkezî kuşak hattı ise ÇHC – Türkistan – Türkiye – Balkanlar – Batı Avrupa'ya varmaktadır.

Bir Kuşak Projesi'nin Rus nüfuzunun bulunduğu Türkistan ile Rusya Federasyonu'ndan geçen kısmı için ciddi bir problem gözükmezken, bu projenin geleceğini Orta Avrupa'daki Polonya, Ukrayna ve Türkiye'den oluşan 3 kilit ülkenin tavrı belirleyecektir.

Bir Kuşak'ın kuzey hattının Almanya ve ilerisine geçebilmesi Polonya; Slovakya, Macaristan ve Romanya üzerinden batıya ulaşması ise Ukrayna tarafından belirlenecektir. Merkezî/güney hattının Güney Avrupa'ya ulaşmasını ise Türkiye'nin tavrı belirleyecektir.

Bu ülkeler jeostratejik açıdan önemli olduğu gibi, yaklaşık 40'ar milyonluk nüfuslarıyla Polonya ve Ukrayna ile 85 milyonluk nüfusuyla Türkiye, önemli birer beşerî güç olan ülkelerdir. Rusya Federasyonu ile ÇHC arasında güvenlik alanında ŞİÖ ile başlayan sıkı ilişkiler, Rusya Federasyonu'nun ÇHC'nin Bir Kuşak Projesi'ne verdiği destekle bir ittifakın ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Çok kutuplu dünya düzeni söylemiyle küresel hegemonyasına karşı bir sistem oluşmaya başladığını gören ABD, 2018 yılında yeni bir stratejiye, yeni tabirle söylersek ABD Strateji 3.0'a geçmişti. Kendisine karşı kurulan ittifakın liderliğini ÇHC yaptığı için ABD harekete geçmiş ve ÇHC ile ticaret savaşını, Ocak 2018'de gümrük vergilerini artırma ve korumacı politikaları ilan ederek resmiyete dökmüştü.

İcraata ise 6 Temmuz 2018'de ÇHC'den ithal edilen 34 milyar dolar değerindeki ürüne yüzde 25 ek vergi koyarak başlamıştı. ABD'nin diğer bir adımı ise ÇHC-Rusya Federasyonu ittifakına karşı strateji değişikliğinin en önemli göstergelerinden biri olarak, tutuklu bulunan Taliban kurucularından Molla Abdülgani Birader'in 2018'de serbest bırakılması ve ABD'nin Afganistan'dan çekilme sürecini başlatması olmuştu.

Bu aynı zamanda ABD'nin, tek kutuplu dünyadaki güç kullanarak dizayn etme usulünden vazgeçmesi anlamını taşıyordu. ABD'nin, 29 Şubat 2020'de Taliban ile anlaşarak 14 ay içinde Afganistan'ı Taliban'a devredeceği ortaya çıkmıştı.

Tam bu sırada ÇHC'nin Bir Kuşak Projesi için hayati öneme sahip Ukrayna'ya yönelik Rusya Federasyonu'ndan bir hamle gelmişti. Putin, Mart 2020'den itibaren Rusya Federasyonu'nun Donbass yakınlarına askerî sevkiyatı başlatmıştı.

Rusya Federasyonu'nun 2014'te Kırım'ı işgalinde sadece NATO'daki Barış İçin Ortaklık Programı üyeliğini askıya alan ABD ve müttefikleri, bu defa ciddi tepki göstermeye başlamışlardı. NATO, Baltık ülkeleri ve Polonya'ya küçük bir gözetleme gücü konuşlandırmıştı.

Rusya Federasyonu 2021 yılında Ukrayna sınırlarına asker yığmaya devam ederken, Ekim 2021'de NATO, casusluk iddiasıyla 8 Rus yetkiliyi kendi karargâhından çıkarmıştı. Buna misilleme olarak Rusya Federasyonu, NATO'daki misyonunu askıya almış ve Moskova'daki NATO ofisini de kapatmıştı. Böylece Rusların Kırım'ı işgal etmesine rağmen NATO'nun koparmadığı ilişkiler, Ukrayna'nın işgal tehlikesi karşısında sona erdirilmişti.

Esasında Rusya Federasyonu ile NATO ilişkilerinin kesilmesi, ÇHC ile müttefik hâline gelen Rusya Federasyonu için normal bir neticeydi. NATO, Rusya Federasyonu'nu yayılmacılıkla suçlarken, Ruslar da NATO'nun Ukrayna'nın askerî altyapısını geliştirdiğini ve Rusya Federasyonu'na saldırı hazırlığında olduğunu iddia etmişti.

Putin yönetimindeki Rusya, Aralık 2021'de Rusya Federasyonu-NATO ilişkilerinin düzelmesi için, Orta Avrupa'daki kuvvetlerin çekilmesi dâhil olmak üzere NATO'ya kapsamlı teklifler yapmıştı. Bu teklifler, NATO ve 2018'den itibaren ÇHC ve müttefiklerine karşı yeni stratejiyi uygulamaya koyan ABD tarafından reddedilmişti.

ABD'ye karşı ÇHC'nin yanında olduğunu açık bir şekilde gösteren Putin, 23 Aralık 2021'de Sputnik'in yaptığı tercümeye göre ulusa sesleniş konuşmasında; "ABD, Çin'in kalkınmasını engelleyemez. Bunu eninde sonunda anlamaları gerekiyor. Bugün Çin ekonomisi, alım gücü paritesinde ABD ekonomisinin önünde. Ama 2035'te, ama 2050'de Çin, diğer göstergelerde de kaçınılmaz olarak dünyanın 1. ekonomisi hâline gelecek. ABD bunu anlamalı. Belki de bunu anladıkları için böyle davranıyorlar, yani Çin'i dizginlemeye çalışıyorlar. Bu bir hata" ifadeleriyle ÇHC'nin müttefiki olduğunu ilan etmişti. Kısa bir süre sonra, ABD'nin Rusya Federasyonu'nu ÇHC'nin yıpratılacak müttefikleri arasına dâhil etmiş olduğu ortaya çıkacaktı.
 

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, NATO'nun doğu kanadında askerî yapılanmayı hızlandıran temel gelişmelerden biri olarak gösteriliyor / Fotoğraf: AP
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, NATO'nun doğu kanadında askerî yapılanmayı hızlandıran temel gelişmelerden biri olarak gösteriliyor / Fotoğraf: AP

 

NATO 3.0 ve ÇHC müttefiki Rusya Federasyonu'nun hedef hâline gelmesi

ABD'nin strateji değiştirmesi

ÇHC-Rusya Federasyonu ittifakının netleşmesi üzerine, 2018'den itibaren ABD, tek kutuplu dünya stratejisi olan Strateji 2.0'dan Strateji 3.0'a geçmeyi kararlaştırmıştı.

ABD, bu defa düşman olarak ÇHC ve müttefiklerini belirlemişti. 2018 yılında kesinleşen ve uygulamaya konulan ABD'nin 4 boyutlu yeni stratejisine göre; kendi için Kuzey Amerika'da belirlediği merkezî alanını tahkim etmeye başlamış, dünyanın kilit mekânlarını kontrol etmeye yönelmiş, yeni düşmana göre mücadele ve savaş hazırlıkları için muharip devletler oluşturma adımlarını atmış ve ÇHC'yi küresel ölçekte ve her alanda tahrip etmeye hız vermişti.

ABD, ÇHC'yi etkisiz hâle getirmek için ise onun en önemli müttefiklerinden biri olan Rusya Federasyonu'na karşı çok yönlü bir faaliyet başlatmıştı.


Rusya Federasyonu'nun Ukrayna'da yıpratılması

ÇHC-Rusya Federasyonu ilişkilerinin güçlenmesi üzerine Avrasya'da nüfuz kaybettiğini gören ABD, Karadeniz ve Orta Avrupa'ya girmek için Rusların, Ukrayna'nın siyasi sınırları içinde bulunan Kırım'ı 27 Şubat 2014'te işgal etmesine ve 18 Mart 2014'te de ilhak etmesine göz yummuştu.

Gerekli hazırlıkları yapan ve askerî gücüne güvenen Putin, Ukrayna'yı Rus toprağı olarak ilan etmiş ve Ukrayna'yı zapt etmek için 24 Şubat 2022'de 200.000 askerle saldırı başlatmıştı. Ukrayna'nın zayıf olduğunu düşünen Putin, birkaç gün içinde Ukrayna'nın başkenti Kiev'e girip Batı yanlısı hükûmeti devirerek Ukrayna'yı tekrar Rusların etki alanına geri döndürebileceğini zannetmişti.

Ancak 2018'deki yeni stratejisi kapsamında Rusya Federasyonu'nu yıpratmak için Ukrayna ordusunu bir işgale karşı direnişe hazırlayan ABD, Ruslara büyük bir şok yaşatmıştı. Ukrayna topraklarının ancak 5'te 1'ini işgal edebilen Ruslar, Ukrayna'nın direnişi karşısında zorlanmış, kendi imkânları dışında Kuzey Kore'den bile asker getirmek zorunda kalmıştı.

Rusya Federasyonu gibi bir gücün, 4 yıldan fazla süre geçmesine rağmen kendisiyle mukayeseye göre çok zayıf bir ülke karşısında istediğini elde edememesi, nükleer savaş dışında Rusya Federasyonu'nun askerî zafiyetini ortaya çıkarmıştı.

Ukrayna saldırısı sayesinde oluşan Rus korkusundan faydalanan ABD, Orta Avrupa'ya iyice yerleşmeye başlamıştı. Mesela 24 Mayıs 2022'de 47 ülkenin katılımı ile yapılan Ukrayna Savunma Temas Grubu toplantısının akabinde bir açıklama yapan ABD Genelkurmay Başkanı Milley, Rusların Ukrayna'ya saldırısından sonra ABD'nin Avrupa Kuvvetleri (EUCOM) bünyesinde görev yapan asker sayısının yüzde 30 artışla 78 binden 102 bine yükseltildiğini açıklamıştı.

Ayrıca Milley, Akdeniz ve Baltık'taki 6 olan savaş gemisi sayısının da 24'e yükseldiğini belirtmişti. Tabii ABD'nin, Orta Avrupa ülkelerinin askerî kurumları ile entegrasyon sayesinde elde ettiği yerleşme faaliyetleri bu sayısal rakamların dışındaydı.

NATO ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerinin bozulması üzerine Rusya Federasyonu, 1990'da Doğu Bloku'nu fiilen sona erdiren Avrupa'da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA)'ndan 7 Kasım 2023'te çekilmişti. Türkiye de 4 Nisan 2024 tarihinde AKKA'yı askıya almıştı. Rusya Federasyonu böylece Batı'dan uzaklaştığını ortaya koysa da silahların denetimine son verilmesi, Ukrayna'yı destekleyenler açısından önemli bir kazanç hâline dönüşmüştü.

Batılı ülkelerin teknoloji ve silah yardımı önünde bir engel kalmaması dolayısıyla Ukrayna'nın direnme ve hatta saldırı gücü günden güne artmaya başlamış, Ukrayna'ya neredeyse Rusya Federasyonu'nun her noktasını vurabilme yeteneği kazandırılmıştı. ABD ve müttefikleri, sadece savaş alanında değil, Rusya Federasyonu'nun önünü kesmek için de düzenlemeler yapmaya başlamışlardı.


İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine kabulü ile Rusya Federasyonu'nun izole edilme hedefi

NATO, Soğuk Savaş döneminde güçlü Sovyet Ruslarını durdurmada Finlandiya ve İsveç'e ihtiyaç duymamıştı. Çünkü AB üyesi olmayan ve ABD müttefiki olarak NATO'ya dâhil olan Norveç, hem Baltık Denizi'nin çıkışını hem de Danimarka'dan Rusya Federasyonu'na kadar uzanan Kuzey Buz Denizi sahillerini kontrol etmekteydi.

Günümüzde SSCB'ye göre daha zayıf olan Rusya Federasyonu'nun önüne set çekmek için bu ülkelerin NATO üyesi yapılmasına da gerek yoktur. Yani Petersburg üzerinden Baltık Denizi'ne açılabilen veya Kaliningrad'dan hareket eden Rusların, Baltık Denizi'nden Atlas Okyanusu'na serbestçe çıkabilmeleri pek mümkün değildir.

Zira Baltık hedef alanındaki en stratejik devlet olan Norveç, ABD'nin yanında olduğu gibi, Norveç'le birlikte Danimarka Boğazları'nı kontrol etmede büyük öneme sahip Danimarka da NATO üyesidir. Yani Finlandiya ve İsveç'in Rusları durdurmak açısından fazla bir önemi yoktur.

Ancak ÇHC'nin Bir Kuşak Projesi'nin Baltık Denizi'ne ulaşmasını engellemek için İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyesi olması, ABD'nin buraya yerleşmesini sağlayacağı gibi, ileride muhtemel bir çatışma ve savaşta da işine yarayacaktır.

Tabii AB üyesi olan İsveç ve Finlandiya'nın yalnızca Almanlar tarafından serbestçe kullanılmasının da önü kapanmış olacaktır. ABD'nin öncülüğünde Finlandiya 2023'te, Türkiye'nin bazı isteklerini yerine getirmeyi tamamlayan İsveç de 2024'te NATO üyesi olmuştur. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, Finlandiya ve İsveç'in NATO 2.0'a değil, NATO 3.0'a; yani ÇHC ve müttefiklerine karşı hazırlanan muharip NATO çerçevesinde son üyeler olmalarıdır.
 

Rusya Federasyonu'na karşı Orta Avrupa müşterek muharip ülkeler bloku'nun oluşturulması

Rusların Ukrayna'ya saldırısından sonra, kendi içlerinde tam birlik sağlayamadıkları için Rusya Federasyonu'nu bir tehdit olarak gören AB'nin doğusunda bulunan Finlandiya, İsveç, Estonya, Litvanya, Letonya, Polonya, Romanya ve Bulgaristan liderleri, 16 Aralık 2025'te Finlandiya'nın Helsinki kentinde AB Doğu Kanadı Zirvesi'ni düzenlemişlerdi.

Zirveye katılan liderler, Rusya Federasyonu'nun Avrupa güvenliğine "en önemli, doğrudan ve uzun vadeli tehdit" oluşturduğunu belirterek, bu tehdide karşı "koordineli ve çok alanlı operasyonel bir yaklaşımla AB'nin Doğu Kanadı'na acil öncelik verilmesi" gerektiğini söylemişlerdi.

Zirve sonunda bir açıklama yapan Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo, toplantının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada şöyle demişti:

AB'nin doğu sınırındaki devletlere gereken önem verilmezse Avrupa savunması gerçekleşmeyecek veya devam etmeyecektir.


Ayrıca Orpo, "Finlandiya'nın, Polonya ile birlikte Doğu Kanat Gözlemi'nde öncü ülke rolünü üstlenmeye hazır olduğunu" söylemiş ve Doğu Kanat Gözlemi'nin "her AB üye devletinin katılımına açık olduğunu" da vurgulamıştı.

Zirveye katılan ülkelerin haritasına bakıldığında, Macaristan ve Slovakya hariç, Finlandiya'nın kuzey ucundan Türkiye'ye kadar uzanan bir hat oluşmaktadır. Doğu Kanadı Zirvesi'ne katılan ülkelerin hem AB hem de NATO üyesi ve Rusya karşıtı olmaları dikkate alındığında, yeni bir oluşumun temellerinin atıldığını söyleyebiliriz.

Rusya Federasyonu'nu Kuzey Buz Denizi'nden Karadeniz'e kadar boydan boya çevreleyen bu ülkeler arasındaki savunma ve teknolojik iş birliğinin gittikçe arttığı görülmektedir. Bu hatta bir blok oluşturmak için önemli gelişmelerden biri de AB ve NATO üyesi Romanya ile Moldova'nın birleşme çalışmalarıdır.

14 Nisan 2026'da Romanya ile Moldova Cumhuriyeti'nin birleşmesini öngören bir yasa teklifi, Romanya Parlamentosu'nun Temsilciler Meclisi tarafından 24 Haziran 2026'da kabul edilmişti. Romanya ile Ukrayna arasında bulunan bu 2 ülkenin birleşmesi hâlinde Rusların Moldova'ya müdahalesinin önü kesilebilecek ve blok daha da sağlamlaşacaktır. Rusya Federasyonu'nun batısında oluşacak bu bloğa, muharip bir devlet hâline gelen Ukrayna'nın katılmaması mümkün değildir.

Rusya Federasyonu'nun karşısında oluşacak Orta Avrupa Ülkeler Bloku'na Almanya'nın da katılacağı, Rusya Federasyonu ile Ukrayna, Polonya ve Baltık ülkeleriyle ilişkileri dikkate alındığında kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu konuyu anlamak için 23 Haziran 2026'da Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius'un, 2014 yılında Rusların Kırım'ı işgalinden itibaren Almanya'nın hataları ve son 6 yılda yapmaları gerekip de geç kaldıkları hususlar hakkındaki açıklamalarını hatırlatmak gerekir:

Kırım işgal edildiğinde ne de olsa geçer, yarından sonra her şey yoluna girer ve biz de kendi yolumuza devam ederiz diye düşünüyorduk. Biz de bir bakıma alarmı duyduk, ama erteleme tuşuna basıp tekrar yatağa döndük. Bu, hem sivil-askerî savunma hem toplumun dayanışması, ortak zihniyet hem de silahlı kuvvetlerimizin donanımı açısından kaybettiğimiz 6 yıldır… Evet, İskandinav ülkeleri 6 yıl öndeler.

Neden? Çünkü 2014'te, tıpkı Polonya ve Baltık ülkeleri gibi, Kırım işgal edildiğinde alarmı duydular, ayağa kalktılar ve harekete geçtiler… Örneğin Finlandiya'da yaklaşık 5,5 milyonluk nüfusa karşılık yaklaşık 900 bin yedek asker bulunuyor, bunun da nüfusun yüzde 16'sına denk geldiği görülmektedir.

Bizde bu oran şu anda sadece yüzde 1'dir. Ayrıca Finlandiya nüfusunun neredeyse yüzde 80'i ülkesini savunmayı düşünebiliyor. Finlandiya'da ayrıca yaklaşık 55 bin sığınak ve yer altı sığınak tesisi, nüfusun yaklaşık yüzde 85'ine koruma sağlıyor. Bu, Almanya'da asla ulaşılamayacak bir rakam… Bir ülkenin savunma yeteneği yalnızca silahlı kuvvetleriyle sağlanamaz. Bir ülke, idaresi, ekonomisi ve halkı dirençli olduğunda savunma yeteneğine sahip olur.


Rusya Federasyonu'na karşı Almanya'nın Orta Avrupa Ülkeler Bloku'na katılacağının önemli delillerinden biri, 2019 yılında Almanya ve Fransa'nın imzaladığı ve prototipini hazırladığı yeni nesil savaş uçağı üretmeyi hedefleyen FCAS projesine 8 Haziran 2026'da son vermeleridir.

Bu iptal kararının alınmasında "2 ülkenin gereksinimleri arasındaki farkların etkili olduğu" belirtilse de işin esası Almanya'nın Orta Avrupa Ülkeler Bloku'na yönelmesidir. Bu gelişme NATO 3.0'a göre uygun bir gelişmedir. Zira Almanya'nın Muharip NATO'nun Orta Avrupa Ülkeler Bloku'nda yer alması mukadderdir.

Bunun gerçekleşeceği, Almanya Savunma Bakanı Pistorius'un; 23 Haziran 2026 tarihli şu ifadelerinden de anlaşılmaktadır:

Özgürlüğümüze ve demokrasimize yönelik tehditler ise uzun zamandır hiç olmadığı kadar büyük; üstelik bu tehditler sadece dışarıdan değil, uzun zamandır içten de dramatik bir şekilde geliyor… Askerî güç olmadan başarılı bir caydırıcılık sağlanamaz… Başarılı bir caydırıcılık olmadan ise sonunda bir askerî saldırının hedefi hâline geliriz. Bunun sonucu ise şu anda Ukrayna'da 5. yılında izlediğimiz ve hâlâ tüm şiddetiyle devam eden durumdur.


Baltık'tan Karadeniz'e kadar uzanan hatta oluşan Orta Avrupa Ülkeler Bloku'nda coğrafi olarak Türkiye'nin de bulunması gerekmektedir. Bu konuda net bir açıklama, 19 Haziran 2026'da AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'tan geldi.

Kallas; "Türkiye ile gerçekten iş birliği yapmak önemli. Savunma alanında, bu SAFE'nin bir parçası değil. Çoğunluğu Türkiye ile birlikte NATO'da yer alan ve Türkiye'nin de önemli bir rol oynadığı üye devletler de savunma alanında Türkiye ile daha yakın iş birliği için baskı yapıyor. Biz gerçekten dengeyi bulmaya çalışıyoruz" açıklamasıyla AB ve NATO üyesi ülkelerin çoğunluğunun Türkiye ile iş birliği yapılmasını zaruri gördüklerini ortaya koymuştu. Türkiye ile iş birliği yapacak ülkelerin, Rusya Federasyonu korkusu taşıyan Orta Avrupa ülkeleri olduğunu tahmin etmek zor değildir. Doğal olarak, güvenlik amacıyla bir blok oluşursa burada bir komutanlık da kurulması tabiî bir gelişme olacaktır.
 

NATO'nun doğu kanadındaki çok uluslu tatbikatlar, Rusya'ya karşı caydırıcılığı artırma stratejisinin önemli unsurları arasında yer alıyor / Fotoğraf: Marcin Bielecki-PAP
NATO'nun doğu kanadındaki çok uluslu tatbikatlar, Rusya'ya karşı caydırıcılığı artırma stratejisinin önemli unsurları arasında yer alıyor / Fotoğraf: Marcin Bielecki-PAP

 

NATO 3.0'a göre Orta Avrupa müşterek muharip ülkeler komutanlığı nasıl şekillenebilir?

Özellikle Rusların 2022'de başlattıkları Ukrayna saldırısı ve doğu kesimlerini işgali sonrasında oluşmaya başlayan Orta Avrupa Ülkeleri Bloku'nun güvenlik öncelikli olması, otomatik olarak askerî bir oluşumun nasıl bir komutanlığa dönüşeceğinin irdelenmesini gerektirmektedir. Bu komutanlık NATO veya AB içinde ya da iki teşkilat dışında kurulabilir.

Askerî alan, AB'nin en zayıf yönü olduğu ve üyelerin farklı tavırları dolayısıyla bu komutanlığın AB içinde etkin olması imkânsızdır. NATO ve AB dışında ise böyle bir komutanlığın düşünülmesi bile zordur. Ancak bu komutanlığın askerî bir teşkilat olan NATO içinde kurulması daha kolay olacaktır.

Fakat bunu eski, yani NATO 2.0 ile kurmak çok zordur. O hâlde bu komutanlık, NATO 3.0, yani ahtapotvari çalışacak yeni NATO dâhilinde kurulabilir. Bu komutanlığın merkezle ilintili, ancak kendi sahasında müstakil faaliyet gösterebilmesi gerekecektir. Çünkü ÇHC destekli Rusya Federasyonu'na karşı NATO'nun bütün üyelerinin ortak icraat yapmaları mümkün değildir. Bundan dolayı bu komutanlık sadece Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeleri tarafından oluşturulacaktır.

Bu komutanlığın NATO merkezi ile eş güdümlü çalışacak bir karargâha sahip olması da gerekecektir. NATO merkezinden ayrı karargâhı bulunacak bu komutanlığın, NATO üyesi olmayan ülkelerle iş birliği ve müttefiklik yapması mümkün olacak; diğer bir ifadeyle gayri kurumsal müttefikleri de bulunacaktır.

Omurgasını Almanya-Polonya-Ukrayna-Türkiye (APUT)'nin oluşturabileceği Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı'nın merkezinin Almanya veya Polonya olması muhtemeldir. Zira ABD'nin ÇHC'yi sınırlamaya Rusya Federasyonu'nun batı sınırlarından başlama ihtimalini göz ardı etmediğini, NATO 2.0 için değer verilmediği hâlde İsveç ve Finlandiya'yı NATO 3.0'a dâhil etmesinden anlamaktayız.

ABD, bu sayede Rusların Petersburg'dan çıkışını Finlandiya Körfezi'nde kesebilecektir. Kaliningrad'ı elinde bulunduran Rusların Estonya, Litvanya ve Letonya'da kolay operasyon yapmaları mümkün olduğundan, nihai savaşta kuzeyin ağırlık merkezi Polonya-Almanya olacaktır.

Zaten Rusya Federasyonu-Ukrayna savaşında silahların ve ekipmanların ABD, BK, Kanada, Almanya, Fransa ve Avrupa'nın diğer ülkelerinden Polonya'nın güneydoğusundaki Rzeszów üzerinden Ukrayna'ya aktarılması da bu görüşümüze uygun düşmektedir.

Kurulacak Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı'nın üyeleri; Almanya, Polonya, İsveç, Finlandiya, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Moldova, Ukrayna ve hatta Türkiye'den müteşekkil olabilir. Güneydeki nihai kara savaşının ilerleme yönünün Ukrayna, Moldova ve Romanya olacağı tarihî olarak açıktır.

Zaten Rusya Federasyonu-Ukrayna savaşında da ABD ve diğer Batılı ülkelerin Ukrayna'ya yaptıkları yardımların önemli bir kısmını Romanya'daki Köstence üzerinden gönderdikleri bilinmektedir. Aynı havzada yer alan, Marmara Stratejik Hedef Alanı ve kilit mekânlarını elinde bulunduran Türkiye'nin bu savaşta bir şekilde yer alma zarureti ortaya çıkacaktır. Zaten Rusların 2022'de Ukrayna'ya saldırmasının ardından, 2023 yılında NATO Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında İstanbul Boğazı'nda bir Deniz Unsur Komutanlığı Karargâhı kurulması çalışmaları başlatıldı.

Karadeniz'in Akdeniz'e açılışını sağlayan İstanbul Boğazı'nda NATO'ya bağlı bir komutanlığın kurulması, Türkiye'nin yükünü artıracağı gibi Türkiye'yi Baltık-Karadeniz hattında oluşacak bloğun içine de mecburen dâhil edecektir. NATO 3.0'ın Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı'na, Rusya Federasyonu'nu tam anlamıyla izole etmek için gayri kurumsal müttefik olarak Gürcistan'ın da katılmasını beklemek doğru bir tespit olacaktır.


Sonuç

İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere'nin yerine küresel güç hâline gelen ABD, Strateji 1.0'ı başlatırken iki kutuplu dünyada silahlı örgütlenme olarak NATO 1.0'ı kurmuştu. Sovyet Rusların zayıflaması ve yıkılması üzerine tek kutuplu dünyada ABD, Strateji 2.0'a geçtiği gibi askerî yapıyı da NATO 2.0 olarak genişleterek küresel hegemonyasında kullanmıştı. ABD'nin küresel hâkimiyetine ÇHC öncülüğünde muhalefetin ortaya çıkması üzerine ABD tarafından 2018'de Strateji 3.0 yürürlüğe sokulmuş ve buna paralel olarak NATO 3.0 dönemi başlamıştır.

Soğuk Savaş sonrasında Almanlar AB vasıtasıyla doğuya doğru ilerlerken, ABD Rusya Federasyonu ile zımnen iş birliği yapmış, hatta 2014'te Rusların Kırım'ı işgaline göz yummuştu. Ancak 2018'den itibaren strateji değiştiren ABD, Rusların Avrupa'yı işgal edebileceği tezini işlemeye başlamıştı.

Ruslar da 2022'de Ukrayna'ya saldırarak Avrupalıların bu korkusunu derinleştirmişti. 29 Haziran 2026 tarihindeki konuşmasında Rusya Federasyonu Başkanı Putin de; "ABD… bizi ve Avrupa'yı bu çatışmanın içine sürüklediler; bu anlamda hedeflerine ulaştılar, Rusya ile Avrupa'nın arasını açtılar." ifadeleriyle ABD'nin stratejisinin farkına vardığını açıklamıştı.

ÇHC-Rusya Federasyonu ittifakı ve müttefiklerini düşman olarak kabul eden ABD, NATO'yu bir savunma örgütü yerine muharip bir yapıya dönüştürme kararı almıştır. Ancak NATO'yu tamamen muharip hâle getirmenin zor olduğunu gören ABD, NATO 3.0'ı ahtapotvari; hem merkezle ilintili hem de müstakil faaliyet gösterecek kollara sahip bir yapıya dönüştürmeye başlamış ve Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlıkları oluşturmaya girişmiştir.

Bu komutanlıklardan birisini Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı olarak adlandırmak mümkündür. Zira Rusya Federasyonu'nun 2022 yılında Ukrayna'ya saldırmasının ardından Baltık'tan Karadeniz'e kadar uzanan ülkeler güvenlik endişesiyle birbirine yakınlaşmış, ABD'nin İsveç ve Finlandiya'yı NATO'ya üye yapmasıyla bu hat kuvvetlenmiş, Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerin savunma hazırlıkları çerçevesinde bir blok ortaya çıkmıştır.

ABD de ÇHC-Rusya Federasyonu ittifakının batıdan çevrelenmesi için güvenlik endişesiyle oluşan bu bloğu, NATO 3.0'a, diğer bir ifadeyle muharip NATO'nun bir komutanlığına, yani Orta Avrupa Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı'na dönüştürme şansına kavuşmuştur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU