Papa’nın Afrika turu ve Kamerun’daki ateşkes: Dinî diplomasi sahada gerçekten etki üretebilir mi?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters 

13 Nisan Pazartesi günü Cezayir’de başlayan tur, ilk bakışta klasik bir papalık ziyareti gibi okunabilir. Ancak Kamerun’un İngilizce konuşulan batısında ayrılıkçı grupların 15 ile 17 Nisan arasına denk gelen 3 günlük ateşkes ilanı, bu geziyi bir anda güvenlik, meşruiyet ve siyasi etki tartışmasının merkezine taşımıştır.

Bir papalık ziyareti için silahların birkaç gün susması, yüzeyde küçük bir gelişme gibi durabilir. Ne var ki Afrika siyasetinde bazen en büyük mesajlar tam da bu kısa sessizliklerden çıkar.

Papa Leo’nun 13 ile 23 Nisan arasına yayılan programı dört ülkeyi kapsıyor. Cezayir, Kamerun, Angola ve Ekvator Ginesi hattında ilerleyen yaklaşık 18 bin kilometrelik rota; 11 şehir, 18 uçuş ve 25 konuşma içeren yoğun bir diplomatik tempo sunuyor. Bu durum, Vatikan’ın Afrika’yı uzak bir ilgi alanı olarak görmediğini açıkça gösteriyor. Tersine, yeni dönemin ağır sınamalarından bir kısmının burada toplandığını da düşündürüyor. 

Asıl dikkat noktası ise Kamerun ayağında belirginleşmiştir. Papa’nın 16 Nisan’da Bamenda kentindeki barış buluşmasına katılacak olması, sahadaki silahlı yapıların bile davranışlarını geçici de olsa yeniden ayarlamasına yol açtı. Bu yüzden konu, bir dinî figürün ziyareti olmanın ötesine taşıyor. Burada ahlaki otoritenin güvenlik alanına kısa süreli de olsa nüfuz ettiği özel bir anla karşı karşıyayız.


Afrika’dan başlayan mesaj

Bu turun Afrika’dan başlaması da tesadüf değil. Bugün dünya Katolik nüfusunun beşte birinden fazlası bu kıtada yaşıyor ve kilisenin demografik ağırlığı uzun süredir güneye kayıyor. Roma’nın ilk büyük dış turunu buraya yöneltmesi, geleceğin dinî ve toplumsal ağırlık merkezini nerede gördüğüne dair açık bir işaret veriyor.

Üstelik Leo, Afrika’ya yalnızca pastoral bir tonla da gelmedi. Cezayir’de yaptığı konuşmada uluslararası hukuk, adalet ve dayanışma vurgusu öne çıktı; ardından neo-kolonyal güçlerin açtığı yaralara da değindi. Bu çizgi, papalığın Afrika’yı yardım bekleyen bir çevre coğrafya gibi sunmak yerine küresel siyasetin vicdani sınav alanlarından biri olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Burada dinî diplomasinin nasıl işlediği önem kazanıyor. Papa bir ülkeye geldiğinde yalnızca devlet başkanlarına seslenmez; yerel kiliselere, sivil topluma, çatışma bölgelerinde sıkışmış halka ve kimi zaman silahlı aktörlere de dolaylı bir mesaj gönderir.

Afrika gibi devlet otoritesinin yer yer aşındığı sahalarda bu çok katmanlı temas daha görünür hâle gelir. Bu yüzden ziyaretin sembolik tarafını küçümsemek yerine, o sembolün sahada ne üretebildiğine de bakmak gerekir.


3 günlük sessizlik ne anlatıyor

Kamerun’daki kriz 2017’den bu yana sürüyor. Çatışmalar binlerce can aldı ve son yıllarda yayımlanan uluslararası veriler yüz binlerce insanın yerinden edildiğini gösterdi. Dolayısıyla üç günlük ateşkesi tek başına bir barış işareti olarak okumak gerçekçi değildir. Fakat bunu önemsiz bir jest gibi görmek de ciddi bir yanılgı yaratır.

Ayrılıkçı ittifakın ateşkes açıklamasında “güvenli geçiş” ve sivillerin korunması vurgusu özellikle dikkat çekiyor. Bu dil, sahadaki aktörlerin yalnızca askerî dengeyle ilgilenmediklerini, uluslararası kamuoyunda nasıl algılandıklarını da hesaba kattıklarını gösteriyor. Başka bir ifadeyle Papa’nın geçeceği güzergahta sessizlik üretmek, meşruiyet mücadelesinin incelmiş bir hâline dönüşüyor.

Kamerun’daki bu kısa duraksama, Afrika’daki silahlı hareketlerin meşruiyet arayışını anlamak açısından da dikkat çekiyor. Zira kıtanın birçok kriz sahasında silahlı yapılar sadece askerî kapasite üzerinden varlık göstermiyor. Bununla beraber, yerel halkın gözünde bütünüyle yıkıcı bir aktöre dönüşmemek, dış dünyanın dikkatini tümüyle kendi aleyhlerine çevirmemek ve zaman zaman koruyucu bir görüntü verebilmek için söylemlerini de ayarlıyor. 

Papa’nın ziyareti öncesinde kullanılan güvenli geçiş dili de biraz buna işaret ediyor. Burada hedef, birkaç günlüğüne çatışmayı düşürmenin ötesinde, siyasi anlatıyı yeniden biçimlendirmek olabilir.

Bu noktada gözden kaçmaması gereken taraf şudur: Silahlı yapılar çoğu zaman yalnızca toprak kontrolü peşinde koşmaz. Makul görünmek ve bütünüyle gayrimeşru bir alana itilmemek için de hesap yapar. Papa ziyareti öncesindeki yumuşama, bu nedenle bir barış iradesinden çok kendini yeniden tanımlama girişimi olarak da okunabilir. İfade edebiliriz ki burada kurşunun sustuğu an kadar anlatının yeniden kurulduğu bir an da vardır.

Yine de burada romantik bir anlam yüklemek hata olur. Benzer çağrıların geçmişte tüm fraksiyonlarca uygulanmadığı biliniyor ve mevcut ateşkesin sahadaki bütün unsurları kapsadığına dair sağlam bir güvence bulunmuyor. Kısacası, üç günlük sessizlik önemli. Lakin o sessizliğin kırılgan olduğu gerçeği de en az onun kadar önemlidir.


Dinî diplomasi neden iz bırakıyor

Dinî diplomasi çoğu kez savaşı bitirmez. Buna rağmen çatışmanın dilini, tarafların görünme biçimini ve sivillerin kısa süreli nefes alma imkânlarını etkiler. Bu küçümsenmemelidir; çünkü bazı coğrafyalarda davranışı değiştiren ilk unsur askerî baskıdan önce ahlaki baskı olabiliyor. Kamerun örneğinde görülen manzara da bu.

Papa’nın varlığı bir anda güç dengesini tersine çevirmiyor. Ancak hem Yaoundé yönetimine hem ayrılıkçılara ayna tutuyor hem de kimin hangi noktada meşruiyet aşınması yaşadığını daha görünür kılıyor. Sahada saldırı kapasitesi olan bir aktörün Papa’nın gölgesinde bu kapasitesini sınırlamak zorunda hissetmesi başlı başına siyasi bir işarettir. Bu da dinî otoritenin etkisini tank sayısıyla ölçmenin neden yetersiz kaldığını açıklıyor.

Leo’nun Cezayir’de kullandığı dil de bunu destekliyor. Uluslararası hukuk, barış ve adalet vurgusuyla neo-kolonyal çatışma üretimlerine yönelik eleştiri, Afrika’daki krizleri yalnızca insani yardım başlığına sıkıştırmayan daha sert bir politik vicdan hattı kuruyor. Böyle olunca, papalık ziyareti protokolün dışına çıkarak sahadaki davranışı etkileyen psikolojik bir basınca dönüşebiliyor.

Aslında geçmiş papalık ziyaretleri de bunu doğruluyor. Afrika, onlarca yıldır papaların en yoğun siyasi anlam taşıyan rotalarından biri oldu ve önceki ziyaretler de çatışma bölgelerine, kırılgan devletlere ve dinler arası gerilim alanlarına bilinçli biçimde yöneldi. Demek ki burada kurulan temas, ruhani dayanışmanın ötesine geçiyor. Uluslararası ilgiyi dağılmış kriz alanlarına çekmenin yollarından biri hâline geliyor.


Kamerun’un ötesindeki siyasi ders

Bu gelişme, Kamerun devleti hakkında da çok şey söylüyor. 93 yaşındaki Paul Biya 1982’den beri iktidarda ve son günlerde halefiyet tartışmalarını da hareketlendiren anayasal adımlar atıldı. Böyle bir siyasi yapıda Papa’nın geçiş güvenliği konuşulurken gözlerin önce devlet kurumlarına değil de ayrılıkçıların ateşkes duyurusuna çevrilmesi, egemenlik iddiasındaki aşınmayı açık biçimde bize gösteriyor.

Buradan daha geniş bir Afrika okuması da çıkarılabilir. Kıtanın birçok ülkesinde devlet hukuken mevcut, bayrağı dalgalanıyor, uluslararası tanınırlığı sürüyor. Fakat toplumsal nüfuz aynı yoğunlukla hissedilmiyor. Kiliseler, camiler, yerel arabulucular, geleneksel ağlar ve kimi yerlerde silahlı oluşumlar merkezî iktidarın dolduramadığı boşluklara yerleşiyor.

Tam da bu yüzden dinî otorite bazı sahalarda resmî kurumların kuramadığı etkiyi kurabiliyor. Halkın gözünde güven veren yüz bazen bakanlık binası olmuyor; yerel din adamı, cemaat ağı ya da çatışma anında kapısını açan kurum daha fazla karşılık buluyor. Bu durum, Afrika’ya özgü tekil bir ayrıntı gibi okunmamalı.

Devlet kapasitesinin aşındığı her yerde meşruiyet başka odaklara kayıyor ve Kamerun’daki üç günlük ateşkes bu gerçeği son derece açık bir biçimde ortaya koyuyor.

Bu ziyareti kalıcı barışın habercisi olarak görmemek lazım. Zira bu, daha çok Afrika’da meşruiyet mücadelesinin sandıkla, askerî operasyonla ve resmî açıklamayla sınırlı kalmadığını hatırlatan güçlü bir işaret olarak görülebilir. İlerleyen günlerde Kamerun’da silahlar yeniden konuşabilir. Fakat Bamenda durağı geriye sert bir gerçek bırakacak: Bazı coğrafyalarda barışı kimin kurduğundan önce, kimin birkaç günlüğüne bile olsa şiddeti durdurabildiği belirleyici hâle geliyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU