Hürmüz'de "2022 Karadeniz Tahıl Koridoru" benzeri bir formül mümkün mü?

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte küresel gıda piyasalarında yaşanan dalgalanma, Türkiye'nin öncülüğünde hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi sayesinde belirli ölçüde kontrol altına alınabilmişti. Bu girişim, yalnızca bir lojistik düzenleme değil, aynı zamanda kriz dönemlerinde işlevsel çok taraflı diplomasinin mümkün olduğunu gösteren önemli bir örnek olarak tarihe geçti. Bugün ise benzer bir modelin, bu kez çok daha kritik bir jeostratejik dar boğaz olan Hürmüz için gündeme gelmesi dikkat çekicidir. Avrupa Birliği yetkililerinin de dile getirdiği üzere, artan gerilim ortamında Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması için "tahıl koridoruna benzer" bir mekanizmanın oluşturulup oluşturulamayacağı tartışılmaktadır.

Ancak bu noktada, Karadeniz ile Hürmüz arasında yüzeysel benzerlikler kurmanın ötesine geçmek ve iki bölgenin jeopolitik doğasını karşılaştırmalı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Karadeniz Tahıl Girişimi'nin başarısı, her şeyden önce tarafların belirli bir çıkar kesişiminde buluşabilmesine dayanıyordu. Rusya, kendi tarım ürünlerinin ve gübresinin küresel pazarlara erişimini garanti altına almak isterken; Ukrayna ise ihracat gelirlerini sürdürebilmek için limanlarının açık kalmasına ihtiyaç duyuyordu. Türkiye'nin her iki tarafla da konuşabilen bir aktör olarak güvenilir arabulucu rolü üstlenmesi ve Birleşmiş Milletler'in sürece uluslararası meşruiyet kazandırması, bu hassas denklemin işlemesini mümkün kılmıştı.

Hürmüz Boğazı söz konusu olduğunda ise tablo çok daha karmaşık ve kırılgandır. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin bu dar geçitten sağlandığı, sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığının önemli bir kısmının bu rota üzerinden gerçekleştiği ve enerji piyasalarının bu boğaza yüksek derecede bağımlı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Hürmüz'ün kapanması ya da riskli hale gelmesi yalnızca enerji fiyatlarında artışa yol açmakla kalmaz; aynı zamanda üretim maliyetlerini yükselterek gübre, tarım ve sanayi sektörlerini de zincirleme biçimde etkiler. Özellikle doğalgazın gübre üretimindeki rolü dikkate alındığında, Hürmüz'deki bir kesintinin kısa süre içinde gıda fiyatlarına yansıması kaçınılmazdır. Bu yönüyle Hürmüz, yalnızca bir enerji geçiş noktası değil, aynı zamanda küresel ekonomik sistemin kırılgan damarlarından biridir.

Bu çerçevede Avrupa Birliği'nin gündeme getirdiği "tahıl koridoru benzeri" bir mekanizma, teorik olarak rasyonel bir kriz yönetimi aracı gibi görünmektedir. Birleşmiş Milletler gözetiminde oluşturulacak güvenli geçiş hatları, tarafların saldırmama taahhütleri ve uluslararası denetim mekanizmalarıyla desteklenen bir yapı, kağıt üzerinde uygulanabilir bir çözüm sunabilir. Ancak bu noktada kritik bir fark ortaya çıkmaktadır: Karadeniz'de koridor, tarafların çıkarına hizmet eden bir düzenlemeydi; Hürmüz'de ise benzer bir mekanizma, İran'ın elindeki en önemli stratejik kaldıraçlardan birini zayıflatma potansiyeline sahiptir.

Gerçekçi bir değerlendirme yapıldığında, İran açısından Hürmüz Boğazı'nın kontrolü yalnızca coğrafi bir avantaj değil, aynı zamanda asimetrik bir caydırıcılık aracıdır. Konvansiyonel askeri kapasite açısından dezavantajlarını dengelemek isteyen İran, uzun yıllardır Hürmüz'ü küresel enerji akışını etkileyebilecek bir baskı unsuru olarak konumlandırmaktadır. Bu bağlamda boğazın kapatılması ya da riskli hale getirilmesi, yalnızca bölgesel bir hamle değil, aynı zamanda küresel piyasalara yönelik bir mesaj niteliği taşır. Dolayısıyla İran'ın, elindeki bu en güçlü kozdan gönüllü olarak vazgeçmesini beklemek, mevcut jeopolitik gerçeklikler ışığında oldukça iyimser bir varsayım olacaktır.

Türkiye'nin bu süreçte oynayabileceği rol ise ayrı bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Karadeniz Tahıl Girişimi'nde üstlendiği arabuluculuk rolüyle uluslararası sistemde dikkat çeken Türkiye, hem NATO üyeliği hem de bölgesel aktörlerle kurduğu çok boyutlu ilişkiler sayesinde Hürmüz bağlamında da potansiyel bir kolaylaştırıcı olarak öne çıkabilir. Bununla birlikte, bu kez karşı karşıya olunan kriz çok daha yüksek yoğunluklu ve çok aktörlüdür. ABD ile İran arasındaki doğrudan gerilim, enerji boyutunun küresel sistem üzerindeki etkisi ve bölgesel çatışma risklerinin yüksekliği, Türkiye'nin manevra alanını Karadeniz'e kıyasla daha sınırlı hale getirmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin katkısı önemli olabilir, ancak tek başına belirleyici olması beklenmemelidir.

Hürmüz'ün kapalı kalma süresinin uzaması durumunda ise risk algısından somut arz krizine geçiş söz konusu olacaktır. İlk aşamada piyasalarda dalgalanma ve fiyat artışı görülse de, birkaç hafta içinde fiziki sevkiyatların aksaması enerji arzında gerçek kesintilere yol açabilir. Bu durum, özellikle gübre üretiminde kullanılan amonyak ve doğalgaz arzını daraltarak tarımsal üretim maliyetlerini artırır. Ardından gelen süreçte gıda fiyatlarında yeni bir küresel dalga ortaya çıkabilir. Bu zincirleme etki, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sosyal ve ekonomik kırılganlıkları derinleştirecek bir potansiyele sahiptir.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Hürmüz'de yaşanan gelişmelerin Ukrayna savaşı gibi diğer kriz alanlarını da dolaylı olarak etkileyebileceği görülmektedir. Enerji güvenliğinin tehdit altına girmesi, ABD ve Avrupa Birliği'nin stratejik önceliklerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Bu bağlamda, Rusya-Ukrayna hattında daha hızlı bir ateşkes arayışının gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Küresel sistemde eş zamanlı krizlerin yönetilmesi zorlaştıkça, büyük aktörler kaynaklarını ve dikkatlerini daha acil gördükleri alanlara yönlendirme eğilimi gösterebilirler. Bu da Hürmüz'deki gelişmelerin, yalnızca bölgesel değil küresel jeopolitik dengeleri etkileyen bir kırılma noktası haline gelmesine yol açabilir.

Sonuç olarak, Hürmüz için "tahıl koridoru benzeri" bir model, diplomatik açıdan yaratıcı ve teorik olarak anlamlı bir öneridir. Ancak mevcut koşullar altında bu modelin uygulanabilirliği oldukça sınırlıdır. Açıkçası bu konuda iyimser olmak için yeterli neden bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler çatısı altında bir koridor oluşturulabilir, ancak bunun etkin bir şekilde işlemesi İran'ın aktif iş birliğine bağlıdır. Mevcut tabloda ise Hürmüz'ü kapalı tutmak, İran'ın elindeki en önemli stratejik kaldıraç olarak öne çıkmaktadır.

Bu nedenle dünya ekonomisi, yalnızca fiyat dalgalanmalarına değil, enerji, gübre ve gıda zincirini eş zamanlı etkileyebilecek çok katmanlı bir arz krizine doğru ilerlemektedir. Bu kriz, sadece ekonomik dengeleri değil, aynı zamanda küresel güç dağılımını ve diplomatik öncelikleri de yeniden şekillendirebilecek niteliktedir.

Kaynakça

  • FAO, Food Price Index Reports (2022–2024)
  • United Nations, Black Sea Grain Initiative Documents
  • World Bank, Commodity Markets Outlook
  • IMF, World Economic Outlook Reports
  • U.S. Energy Information Administration (EIA), World Oil Transit Chokepoints
  • International Energy Agency (IEA), Global Energy Review
  • BP Statistical Review of World Energy
  • RAND Corporation, Iran Military Strategy Reports
  • CSIS, Strait of Hormuz and Maritime Security Analyses
  • Chatham House, Gulf Security and Energy Risk Reports
  • T24 (2026), "Hedefi belirsiz bir savaş: Orta Doğu nereye sürükleniyor?"

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU