Avrasya Balkanları üzerine sosyolojik bir çözümleme

Dr. Batuhan Yıldız Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Wikipedia

Toplumsal bir varlık olan insan, dünya sahnesine çıktığı ilk günden bu yana karşısına çıkan olguları anlama, başına gelen hadiseleri anlamlandırma ve etrafındaki kişi, topluluk ve sosyal grupları sınıflandırma eğiliminde olmuştur.

Yaşadığı meskeni "yuva" olarak adlandırmadan, ortak bir ülküyü paylaştığı kişileri "yoldaş" olarak nitelemeye; kendi inancından olmayanları ise "yabancı" (İng. outlander), "gâvur" (Fr. infidèle) ya da "pagan" (Lat. paganus) gibi sıfatlarla damgalamaya kadar uzanan bu sosyal inşa süreci, türümüzün yaşadığı dünyayı yalnızca fiziksel gerçeklikler üzerinden değil; aynı zamanda semboller, aidiyetler ve iktidar ilişkileri üzerinden de kurguladığının en açık göstergelerinden biridir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bununla birlikte, özellikle 1991 sonrası SSCB gibi devasa bir siyasal yapılanmanın ani biçimde dağılmasıyla şekillenen Yeni Dünya Düzeni’nde, bu tür kodlamalardan coğrafi tanımlamalar da nasibini almıştır. İşte tam da bu noktada, "The Grand Chessboard" (Tr. Büyük Satranç Tahtası) adlı eserde Brzezinski tarafından "Eurasian Balkans" (Tr. "Avrasya Balkanları") olarak kodlanan; beşeriyet tarihinin en "karmaşık" coğrafi bölgelerinden biri olan otantik bir "oyun alanının" çok katmanlı sosyolojik profilini olabildiğince sade bir biçimde siz değerli okuyucularıma aktarmaya çalışacağım.

Öyleyse başlayabiliriz.


Avrasya Balkanları nedir, ne değildir?

Tarihsel olarak düşünüldüğünde, "Balkan" kelimesi, Türkçe kökenli bir sözcük olup geçilmesi oldukça meşakkatli, sarp, sık ormanlarla kaplı sıradağları ya da bataklık ve sazlık türündeki alanları ifade eder.  Öte yandan modern uluslararası ilişkiler literatüründe "Balkanlar", "Balkanlaştırma" ya da "Balkanizasyon" gibi kavramlar, yalnızca coğrafi bir tanımlama olmaktan ziyade; parçalanmış toplumları, çözümü oldukça zor etnik sürtüşmelerin yaşandığı çatışma mekânlarını, kırılgan devlet yapılanmalarını ve dış müdahaleye açık ihtilaflı coğrafyaları temsil etmektedir. Brzezinski’nin "Büyük Satranç Tahtası" adlı magnum opusunda kullandığı "Avrasya Balkanları" ifadesi de tam olarak bu sosyopolitik anlatı içinde okunmalıdır.


Avrasya Balkanları’nın sosyolojik profili

Yukarıda söylenenlerden hareketle, Avrasya Balkanları’nın çekirdeğini Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Afganistan gibi ülkeler oluşturur. Bölgenin Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti haricindeki oyun bozucu kilit aktörleri ise sıklıkla Türkiye Cumhuriyeti ve İran olarak tanımlanmaktadır. Tüm bunların haricinde, birçok bölge ve istihbarat uzmanına göre mezkûr bölgenin sosyolojik yapılanmasında ilk göze çarpan unsur, etnik ve dinî kimliklerin oldukça komplike biçimde iç içe geçmiş olmasıdır. Bu bağlamda Gürcüler, Ermeniler, Kazaklar, Özbekler, Türkmenler, Azerbaycanlılar, Kırgızlar, Tacikler, Peştunlar, Hazaralar ve Rus azınlıklar aynı geniş coğrafyanın farklı yüzlerini temsil etmektedir. Bu etnik çeşitlilik bölgenin içtimai dokusunu zenginleştirirken; glasnost, perestroyka ve ABD-İran Savaşı gibi kriz dönemlerinde de yangına benzin döken, yönetici elitler açısından "saç baş yoldurucu" bir probleme dönüşmektedir.

Bölgenin jeostratejik önemini artıran bir başka önemli unsur ise Avrasya Balkanları’nın sahip olduğu enerji kaynakları ve geçiş hatlarıdır. Hazar Havzası ve Merkez Asya’daki zengin petrol, altın, uranyum ve doğalgaz rezervleri, bu coğrafyayı yalnızca yerel halkların yaşadığı bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp küresel ekonomiye can suyu sağlayan iştah açıcı bir stratejik merkeze dönüştürmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en can alıcı husus, bahsi geçen doğal kaynaklara kimin sahip olduğundan ziyade, bu kaynakların hangi güzergâhlar üzerinden ve kimler aracılığıyla taşınacağı sorunsalıdır.

Örneğin, enerji hatları Rusya üzerinden geçtiğinde Moskova’nın bölge üzerindeki hâkimiyeti artmaktadır. Son on yılda da Çin’in diplomatik girişimleri ve ekonomik yatırımlarıyla birlikte güç dengeleri Pekin’in arzu ettiği biçimde şekillenmektedir. Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Batı’ya doğru açılan hatlar ise ülkemizin elini güçlendiren en önemli jeopolitik kozlardan biri olarak varlığını sürdürmektedir. Sözün özü, dünya enerji ticaretinin atar ve toplardamarları olan boru hatları, yalnızca teknik altyapı sağlayan enstrümanlar olmanın ötesinde; küresel egemenlik ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerini yeniden düzenleyen türünün tek örneği jeopolitik araçlara evrilmiş bulunmaktadır. Tüm bunların haricinde, Weberyen perspektiften bakıldığında Avrasya Balkanları’nı oldukça kritik kılan son ve en önemli unsur, bölgenin raison d’être’nin (Tr. varoluş sebebinin) farklı güçler tarafından farklı bakış açılarıyla algılanması ve yeniden yorumlanmasıdır. 

Mesela, Vladimir Vladimiroviç Putin için burası eski imparatorluk habitatı, daha doğrusu, Rusya Federasyonu’nun arka bahçesidir. Şi Cinping açısından Çin Halk Cumhuriyeti’nin enerji güvenliği ve Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin istikrarıyla bağlantılı stratejik bir oyun alanıdır. ABD ve onun Atlantik Paktı’na mensup müttefiklerinin perspektifinden de Avrasya, tek bir rakip süper gücün hâkimiyetine bırakılmaması için sürekli olarak karıştırılıp kaynatılması gereken bir tür "cadı kazanıdır".


Sonuç

Ve sonuç olarak Avrasya Balkanları’nın sosyolojik profilini çıkarmak yalnızca Kafkasya ve Orta Asya’daki etnik, dinî ya da enerji temelli sorunları dar bir çerçevede kaleme almakla sınırlı değildir. Brzezinski ve Aleksandr Dugin gibi kalburüstü uzmanların ifadesiyle, mezkûr "satranç tahtasında" icra edilen hamleleri layığıyla kavrayabilmek; aynı zamanda Rusya’nın yeniden SSCB benzeri bir gargantuan güce dönüşüp dönüşemeyeceğini, Türkiye gibi medeniyet aklı olan ülkelerin Avrasya’ya açılım kapasitesini, İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlarını, Çin’in batıya doğru genişleyen stratejik ilgisini ve ABD’nin küresel üstünlüğünü "nevrotikçe" sürdürme arayışını adeta bir dedektif titizliğiyle inceleyip yeniden çözümlemekle mümkün olur. İşte tam da bu yüzden mevzubahis bölgede hâkimiyet kurmak isteyen herhangi bir aktör, yeri geldiğinde bir "filozof kral" gibi vakur; kendisine oynanan oyunları ve kurulan tuzakları savuşturma konusunda da kılı kırk yaran bir satranç ustası kadar deneyimli ve soğukkanlı olmalıdır. Çünkü satrançta ve diplomasi sanatında yapılan bir yanlış hamle (İng. blunder), bugüne kadar icra edilen bin iyi hamleyi boşa çıkarır. Herkese, algı kapılarımızın açık olduğu, toplumsal huzurun ve mutlak barışın ise hayatın her alanında hüküm sürdüğü güzel bir hafta dilerim.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU