Hafızam bana oyun oynamıyorsa 2013 yılının şubat ayı sonlarına doğru idi. İstanbul'daki 78’liler merkezinde, ben, CelaI Başlangıç ve izleyen bir arkadaşımız dahil, konu üzerinde giderek derinleşen düşünce yoğunluğu içinde konuşuyorduk...
FETÖ'cü hareketle ortaya çıkan ve derinleşme potansiyeli taşıyan tutumunu yeni dengelerle bozma ihtiyacını hafife alınmamaması gerektiği, AK Parti Hükümeti'ni Kürt meselesiini uygun bir yöntemlerle tartışmaya açabileceğini, bundan olumlu bir tutum çıkarabilirsek ne ala, tutumumuz sürece çözüm ve barış noktasından yüklenme olacaktı... Ama birçok şeyden emin değiliz, yorum var ama elimizde yeterli bilgi de yok... Bilgi edinmek, sürecin yönelimi hangi mecrada ilerleme potansiyeline sahip, ne yapılabilir, bunu anlamak için Irak'a, Güney Kürdistan’a giderek bütün ilgili çevrelerle konuşma kararı aldık. İmkân olursa Rojava ’ya da gidecektik.
Bir aya yakın bir zaman bütün bölgeyi gezdik, gidilmesi gereken her yere gittik, konuşulması gereken herkesle hemen hemen konuştuk...
Biz Rojova’ya gitmeyi tasarlarken kıymetli insan Salih Müslüm'ün Erbil’de Hilton Oteli'nde olduğunu öğrenince, saat biraz geç de olsa otele haber gönderdik. 15-20 dakika geçti, geçmedi PYD Eşbaşkanı, Salih Müslüm ve PYD Kadın Eşbaşkanı Sinem Muhammed davetimizi kabul etmiş, yanımızdalardı.
Bir yandan Güney Kürdistan'dan Rojava’ya kadar sohbetimiz sürerken, diğer yandan ara ara kendileriyle röportajlar yaptık.
Yaptığımız röportajlardan hemen hepsini yayınladık. Biri hariç. Nedense Celal Başlangıç'ın Salih Müslüm’le yaptığı röportajlardan birini içimden gelen bir duyguyla zamana bıraktım. Zaman içinde o ropörtajı nereye bıraktığım yer dâhil, unuttuğumu da itiraf etmeliyim. Dün Salih Müslüm’ün vefat ettiğini öğrenince kafamda adeta şimşek çaktı, bıraktığım yeri, hatta bir anda neredeyse röportajın ayrıntılarını hatırlamaya başladım.
...
Celal Başlangıç: Doğum yeriniz neresi, nerede doğdunuz?
Salih Müslüm: 3 Mart 1951'de Şeran Köyünde doğdum. Şeran büyük köydür. Ona yakın köyler var. Bahar aylarında bazen göçerler çıkar yaylalara, işte 3 Mart 1951'de göçer çadırında doğmuşum. Annemin söylediğine göre karlı bir gün.
Celal Başlangıç: Şeran nerenin köyü?
Salih Müslüm: Şeran Kovani'ye bağlı. Şeran çok eski bir köydür. 3 bin sene önce bir başkentmiş. Hititlerin başkenti olan bir şehirmiş. Çok ünlüdür. Hadato derler, Türkçesi Aslantaş diyorlar.
Celal Başlangıç: Aslan kabartmaları vardı.
Salih Müslüm: İşte Şeran adı da oradan gelme, aslanların köyü yani. Bir sur varmış, kapısında aslanların timsali (kabartması) varmış. Onların hepsi alınmış, çalınmış zaten. Eski adı Hadato'dur. İşte bu köyün bir yaylasında, ona yakın bir yerde, göçer altında, karlı bir günde -doğmuşum. Mart'ta kar çok yağmazmış ama o sene kar yağmış.
Celal Başlangıç: Kaç kardeşsiniz?
Salih Müslüm: Biz çok kardeşiz. Babam 5 kadınla evlenmiş. Birisi çocuk doğurmamış. Dört hanımda çocukları vardır. Ben ikinci karısının dördüncü çocuğuyum. Toplamda 14 erkek, 7 kız kardeşiz. 21. Ama benden sonra da doğanlar var.
Celal Başlangıç: Babanızın ismi nedir, ne iş yapardı?
Salih Müslüm: Müslüm'dü adı, kendisi çiftçi idi. Bazen ticaretle de uğraşıyordu. Kendisi 1893 doğumluydu. Seferberlik yıllarını hep yaşamış, biliyordu. Anlatıyordu bazen bize Benden sonra doğan çocuklar da vardır. En son 76 yaşındaydı evlendi, ondan sonra 6 tane çocuğu da oldu. Sonra benim annem de vefat etti, 59 yaşında. Kendisi 76 yaşındaydı. Sonra tekrar evlendi 6 tane çocuğu oldu.
Celal Başlangıç: Kaç yaşında öldü?
Salih Müslüm: 1986'da öldü. 93 yaşında öldü. Çiftçiydi Daha önce dedim ya, göçerdi, koyun ve hayvancılıkla uğraşıyordu.
Celal Başlangıç: Orda doğdu hep ordaydı yani. Başka yerden değildi.
Salih Müslüm: Oranın yerlisi. 7-8. baba evvele kadar biz ordaydık.
Celal Başlangıç: Siz kaç yaşına kadar köyde kaldınız?
Salih Müslüm: Ben 6 yaşlarındayken köyden Kobani'ye geçtim, ilkokulu Kobani'de okudum. Kovani ile köy arası 7 km. idi. Gidip geliyorduk. Bilhassa Perşembe ve Cuma günleri tatil olduğu için köye gelirdik. Başka günler şehirdeydik. Bizim ilkokul 6 sene oluyor. 6 sene sonra ben Şam'a geçtim. Şam'da okudum. Son sınıfı ve bir de ortaokulu Şam'da okudum, 3 sene. Tıpta okuyan kardeşim vardı. Bir de sonra üniversite hocası olan ağabeyim vardı. Şimdi o Arabistan'dadır. Tıpta okuyanın ismi Mahmut'tu. Benden büyüktü. Benim annemden olan çocukların en küçüğü benim. Benden büyük 2 tane ağabeyim vardı. Birisi hala yaşıyor. Kendisi 1940 doğumlu. Şimdi Arabistan'dadır, üniversitede hocadır.. Onun adı Mustafa Müslim'dir. Kendisi dindar bir insandır. Doktor olan ve geçen sene kaybettiğimiz ağabeyimle aramızda 6 yaş vardı.
Celal Başlangıç: Peki çocukluğunuzda hatırladığınız Suriye nasıl bir Suriye idi? Kürtlerin 50'li, 60'lı yıllardaki hayatı nasıldı?
Salih Müslüm: Ben şöyle hatırlıyorum. Tabi ilkokula gidinceye kadar ben Kürtçeden başka bir dil bilmiyordum. Arapçayı bilmediğimiz için ilkokula gittiğimizde dövülüyorduk yani. Bir de zorumuza giden, Suriye'nin parası vardı 5 kuruş, birisi Kürtçe konuştu mu bazıları dövüyordu, bazıları da ceza veriyordu, 5 kuruş para cezası.
Celal Başlangıç: Bu resmi bir ceza mı?
Salih Müslüm: Hayır okulda, öğretmenlerin kararlaştırdığı bir şey. O zaman 5 kuruş çocuklar için çok büyük paraydı. Zaten parası yoktu çocukların.
Celal Başlangıç: Peki Arapçayı okulda öğrendiniz o zaman siz?
Salih Müslüm: Okulda öğrendim. İlkokulu bitirip Şam'a geçince orda iyice Arapçayı öğrendim. Daha önceleri okula gittiğimiz halde pek bileniyorduk Arapçayı. Arapça çok zordur.
Celal Başlangıç: Köyde, aile içinde falan hep Kürtçe konuşuluyordu…
Salih Müslüm: Tabi okulun dışında yasak değildi.
Celal Başlangıç: Kürtçe yayın, dergi, kitap, radyo var mıydı?
Salih Müslüm: Kürtçe olan her şey yasaktı. Ancak bizi susturamadıkları için konuşmak yasak değildi. Şam'a gidince biraz gözümüz açıldı, Arap arkadaşlarımız da var. Ortaokulu da orda bitirdik. Sonra liseyi Halep'te okudum. 1969'da liseyi bitirdim.
Celal Başlangıç: Esad 1972'de mi gelmişti.
Salih Müslüm: 1970'te geldi.
Celal Başlangıç: O yıllarda Suriye nasıldı?
Salih Müslüm: Şimdi şöyle söyleyeyim, biz daha ondan önce, 61'de Irak'ta Barzani devrimi başlamıştı. Barzani ayaklanması. Ben o zaman daha 10 yaşındaydım. Yani duyuyordum Barzani diye biri var, bir şeyler oluyor. O çocuk yaşta. 1964-1965 yıllarına gelince bir kavganın olduğunu, bir Kürt meselesinin olduğunu artık anlamaya başladık. Orda bir ayaklanma olduğunu biliyorduk. Onun için erken yaşlarda, 1965-66' yılların da Kürt meselesiyle ilgilenmeye başladım. O zaman Barzani'nin bir radyosu vardı,
Celal Başlangıç: Burdan mı yayın yapıyordu?
Salih Müslüm: Burdan yayın yapıyordu. Kısa dalgada yayın yapıyordu, biz onu dinlemek için çok uğraşıyorduk. Üzerinde parazit yayınlar vardı. Honey honey kiss me diye İngilizce şarkı vardı, onun parazit yayınını hep onun üzerine getiriyorlardı.
Celal Başlangıç: Ha bunu Suriye devleti yapıyordu.
Salih Müslüm: Suriye devleti değil, Irak devleti. Kimse radyoya ulaşmasın, ayaklanmanın haberini almasın diye parazit yayın yapıyordu. İşte o şarkıyı kullanıyorlardı. 1965 senesinde işte bunlarla ilgilenmeye başladık. Ondan sonra bizim orda iki Kürt partisi vardı o zaman, birisine Demokrati diyorduk, diğerine Denge Kurd diyorduk.
Celal Başlangıç: Legal partiler mi bunlar.
Salih Müslüm: Legal değil, hiçbir zaman legal olmadı. Onlarla ilgilenmeye başladık. Bir parti ile ilişkimiz daha fazla oldu. Onunla ilgilendik. O zamanlar Suriye'nin durumuna gelince, biz da bir şey bilmiyorduk, hatırlamıyorduk. Yalnız mesela 29 Eylül 1961'de hani daha önce 58'de bir birleşme olmuştu, Suriye ve Mısır arasında.
Celal Başlangıç: Evet, Birleşik Arap Cumhuriyeti
Salih Müslüm: Birleşik Arap Cumhuriyeti. 28 Eylül 1961'de o ayrılma oldu. O ayrılma darbe sonucu oldu. İşte o darbe esnasında ben Şam'daydım.
Celal Başlangıç: Baas'ların yaptığı darbe miydi?
Salih Müslüm: Baas, bir de başkaları da vardı. O zaman ben Şam'daydım, çocuk yaşta. Yani ancak ne olduğunu anlayabiliyorum. Tama tabi biz Şam'dayız. O zaman çarpışmalar da olmuştu gece. İlgileniyoruz işte, Suriye ve Mısır ayrıldı, Suriye ayrı bir devlet oldu. O zamanlar hatırlıyorum parlamento seçimleri oldu. Yine 61'deydi galiba. 63'te Baas Partisi iktidara geldi. 8 Mart'ta onlar iktidara geldi. Ondan sona Baas içinde çekişmeler başladı, 64 'te bir iç çatışma oldu. 66'da da öyle. 687'de zaten Suriye-İsrail savaşında biz o zaman lise birdeydik…..
Celal Başlangıç: Bunlar gündelik hayatınıza nasıl yansıyordu?
Salih Müslüm: Biz korkuyorduk. 64-65'te darbe olunca silahlar patladı, biz korkuyorduk. Radyolarda dinliyoruz, en olacak diye merak ediyoruz. İzliyoruz yani,, politikanın içindeyiz. 67'de Arap-İsrail savaşı oldu, en fazla o zaman siyasetle ilgilenmeye başladık. İşte 67'den sonra artık yeni bir süreç başladı. İsrail-Suriye meselesini takip ediyorduk. Hafız Esad o zaman savunma bakanıydı. 69'un son gülerinde ben Suriye'den Türkiye'ye gelince o başa geçti.(00:15:00)
Celal Başlangıç: Peki o esnada Kürtlere dönük baskılar var mıydı, tutuklamalar, gözaltılar vb. ?
Salih Müslüm: Tabi vardı. Mesela benim Arabistan'daki ağabeyim, o alındı, 59 ve 60'ta, iki defa Kürtçülük suçundan. Suriye'de o zaman 1957 yılında ilk parti kurulmuştu. Legal bir parti değildi. Bu parti kurulduğunda Araplar biraz gevşedi. O zaman Suriye ve Türkiye arasında bir çekişme vardı. Türk ordusu teyakkuza geçti falan. Suriye Mısır birleşmesi onun sonucuydu. Suriye üzerine bir baskı vardı. O zaman CENTO vardı, Bağdat Paktı. İşte baskı yapılıyordu Suriye üzerinde ve Türkiye ile Suriye arasında bir çekişme vardı. Hatta birleşmeden önce Mısır'ın Suriye ile ilişkisi çok iyiydi. O zaman Nasr dedi ki bir Kürt partisi kurulsun, bunun faaliyetleri Türkiye'ye yönelik olsun. O zaman hatta Kahire'de bir Kürt radyosu da kuruldu. O zaman çok ünlü bir olay var. Bu radyo kurulduğunda sanırım 58'deydi. Bir Türk elçisi Kahire'de gidip Nasr'dan bir randevu istiyor. İşte siz niye Kürt radyosu açıyorsunuz diye küstahça bir soru soruyor. Nasr da diyor ki Suriye'de Kürtler var onun için açıyorum. Sizde Kürt var mı diye soruyor, Türk elçisine. O da şimdi evet derse başka bir cevap verecek. Yok diyor. Yoksa senin bununla ne ilgin var, benim Kürtlerim var onun için radyo açıyorum diyor.
İşte o zamanlar burda bir parti kuruluyor.
Bu parti en fazla Kuzey'de çalışsın, ordaki Kürtleri uyandırsın diye bir faaliyet için düşünülmüş. Şimdi tam tersi oldu. Bu parti burda kuruldu, en fazla Reşid Hamo diye birisi, birisi de Hamid Derviş, Hamid Derviş de onların yardımcıydı. Sonra katıldı. Ama o da bunu kuranlardan biri Nurettin Zaza diye biridir, Elazığ-Maden'lidir, ordan gelmedir asıl olarak Şam'da okuyor. İşte bunların yardımıyla bir parti kuruluyor. Şimdi tam tersi oldu. Burdaki Kürtler bizi örgütlediler. Yani 57-59'da , iki sene içinde burdaki Kürtler örgütlendiler. O zaman 59 senesinde 700 kişi yakalanıyor Şam'da, Halep'te, Cezire'de, şurda burda. Örgütlü Kürtler yakalanıyor, siz gidip orda çalışacaksınız diye.
İşte böyle. Biz bunları izliyorduk. Benim abim de yakalanmıştı, o zaman sormuştum niye yakaladılar diye. Etkileniyorduk bundan. Sanırım o zaman 20 gün falan işkence altında kaldı. Hatta geldiğinde ben de baktım saçları kesilmiş, sırtının üzerinde sopa izleri var. Yani işkence izleri var. Biz tabi bunu görüyoruz, muhakkak etkileniyor insan. Bu dediklerim 59-60 yılları.
Şimdi o zaman 70'te Hafız Esad deyince biz tanımıyorduk. O zaman Türkiye'deyim ben zaten dil de bilmiyorum. Bir yıl Türkçe öğrendim.
Celal Başlangıç: Ağabeyiniz ne zaman gelmişti?
Salih Müslüm: Ağabeyim 64'ten beri Türkiye'deydi Tıp okuyordu Cerrahpaşa'da.
Celal Başlangıç: O niye geldi? Ordakilerle bağlantıları var mıydı?
Salih Müslüm: Suriye'den niye çıktı bilmiyorum ama muhakkak tıp okumak istiyordu. Puanları burda tutmuyordu. Sanırım bir de arkadaşı falan vardı, tanıdık biri vardı. Onun için gitti orda okumaya. Ben de onun için Türkiye'yi seçtim. Büyük ağabeyim Arabistan'daydı. Bizim maddi durumlarımız hep kötüydü ben liseyi bitirdiğimde. Yani ne bud okuyabilirdim ne orda. Arabistan'daki ağabeyim dedi ki sen onun yanına gidersen ben ona ayda 50 dolar yolluyorum, sen de onun yanına gidersen 60 dolar yolarım, ikinize de yetebilir diye.
Celal Başlangıç: Nasıl geldiniz Halep'ten İstanbul'a?
Salih Müslüm: Ben liseyi bitirdikten sonra oradaki dil kurslarına bir mektup yolladım. O dil kursu şeyiyle gittim üniversitede kaydımı yaptırdım. Kabul kağıdı geldi, onun üzerine vize aldım gittim. Otobüsle burdan Antep'e geçtim, Antep'ten MAZ diye bir şirket vardı, hala var mı bilmem, onun otobüsleriyle. Bir de Türkçe de bilmiyoruz. Hatta ben ve yanımda başka bir arkadaş daha vardı beraber gittik, lokantaya gittik, nasıl yemek yiyeceğimizi bile bilmiyoruz. Nasıl isteyeceğimizi bilmiyoruz. Arkadaşım 5 dakikada Türkçeyi öğren diye bir kitap almıştı, kendisi daha hazırlıklı, işte şorbanın çorba olduğunu biliyor, çorba istedi. Çorba geldi koydular masaya. Kaşık yok, çatal koymuşlar. Kaşığın Türkçe adını bilmiyorduk, sonra işaretle mişaretle anlattık, iki kaşık bize getirdiler.
Gittik İstanbul'a. Hatırlıyorum o zaman Laleli'de duruyordu galiba,
Celal Başlangıç: Ha Laleli'de en eski otogar.
Salih Müslüm: Orda MAZ'ın bir yazıhanesi vardı, orda durduk. Biz nasıl gideceğimizi bilmiyoruz. Sadece elimizde bir kağıda yazılı bir adres var. Bşr taksiye işaret ettim durdu, kağıdı verdim. Baktı baktı, başını salladı. Tamam. Gittik bir baktık Fındıkzade, Türkü sokak, bilmem ne numarası. Ama arkadaşa söyledim ben, biz kimseyi görmeden inemeyeceğiz arabadan. Bir zili çaldık, baktım ağabeyim yukardan bakıyor. O zaman çantalarımızı indirdik. Çantalarımızı şoför indirdi, 1 yada 2 TL verdik o zaman.
Celal Başlangıç: Nasıl bir İstanbul ve Türkiye hayal ediyorsunuz ve ne gördünüz?
Salih Müslüm: Gerçekten biz başka bir şey sanıyorduk, yabancı bir şehir. Şam'da 3 sene yaşadım, Halep'te 4 sene yaşadım. İstanbul farklı bir yerdi. Bilhassa bu deniz meselesi, tabi. Avrupa yakası, Asya yakası.
Celal Başlangıç: Denizi ilk İstanbul'da mı gördün peki?
Salih Müslüm: Yok daha önce Beyrut'ta da denizi görmüştüm. 69'da liseyi bitirdikten sonra Lübnan'a gitmiştim Ve Lübnan'dan çok tarihi bir günde döndüm. Hatırlıyorum bir taksi ile Suriye sınırına geldiğimizde baktım askerler geldi. Şöyle arabanın içine baktı. İşte pasaport sordu. Biz pasaportsuzduk, bütün Suriye Lübnan'a pasaportsuz geçiyordu. Yanımdakiler bir de baktım pasaport çıkardılar. Siz Libyalı mısınız dedi
,evet dediler. Ha tebrik ederim sizin orda darbe olmuş, 1.09.1969 tarihindeydi bu olay. Darbe olmuş Kaddafi başa geçmişti. İşte o zaman ben Lübnan'dan Suriye'ye geçiyordum. 4-5 gün Lübnan'da kalmıştım, tarihi bir gündü, onu hatırladım.
İşte ben de denizi görmüştüm ama İstanbul gerçekten başkaydı. Değişik bir şehir. Ben kompleksli bir şehir sanıyordum, çok basit bir şehir. Normal bir şehir, sıcaktır. İnsanları sıcak karşılıyorlar. (00:25.:00)
Tabi ağabeyimle beraber Fındıkzade'de yaşamaya başladık. Başta Türkçe bilmediğim için benin için biraz zordu. Kürtçe ve Arapça biliyorum, Arap yok. Bizim orda Kürt arkadaşlar vardı, hepsi Suriyeli. Onlarla tanıştım. Bizim aramızda yardımlaşma gibi bir şey vardı. Birisi yeni gelen 3-4 kişiyi bir araya getirip Türkçe öğretiyordu. Zaten yabancılar için Türkçe Öğreniyorum diye bir kitap var, sanırım hala kullanılıyor. Orda dilbilgisiyle ilgili bir sürü şey var. Cümleyi nasıl kuracaksın, kelimeyi nasıl kullanacaksın. Türklere sorunca bilmiyor. Onlar dilbilgisini bilmiyordu.
Türkçeyi doğru dürüst konuşmak için ağabeyimin tavsiyesiydi, sinemaya gidiyorduk. Fındıkzade'de bir sinema vardı,
Celal Başlangıç: Türk filmlerine gidiyorsunuz.
Salih Müslüm: Türk filmleridir, bir de devamlıdır. Bir defa giriyorsun, 3-34 saat film izliyorsun, sonra filmler tekrarlanıyor. Türkçe öğrenmek için o filmlere giriyorduk. Çok öğrendim, benim için de çok kolay oldu.
Celal Başlangıç: Bir de kursa mı gittiniz ayrıca.
Salih Müslüm: Üniversitede Türkçe kursa yazıldım.
Celal Başlangıç: Direkt kimyaya mı başladınız.
Salih Müslüm: Yok, ondan sonra bizim için bir imtihan oluyordu. Hem dil imtihanı hem de fizik, matematik, kimya, biyoloji sınavı oluyordu. O zaman Türk öğrenciler için bir sınav, yabancıla için ayrı bir sınav olurdu. O zaman biz giriş sınavına giriyorduk. Hatırlıyorum, İTÜ'de okumak isterdim yani. Gittim orda sınava girdim. Birincisi bendim, yüksek puan aldım. Onun için de kimya mühendisliğine girdim. Kimya o zaman yeniydi. Türkiye birincisi de bizimle beraberdi, aynı sınıftaydık. Kendisi de Kimya Mühendisliğine kayıt olmuştu. Ben de yabancılar içinde birinciydim, kaydoldum. Numaram 67154. 6 Kimya Fakültesi oluyor, 71 giriş senesi, sınıf numarası da 54. Hala hatırlıyorum.
Celal Başlangıç: Üniversite hayatınız başladı böylece.
Salih Müslüm: Tabi. Bir bakıma o zaman biliyorsunuz siyasal olarak 11 Mart anlaşması oldu, Kürtlerle Barzani arasında. 12 Mart darbesi sırasın da zaten oradaydık. O zaman biz evimizi değiştirmiştik. Kocamustafapaşa'da Cerrahpaşa'ya yakın bir yerde ev kiralamıştık. O zaman aramalar falan çok oluyordu. (00:30:00)
Celal Başlangıç: Ama siz daha bir şeye bulaşmamışsınız orda, bir şey yok.
Salih Müslüm: Yok. Zaten karışmıyoruz. Kürtlerle görüşüyoruz ama Tğrk öğrenci olayına karışmıyoruz.
Celal Başlangıç: İTÜ hareketliydi o yıllarda.
Salih Müslüm: Çok hareketliydi, biliyorum. Ama biz yabancı olduğumuz için pek karışmıyorduk. Hem yabancı hem Suriyeli olmamız dikkat çekiyordu. Bizi okuldan atarlardı. Ki bir çok arkadaşımızı da üniversiteden kovdular.
Celal Başlangıç: Olaylara karışanlar…
Salih Müslüm: Tabi, olaylara karışanlar, yakalananlar… Bir çoğu sonradan kovuldu. Ama biz karışmadık, kendimizi uzak tuttuk.
Celal Başlangıç: Peki ne yapıyordunuz, okul dışında ki yaşamınızda?
Salih Müslüm: Beraber oluyorduk arkadaşlarımızla. Yani okula gidiyorduk geliyorduk. Mühendislik de biliyorsunuz zaman ister, çalışmak ister.
Celal Başlangıç: Mesela Beyoğlu'na çıkıyor muydunuz.
Salih Müslüm: Tabi. Gidip o pasajlardaki dükkanlarda bira içiyorduk. Geceleri işkembecilere gidiyorduk.
Celal Başlangıç: Lale vardı o zaman, yol ağzında.
Salih Müslüm: Tabi gidip orada da çorba içiyorduk. İyiydi İstanbul, gerçekten kendimi yabancı hissetmedim. Hem Türk arkadaşlar hem de bizim Kürt arkadaşlar sayesinde.
Celal Başlangıç: Kaç yılda bitirdiniz okulu?
Salih Müslüm: 1971'de girdim, çok gecikmeli oldu. O boykotlardaki olaylarda 9 kişi öldü. Her ölüm olduğunda bir ay boykot oluyordu kapalı kalıyordu okul. 2 sene falan geciktim o yüzden. 1977'de bitirdim okulu. İşte 77'inin beşinci ayında ben Türkiye'den çıktım.
Celal Başlangıç: O sırada siyaset falan bulaşmadınız?
Salih Müslüm: Kendi siyasetimizi güdüyorduk. Biz Suriyeli Kürtler olarak aramızda cemiyet gibi bir şey kurmuştuk. İlişkilerimiz, de vardı bazı partilerle, ama Türkiye içinde değil, Avrupa'yla falan.
Celal Başlangıç: Suriye'deki illegal Kürt partileriyle.
Salih Müslüm: Evet.
Celal Başlangıç: Neler konuşuyordunuz o zaman? Nasıl bakıyordunuz bu soruna o zaman?
Salih Müslüm: Mesela bu Barzani ayaklanması vardı, günlük olarak izliyorduk. Ne olduğunu okuyorduk. Mesela 1970'te biz ilk defa Newroz'u kutladık.
Celal Başlangıç: İstanbul'da?
Salih Müslüm: Evet. 35-40 kişi Yalova'ya çıktık. Ben bilmiyorum tabi orayı. 21 Mart'tı, hatırlıyorum konuşan kişi, bizim Newroz bu yıl biraz erken geldi dedi. Anlaşma olmuştu ya aralarında…
Celal Başlangıç: Erbil Antlaşması ?
Salih Müslüm: Bağdat Anlaşması'ydı sanırım.
Celal Başlangıç: Özerkliği falan tanıdığı…
Salih Müslüm: Biz çok seviniyorduk. Gelişmeleri takip ediyorduk. Biliyorsunuz, Bağdat rejimi bunları kabul etmedi. Uymadı anlaşmaya. 1974't anlaşma bitti, uygulanmadı. Ondan sonra savaş başladı. Halk 75'te biliyorsunuz, 6 Mart anlaşması Cezayir'de, o bizim için o bir balyoz gibi başımıza indi. Bir haftada bakıyorsun çocukluktan beri beslediğin umutlar yok oluyor. O zaman gerçekten biz Suriyeli öğrenciler bir hafta hep ağlıyorduk. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. (00:35.40)
Celal Başalangıç: Peki o sıralarda Türkiye'deki Kürtlerle ilişkiniz oluyor muydu?
Salih Müslüm: Hayır, tanıyorduk ama ilişkilerimiz pek olmuyordu.
Celal Başlangıç: Ama şeyin farkındasınız, Türkiye'de Kürtler var ve devlet Kürtler yok diyor.
Salih Müslüm: Eczacı Osman Özçelik o zaman Nişantaşı'nda oturuyordu. Biliyorduk, gidip geliyorduk. Örgütsel yada siyasal bir ilişkimiz yoktu. Takip ediyorduk. Biliyorsunuz Türkiye o zaman çok çalkantılıydı. Mesela Rızgari diye bir dergi çıkıyordu. Onun sayılarının hepsini alıyordum. Öğrenci olduğumuzdan paramız olmadığı halde bütün o şeyleri takip ediyorduk. Rızgari dersi, büyükçe bir dergiydi, bilmiyorum hala çıkıyor mu? Bütün sayılarını alırdım okurdum. Ben düzenli okur ve takip ederdim.
Türkiye'de başka bir şey vardı, bir kitap çıkıyor piyasaya, mahkemeye gidiyor ondan sonra mahkeme yasaklıyor. O 2-3 gün, hani mahkemeye gidip yasaklanıncaya kadar o kitaplar sergileniyor. O zaman gidip alıyorduk. Onun için bulunduğumuz yerde bir çok kitap vardı. Hepsi Kürt meselesi üzerine.
Celal Başlangıç: O zaman Türkiye'deki herhangi bir siyasi partiye, gruba eğilim duyuyor muydunuz? Hangisine yakın hissediyordunuz kendinizi?
Salih Müslüm: Yok. Biz o zaman genellikle öğrenci hareketlerini izliyorduk. Diyarbakır Talebe Yurdu vardı, bazen onlarla görüşüyorduk. DDKD, DDKO vardı, hepsini takip ediyorduk. Kendimiz hep böyle sola yakın hissediyorduk. Ulusal harekete yakın hissediyorduk. Aydınlık dergisi vardı, pek hatırlamıyorum ama hepsini takip ediyorduk.
Ve biz Kürtler kendi aramızda şöyle bir şey yapmıştık,15-20 kişiydik herhalde, kendimizi daha geliştirmek için haftalık bir toplantımız oluyordu. O toplantıda bir kitap ele alıyorduk. Onun tartışmasını yapıyorduk. Birisi mesela gidip bir kitap hazırlıyor, onun özetini hazırlıyor, görüşleri anlatıyor, ondan sonra bir siyasi tartışma başlıyor kendi aramızda. Böylece o 20 kişi o kitabı okumuş oluyordu. Yeni çıkan kitapları hem takip ediyorduk hem tartışıyorduk.
Celal Başlangıç: Türkçe kitap okuyorsunuz, tartışmayı Türkçe mi yapıyorsunuz?
Salih Müslüm: Kürtçe yapıyoruz. Ama hani dil meselesi değil de siyasal meseleleri takip etmek için. Şöyle bir kitap çıkmış ne diyor. Genellikle Kürtlerle ilgili oluyor, tarihsel bir kitap oluyor, felsefi bir kitap oluyor, bir hareket üzerine bir kitap oluyor. Onun için biz hep günceli takip ediyorduk. Uzak değildik.
Celal Başlangıç: Peki üniversite öğrenciliğin sırasında Suriye ile ilişkilerin nasıldı? Yaz ve sömestr tatillerinde gidip geliyor muydun?
Salih Müslüm: Olmuyordu, gitmiyordum.
Celal Başlangıç: Hiç gitmiyordun?
Salih Müslüm: Ben 72'de geldim, Suriye'ye geldim. Ondan sonra gelemedim. Geldiğimde beni sorguya aldı Halep'teki istihbarat şeyi.
Celal Başlangıç: El Muhabarat vardı.
Salih Müslüm: Muhabarat vardı, tabi vardı.
Celal Başlangıç: Adı da Muhabarattı o zaman da?
Salih Müslüm: Tabi Muhabarat beni sorguya aldı. Orda ne yapıyorsun, Kürtler orda örgütlüdür, şöyledir böyledir vb. Yani gelip de gidememek vardı.
Celal Başlangıç: Sizi orda takip etmişler mi peki, bilgileri var mı?
Salih Müslüm: Vardır, bilgileri vardır, bizi takip ediyorlardır. Bizim Kürtlerin aramızda birlik olduğunu, cemiyet kurduğumuzu, cemiyetin Barzani'ye yakın ….
Celal Başlangıç: Cemiyeti legal olarak mı kurdunuz? (00:40:38)
Salih Müslüm: Yok, legal değil. Bizim yaşantımızda legal bir şey yok.
Celal Başlangıç: Adı neydi cemiyetin?
Salih Müslüm: İstanbul Talebe Cemiyeti miydi neydi.
Celal Başlangıç: Bir kere geldiniz bir daha gelmediniz.
Salih Müslüm: Bir kere geldim, bir daha dönmedim. 77'de okul bitince Suriye'ye gelmedim de sınıra geldim hani babamı falan görmek için. Sınırda, tam kapıda.
Celal Başlangıç: Hangi kapı?
Salih Müslüm: Murşitpınar (?) kapısı. Onalr öbür tarafta, ben bu tarafta, öyle selamlaştık. Gititm ve bir daha gelmedim.
Celal Başlangıç: Nereye gittiniz?
Salih Müslüm: 0 zaman ben İngiltere'ye gittim. Dil öğrenmek için.
Celal Başlangıç: Kurs mu ayarladın orda?
Salih Müslüm: İşte yine doktor ağabeyimin kendisi 73'te bitirdi okulunu. 73'te İngiltere'ye gitti.
Celal Başlangıç: Ha siz abiniz takip ettiniz.
Salih Müslüm: İhtisasını orda tamamladı. Dahiliye alanında. Bir fırsattı benim için, gittim orda bir sene yanında sadece İngilizce öğrenmek için. Mühendislik meselesinde bize lazım olduğu için. Aşağın yukarı bir sene kaldım. Ondan sonra Arabistan'da Petromin şirketinde çalıştım. Petrol and Mineral Organization, Suudi Arabistan hükümetine bağlıdır. Onlarla bir anlaşma imzaladım, rafineride mühendis olarak çalıştım, Riyad'da.
Celal Başlangıç: Yani Suriye'ye uğramadınız hiç, İngiltere'den…
Salih Müslüm: Evet. Ondan sona bu askerlik meselesini halledince, 79'da Suriye'ye döndüm. Bedelli askerlik yaptım, 5 bin dolara.
Celal Başlangıç: Bir yıl mı çalıştınız S. Arabistan'da?
Salih Müslüm: Yok izinli olarak geldim. Evlendim, tekrar Arabistan'a gittim, orda kaldım artık.
Celal Başlangıç: Normalde ne kadar askerlik yapacaktınız?
Salih Müslüm: Şimdi şöyle, 2 buçuk seneydi o zaman askerlik. O zaman Suriye ve körfez ülkeleri arasında bir anlaşma vardı, bir Suriyeli buralarda bir yıl kalırsa, 5 bin dolara verip askerlikten muaf oluyor. Böyle bir anlaşma. Ben 78'de Arabistan'a gittim, 5 senelik iş anlaşması imzaladım. 5 seneyi bitirdikten sonra 5 bin dolar verdim. O arada izinli olarak gelip gidebilirim yani. 79'da geri döndüm evlendim.
Celal Başlangıç: Nereye döndünüz, Şam'a, Halep'e?
Salih Müslüm: Köye, aileme geldim.
Celal Başlangıç: Aile hep orda mı kaldı, siz Şam'da, Halep'te ve dışarda okurken?
Salih Müslüm: Biz talebe olarak gidiyorduk. Mesela Şam'da bir ev kiralamıştık. Halep'te de yine aynı şekilde. Mesela Şam'da abimin biri Üniversite'deydi, birisi lisedeydi, hani 3 ayrı yerde olmamak için beraber olalım dedik, bir ev kiraladık. 2 odalı bir evdi. (00:45:00) Halep'te de biz gene 4-5 öğrenci bir daire kiraladık. O zaman kirası 125 liraydı. Kişi başı 25 lira veriyorduk. 50 liralık bir maaşımız vardı.
Celal Başlangıç: 79'da Suriye'ye gidip evlendiniz bir de… Bildik birisiyle mi evlendiniz?
Salih Müslüm: Şöyle olmuştu. Biraz şey, ben 78'de Arabistan'a gittim. O sene benim ordaki abim Suriye'ye gitti. Kendisi o zaman gidip gelebiliyordu. Kendisi de dindar ya, İhvanı Müslümin daha başlamamıştı. Suriye'ye gidince evlenmek isteyip istemediğimi sordu. Nasıl birini istediğimi söyledim işte Kürt olsun, şöyle olsun böyle olsun vs.
Celal Başlangıç: Tarif verdiniz yani.
Salih Müslüm: He, böyle bir şey olursa hayır demeyiz dedik. Bizim bir tür akrabalık var hanımla aramızda. İşte şunun kızı var şöyledir böyledir, kabul eder misin dedi. Kabul ettik yani. Bu olay 78'in yazındaydı. 79'un Mayıs'ında oraya gidince bu işi tamamladık. Artık görücü usulü mü dersiniz siz.
Celal Başlangıç: Başlık var mıydı o zaman?
Salih Müslüm: Tabi vardı.
Celal Başlangıç: Kaç liraydı o zaman?
Salih Müslüm: O zaman 25 bin Suriye lirasıydı. Sanırım o zaman 3.5-4 lira bir dolar ediyordu. Ani 6 bin dolar gibi bir şeydi.
Celal Başlangıç: O zaman senin bayağı masrafın çıkmış, askerliğe 5 bin dolar, başlığa 6 bin dolar. Peki sonra tekrar Arabistan'a döndünüz?
Salih Müslüm: Tabi, döndüm evlendim. Benden sonra eşim de geldi, annem de oraya geldi. Oraya yerleştim.
Celal Başlangıç: Peki Suriye'den haber alıyorsunuz hala, aynı baskılar, karışıklıklar sürüyor.
Salih Müslüm: Tabi. Bir de Müslüman Kardeşler meselesi var. Suriye karma karışık oldu. Hani nerdeyse bugünkü gibi bir durum vardı. Her yerde istihbarat, ölüm, kargaşa. Öyle bir durum başladı. Ve bu 82'ye kadar devam etti. Bu arda ben 79'da gittim, 80'de geri döndüm kısa bir süre. Ondan sonra gelmedim Suriye'ye.
Celal Başlangıç: Ne kadar gelmediniz?
Salih Müslüm: 82'de döndüm.
Celal Başlangıç: Döndüğünüzde artık o Hama Katliamı falan da olmuştu.
Salih Müslüm: Hama Katliamı'ndan sonra geldim, sonra tekrar döndüm. Hani izin ne kadar olur, bir ay 15 gün, o sürede kaldım Suriye'de. 90 yılına kadar Arabistan'da kaldım.
Celal Başlangıç: Peki bu arada bir gelip gördüğünüz için Suriye'de ne değişiyordu? Ne oluyordu Suriye'de? Nasıl okuyordunuz o dönem?
Salih Müslüm: Şimdi Suriye şöyle oldu. 79'da Müslüman Kardeşler hareketi başladı. Çatışmalar, çarpışmalar Halep'te, Şam'da şurda burda ölümler. Biz takip ediyoruz. Ki benim Arabistan'daki abim onlarla ilgiliydi. Kendisi de dindar olduğu için takip ediyordu. Ama tabi ben hiçbir zaman bu görüşte değildim. Bizimki en fazla soldu, Marksist, Leninist yani bizim öyle görüşlerimiz vardı. Sosyalist olarak düşünürdük.
Celal Başlangıç: Size yakın bir örgüt var mıydı Suriye'de?
Salih Müslüm: Yok, örgüt falan değil hani. 75'te zaten burdaki şeyler yıkılınca kafamızda başka şeyler oluştu. Hani Kürtler ayaklanmak için nasıl bir örgüte sahip olmalı gibi. .O dediğim arkadaşlarla bir araya gelip toplanıyorduk ya, o zaman bir tartışmamız da şöyleydi, Barzani hareketi niye yıkıldı-yenildi. Aşiretsel olduğu için, diktatör olduğu için, demokrasi olmadığı için, sosyalist olmadığı için, Marksist olmadığı için. Biz o zaman ne düşünüyorduk kendi aramızda; Kürdistan için ne gerekiyor. Nasıl bir hareket olmalı. Biz öyle tartışıyorduk işte, Marksist olacak. Marksist yetmiyormuş gibi Stalinist olacak, çok katı olacak. Şöyle olacak böyle olacak. Onların bütün özelliklerini sıralıyorduk.
Celal Başlangıç: Yani Marksist bir Kürt ayaklanması öngörüyorsunuz…
Salih Müslüm: Böyle olmazsa Kürtler kurtulamaz diye düşünüyorduk. Tabi dinci yollarla falan değil. Onun için 79'da ben Arabistan'a gittiğimde 80'de birisiyle görüştüm. Kendisi de PKK'nin kadrolarından, Arabistan'a çalışmaya gelmiş. Ama PKK'ye hareket olarak katılmış. Hani bu dışarıya çıkış sürecinde kendisi de oraya gelmiş.
Celal Başlangıç: 12 Eylül sonrası o çıkışta.. (00:51:30)
Salih Müslüm: Öncesinde. Bazıları önceden çıkmışlar bu da onlardandı. Adı da Hüsnü Yorulmaz. Kendisi Adıyamanlı. İşçi olarak çalışıyordu orda. Konuşuyoruz Kürt meselesini. Ordaki Kürt işçileri toparlamaya çalışıyoruz. Bir gün işte bununla tanıştım. Sen ne düşünüyorsun, falan filan işte bir baktım, PKK'nin görüşlerini anlatıyor, şöyledir böyledir diye. Kardeşim işte bizim aradığımız hareket tam burada işte. Bizim daha önce tartıştığımız şeyler burada. O zaman artık daha bilinçli hareket etmeye başladım. Orada kendi aramızda bir cemiyet kurduk. Hepsi Suriye Kürtlerinden. Bu cemiyet dışında bir yardımlaşma cemiyeti falan da kurduk, hani birimize bir şey olursa para toplayabiliriz. Bir de bir bent koyduk, yani bir yazı; artan parayı kime göndereceğimize karar verme yetkimiz var. O yolla toplana ve artan parayı harekete gönderiyorduk.
Celal Başlangıç: Neredeki harekete?
Salih Müslüm: Şam'daki harekete. O Hüsnü Yorulmaz, arkadaş biliyordu, o zaman internet minternet diye bir şey yoktu. Ya mektup oluyor ya haberleri takip ediyoruz. Ya da Türkiye'den gelen gazeteleri takip etmeye çalışıyoruz, hareketin durumunu anlamak için. Sanırım ben 83'te Şam'a geldim, arkadaşlarla tanıştım. Yok 80'de. Ben Suriye'ye döndüm, Kovani'de Camal arkadaşı gördüm, Murat Karayılan'ı. Kendisi orda çalışıyordu.
Celal Başlangıç: 80'de,Suriye'de?
Salih Müslüm: 80'de Suriye'deydi. Herhalde duymuş benim Arabistan'dan geldiğimi, bizim oraya geldi. Oturduk konuştuk ne va ne yok diye. Biraz anlatmaya çalıştı. Başkaları da vardı. Zaten 12 Eylül'den sonraydı. O zaman daha da yakınlaşamaya başladım işte. Ondan sona işte burdaki faaliyetlerimiz başladı Arabistan'daki. Bir Cemiyet kurduk, seçimle birini seçtik başkan olarak. O zaman o arkadaşı seçtik işte. Genişlettik cemiyeti Kuzeyli arkadaşlarla beraber hareket edeceğiz diye. Böylece bir faaliyet başladı, hareketin bir dostu olarak. Cemiyet hareketi genişledi orda. Para toplayıp gönderiyorduk.
Celal Başlangıç: O sırada Suriye'deki Kürtlerin en temel sorunları nelerdi? (00:55:00)
Salih Müslüm: Örgütsel şeylerdi, hani bzi Suriye içinde olmadığımız için, uzaktan takip edebiliyorduk. Yani artık biz başka bir fraksiyona bağlandık. Sayın Öcalan da Suriye'ye geldikten sonra yeni bir örgütlenme tarzı başladı Suriye'de. PKK'nin dostları oluyor, PKK'nin şeyleri oluyor. Biz de o çerçevede girdik. 84-85'te ben Şam' Gittiğimde o zaman sayın Öcalan'la görüştüm. O zaman Şam'da kalıyordu. İşte bir arkadaş yoluyla, kendisi Şam'ın Kürtlerindendi. Onun evine gittim. Ordaki arkadaşlar birisi seni görmek istiyor dediler. Gittim bir de baktım odur.
Celal Başlangıç: Nasıl oldu ilk karşılaşma?
Salih Müslüm: Vallahi hatırlamaya çalışıyorum. Şam'da değil de Dumer'de bir bina vardı, tek ve uzakta bir bina. Daha yeni inşa ediliyor. Ben Şam'ı biliyorum, Şam'ın dışına çıktık. Dumer'in oralara götürdü. Bir baktım bir binanın yanında durdu. Dedi ki sen şanslısın, başkan seninle görüşmek istiyor.
Celal Başlangıç: Duymuş mu sizi?
Salih Müslüm: Biliyorum, Öcalan'ın ne yaptığını biz takip ediyorduk.
Celal Başlangıç: Yani sizi duymuş falan mı, anlatmışlar mı?
Salih Müslüm: Duymuş, evet. Şanslısın, başkan senle görüşmek istiyor. Gittik binanın yanında durduk. Fotoğrafları da daha yayınlanmamıştı, daha 84'te sanırım. Yani görsem de tanımam.
Celal Başlangıç: Türkiye'de çatışmalar başlamamış daha? Eruh, Şemdinli olayından önce yani.
Salih Müslüm: Tabi. Sanırım başlamamıştı. Gittiğimde birinci kat, ikinci kat. Merdiven üstünde birisi hoş geldin dedi. Sanki on seneden beri tanıyormuşum gibi kucaklaştık. Bu kim diye düşündüm, başkan olduğunu anlamadım. İçeriye girdim baktım, odur. Yani kendisi başkanmış. İlk görüşme öyle oldu. Ondan sonra tekrar Arabistan'a gittim. Orda devam ettik.
Celal Başlangıç: Bu arada Türkiye'de çatışmalar başladı.
Salih Müslüm: Başladı, onu takip etmeye çalıştık. Türkiye'den gelen gazeteleri ben bazen tercüme ediyordum, Arapçaya çeviriyordum. Hatta İngilizceden olan haberleri de bizim arkadaşlara dağıtıyorduk. Yani Kürt meselesi de öyle….
Celal Başlangıç: Yani siz siyasi tercihinizi, ideolojik olarak duracağınız yeri belirlediniz.
Salih Müslüm: İdeolojik olarak bu harekete yakınlaştım. Ama örgütsel olarak değil. Bir dost olarak görüyorduk.
Celal Başlangıç: Peki Şam'daki görüşmede Öcalan size ne önerdi, ne söyledi?
Salih Müslüm: Genel olarak konuştuk, bizim hareketimiz şöyledir, böyledir, siz dost olarak kalabilir misiniz öyle bir şeyler konuştu benimle. Yani bir yurtsever olarak onlara yardım edebiliriz, o şekilde. Öyle kaldık, sadık kaldık, bu böyle devam etti. Arabistan'daki cemiyetle ilgileniyoruz, yardım ediyoruz, ama başkaları yönetiyordu artık. Örgüte bağlandı yani onlar. Yani bizim kurduğumuz, tesis ettiğimiz şey, başkalarının oldu, örgütsel bir boyut aldı. Onlar devam etti, 1990-91'e kadar. 1991'de ben artık geri dönmeye karar verdim. İstifamı verdim.
Celal Başlangıç: Bu arada çoluk çocuk oldu? ( 01:00:15)
Salih Müslüm: Tabi.
Celal Başlangıç: Kaç çocuğunuz var?
Salih Müslüm: 4 erkek bir de kız çocuğum var. Tekrar Kovani'ye döndüm. Arabistan'dan gelirken bir kaç kuruşumuz vardı. Evimizi yaptık. Bir de arazimizi vardıi onları bağ yaptık, üzüm üretmek için. Abimle beraber çalışıyoruz yine. Artık yerleşeceğiz yani. Kendi arazimiz var. Onlarla ilgileneceğim. Bir de mühendislik mesleği var. Geldim artık köyde oturdum. Bunun yanında tabi artık siyasal bir uğraşımız da var. 92-93 'ten sona onları böyle sürdürdük.
Celal Başlangıç: Ordaki örgütlenme süreci nasıl gelişti?
Salih Müslüm: Örgüt değil de biz ERNK diye bir cephe kuruldu. Militan olmayan, kadro olmayanlardan oluşan. Yardımda bulunuyorduk. İşte en fazla bu sosyal şeylerle ilgileniyorduk. Ordan gelen giden arkadaşlara yardım ediyorduk. Bir de Osman diye 2008'de şehit düşen, parlamenter, işkence altında öldürüldü Suriye'de, 2008'de. O benim okul arkadaşımdı, onunla beraber sosyal faaliyetlerde falan bulunuyorduk. Siyasi olarak da hareketin bir sempatizanı olarak hareket ediyorduk. Halk nezdinde arkadaşlara yardım ediyorduk. Bu 98'e kadar devam etti.
Celal Başlangıç: Mühendisliğe başladınız mı?
Salih Müslüm: Tabi.
Celal Başlangıç: Öcalan'la görüştünüz mü?
Salih Müslüm: Tabi. Görüşüyorduk, arasa sırada Şam'a gittiğimizde. Veya bazen kendisi istiyordu. Mesela Halep'e geliyor, arkadaşlarla haber veriyor gelsin görüşelim diye. Gidip görüşüyorduk. O zaman bu mühendislik meselesi vardı. Ben mühendislik sendikasına üye oldum, bir de büro açtım Halep'te. Artık yaşam şeyimiz oluyor. Mühendislik bürosu 245 saat çalışmak istemez, yani ihtiyaç olunca Halep'e gidiyordum. 98'de siyasi bir parti kurmaya çalıştık, Suriye'nin bir partisi. Öcalan'ın felsefesi ve görüşleri doğrultusunda.
Celal Başlangıç: Gene illegal?
Salih Müslüm: Yok, o zaman yarı legaldi. Yani hareketle Suriye arasında bir ilişki vardı. Suriye rejimine yakın birisi vardı, Marvan Zırki diye biri, onunla bir şeyler kurmaya çalıştık. Ondan sonra bu komplo meselesi çıktı. Kurduk, komplo meselesi çıktı. Kuruluş toplantımız 17.09.1998. O zaman Öcalan'la da görüştük. Komplo onuncu ayda başladı.
Celal Başlangıç: Parti neydi o zaman?
Salih Müslüm: Tecama diye bir kuruluştu. Yani parti gibi bir şeydi.
Celal Başlangıç: Tecama ne?
Salih Müslüm: Şöyle diyelim. Suriye Ulusal Birlik Partisi gibi bir şey. Adı bu manaya geliyordu.
Celal Başlangıç: Peki burda rejimin Öcalan'la ilişkilerinden dolayı Suriye Kürtlerinden bir rahatlama olmamış mıydı?
Salih Müslüm: Yok olmamıştı.
Celal Başlangıç: Bu kimlik meselesi falan da vardı değil mi? Kürtlerin hepsinin mi kimlikleri yok, yoksa…?
Salih Müslüm: Yok hepsinin değil.
Celal Başlangıç: Türkiye'den gelenlerin?
Salih Müslüm: Yok onlar da değil.
Şimdi bu kimlik meselesi şöyle oluyor. Bir istihbarat subayı Hamatallap Helal diye, Cezire'de çalışıyor. Bu bir rapor yazıyor, Kürtleri yok etmek, dağıtmak için ne yapmak gerekiyor diye. O zaman da biliyorsunuz, 61'de Irak'ta Barzani hareketi olmuş. İşte bunun Suriye'ye sıçramaması için bir tedbir olarak bu Kürlere bazı şeyler yapalım diye. İşte bu tedbir raporunda 12 tane madde var. Bu maddelere göre hareket edilirse, Kürt tehlikesi bertaraf olur diye… O maddelerden birisi de Türkiye'den gelen Kürtleri tekrar geri göndermek var. Kalktılar bir günde sayım yaptılar, 1962'de. O sayıma göre 100 bin kürdü vatandaşlık hakkından mahrum ettiler.
Celal Başlangıç: Toplam ne kadar Kürt var o zaman?
Salih Müslüm: Herhalde o zaman 2 milyon civarında. Bu 100 bin kişinin Türkiye'den geldiği de gerçek değil. Cezire mıntıkasından, Kovani'den değil, rastgele 100 bin kişiyi kimliksiz bıraktılar. Bunların arasında bir zamanlar Genel Kurmay başkanı da var. Nizameddin diye birisi. Tevfik Nizameddin. Kendisi 1954'te Suriye Genel Kurmay Başkanı'dır. 1962 Sayımında onu da kimliksiz bırakıyorlar. Komik bir şey ve rastgele. Şimdi onlar 300 bin kişi falan olmuştur, fazlalaşmıştır. Bütün Suriye'dekiler değil de Cezire, Kamışlı…
Celal Başlangıç: Sınır bölgesi yani.
Salih Müslüm: Evet.
Celal Başlangıç: Pasaport alamıyorlar, sınır dışına çıkamıyorlar. Ben bayramlaşmalarda hatırlıyorum, bir kısmı sınırın içinde kalırdı, gelemezdi çünkü kimlikleri, pasaportları yoktu.
Salih Müslüm: Şimdi Öcalan hareketi şöyle oluyor. Tabi biz bazılarına şahit olduk, bazılarını da biliyoruz, takip ettiğimiz için. Şimdi 79'da sayın Öcalan Suriye'ye geçiyor. Bunlar Kovani üzerinden geliyor, Filistin'le Filistinli örgütlerle ilişkiye geçiyorlar. Onlara kimlik yapılıyor ve Lübnan'a geçiyorlar. Sadece Apocular değil de bütün diğer hareketler de böyle. Lübnan'a geçip orda Filistinli örgütlerle ilişkiye geçiyorlar. Orda kalıyorlar, Lübnan'da. Bu 1982'ye, Filistin-İsrail savaşına kadar böyle. O zaman Filistinlilerin kampları var. Tabi o zaman bazıları Öcalan'ı tanıyor. Kovani de tanıyor, Halep'te tanıyor, Şam da tanıyor. İlişkiler kurmuş. Biz de biliyoruz kiminle ilişkileri olduğunu. Ama esas olarak Lübnan'da kalıyor. Ama hiç bir yeri yok. Yani bir ev kiralanmış ve birkaç arkadaş orda kalıyorsa, o ev illegaldir. Kimse bilmiyor yani, ilişkileri yok. Suriye yönetimi ve rejimi ile ilişkileri yok. O sırada Suriye'de Filistinli kimlikleriyle bulunuyorlar.
82'de biliyorsunuz İsrail Güney Lübnan'a girdi. Bunlar Bekaa'da. Çarpışmalar oluyor. Çarpışmalar olunca Filistinliler kaçıyor. Suriye askerleri onları korumak için orda, onlar da kaçıyor. Kamplarda kim kalıyor sadece, PKK'liler kalıyor. Bir tek onlar direniyor. Zaten 12 tane şehit de verdiler.
Savaş bitince Lübnan da çözülünce bu Filistinliler geri dönmek istiyor. İşte onlar da yok diyor, siz kaçtınız biz savunduk burası bizim yerimizdir diyorlar. Çıkarsınız, çıkmazsınız. Yok, çıkmayız bizim yerimizdir, kampımızdır. Ve öyle diretiyorlar. (01:10:27)
Celal Başlangıç: Kampı öyle alıyorlar yani?
Salih Müslüm: Kampı aldılar, Filistinliler artık onların yanında bazı kamplar kurdu. Ama kendileri de o kampları bırakmadı. Suriye askerleri gelince, isterseniz savaşız dediler, yani bu kamp artık bizimdir. İsrail gelince siz kaçtınız biz kaçtık demişler. Şimdi bu var, bir de o direnişi görünce, bu hareketin ciddiyetini anladılar. Filistinliler de yakınlaşmak istedi, Suriyeliler de yakınlaşmak istedi. O zaman Suriye yönetimi ile PKK arasındaki analşam şu şekilde. Bizim Şam'da 72 tane halk kurtuluşu örgütlerinin ofisleri vardır, siz de bir büro açabilirsiniz. Ama Kürt bölgelerine geçmeyeceksiniz, buradaki Kürtleri örgütlemeyeceksiniz vs. Onun için bu süreçte, tabi PKK de böyle durmaz, çalışır. Hani o zaman biz sık sık yakalanıp bodrumlara giriyorduk ya, o hücrelerde bir bakıyorsun, hepsinin hatıraları var. İşte Biji Serok Apo, PKK, Berxadan Jiyane . Vb diye bütün duvarlarda yazılar var.
Yani o sürede o anlaşmalara bağlı kalmıyorlar, geliyorlar, katılıyorlar, yakalanıyorlar. Hani bazıları sanıyor ki PKK Suriye'de çok rahat bir süreç yaşıyor. Değil, tam tersi. Her zaman en fazla yakalanan örgüt üyeleri PPK'den. Çünkü Halep'e geliyor halk içinde çalışma yapıyor, yakalanıyor. Senin burda çalışma hakkın yok. Şam'da olursan orda yap ama burda yok.
Celal Başlangıç: Siz ne zaman girdiniz içeri, bodrumlara?
Salih Müslüm: Ben gelir gelmez sorgulamalar başladı. 92,93,94,95 yıllarında.. Sorgulamalar 2 gün sürüyor üç gün sürüyor, bir hafta sürüyor. Ama en fazla 2004'te başladı. Çünkü o zaman da yine bir sosyal kişilik oluyor yani, öyle bir kişilik olunca fazla üstüne gitmiyorlar. Onlar da bazen muhtaç kalıyor. Mesela 1999'daki komplo sürecinde bütün Kürt halkı ayaklandı. Onları yatıştırmak için biz işe soyunduk yani, kardeşim durun bir şey olmaz, şöyle olur, böyle. Onun için Suriye rejimi bize muhtaç kaldı. Onun için bize böyle yönelmiyor. Ancak soruşturmalar da devam ediyordu. Ama 2004'ten sonra bu Kamışlı ayaklanmasında sonra….
Celal Başlangıç: Bir futbol maçı vardı değil mi? Maçtan sonra
Salih Müslüm: Tabi 2004'te. 2003'te biz PYD'yi kurduk.
Celal Başlangıç: Merkez nerede kuruldu, Halep'te mi?
Salih Müslüm: Yok, güneyde bir Dare dağı vardır, Irak sınırına yakın bir dağıdır, o dağda PYD'nin bir karargâhı var, hani hazırlamıştık, karargahı buraya kuracağız diye. İlk toplantı da orda.
Celal Başlangıç: Karargâh kurmaktaki amacınız ne, orda eğitim mi vereceksiniz?
Salih Müslüm: Tabi, kaçanlar oluyor, oraya sığınıyor bilmem ne. Bir karargâh olarak kurduk, ilk parti toplantısını orda yaptık.
Celal Başlangıç: Kuruluş kongresi yani. O süreci nasıl hazırladınız? Kaç kişi gelecekti mesela?
Salih Müslüm: 160 kişi falan katıldık. Tabi diğer arkadaşlar da yardım ettiler. Hazırlık bakımından Yaz günleriydi zaten Eylül ayıydı gitmek gelmek rahattı. O zaman biliyorsunuz Irak'ta 2003'te şey olmuştu, Amerika Irak'a girmişti. Kürtler biraz daha serbest hareket ettiler. Onun için ilk kongremizdi o dağda yaptık.
Celal Başlangıç: Yolu olan bir yer miydi o kamp?
Salih Müslüm: Dağlardı, dağlar bölgesiydi. Yürüyerek gittik. Bir buçuk saat dağda yürüdük.
Celal Başlangıç: Irak sınırına mı giriyor?
Salih Müslüm: Evet.
Celal Başlangıç: Suriye'den yürüyerek çıktınız yani. (01.15.44)
Salih Müslüm: Tabi tabi. Ondan sonra Eylül'le Mart arası 4 ay var. Sonra bu ayaklanma başladı Suriye'de.
Celal Başlangıç: Siz orda partiyi kurmuşsunuz ama… Kamp duruyor mu peki hala?
Salih Müslüm: Tabi, oradaki karargâhımız var. Ama 4 aylık bir süre, fazla bir şey değil yani. Kendimizi böyle bir şeye hazırlamış değiliz. Kamışlı ayaklanması başladı, o zaman artık bize yönelim oldu. Bizim arkadaşlarımızdan, sempatizanlarımızdan, dostlarımızdan binlerce insan götürüldü. O süreçte ben yakalanmadım ama işte Temmuz ayında yakalandım.
Celal Başlangıç: Kaçak yaşıyorsunuz.
Salih Müslüm: Yok, aranmıyorum ama sorguluyor. Yakalanmam şöyle oldu. Ben 21 kişilik meclisin bir üyesiydim. Ayaklanmadan sonra yakalanmalar falan oldu. Bizim üzerimizdeki baskılar yoğunlaştı. PYD olarak bizim üzerimizde yoğunlaştı. O sırada biz toplantı yaptık, biz Kürtler ne istiyoruz diye. Bir mektup yazdık ve bunu başkan götürdük.
Celal Başlangıç: Resmen yani, legal.
Salih Müslüm: Resmi evet. Burdaki istihbarat şefi Gazi Kemal'e gittim,
Celal Başlangıç: Şam'da? El Muhaberat’ın şefi?
Salih Müslüm: Şam'da El Muhaberat’ın şefine gittim. Ofisine gittim, masanın üzerine koydum.
Celal Başlangıç: Adamın yüzü hali ne oldu? Bu herhalde beklenmiyordu değil mi?
Salih Müslüm: Evet, beklenmiyordu. Götürecek kimse yoktu, ben götürdüm. Ne yaparsa yapsın dedim.
Celal Başlangıç: Kim olarak gidiyorsunuz siz, parti olarak mı, partiyi temsilen mi?
Salih Müslüm: Partiyi temsilen, PYD olarak gidiyorum. Şimdi biz Halep'te bir toplantı yaptık. Mektubu hazırladık.
Celal Başlangıç: Toplantı legal bir toplantı mı? Değil?
Salih Müslüm: kardeşim hayatımızda legal bir şey olmadı dedik ya (Gülüşmeler). Halep'te bir toplantı yaptık Meclis olarak. O mektubu yazdık. Kürtlerin istekleri şöyledir, böyledir.
Celal Başlangıç: Neydi kaba hatlarıyla o maddeler?
Salih Müslüm: İşte kültürel hakların verilmesi, demokratik adımlar, demokratik haklar. Böyle yaparsanız Kürtleri yatıştırırız hareket olarak. Böyle bir şey. Şimdi kim götürecek, ben götüreceğim, cesaretli biri olarak. Masasının üstüne koydum. Daha önce de onu görmüştüm, yani ondan cesaret aldım. Beni tanıyor. Ama nasıl tanıyor. Kamışlı ayaklanması olmuştu ya, bir komite oluşturulmuş, bütün partilerden oluşan, 6 kişilik bir komite. Ben de bu komitenin içindeyim. Onun için beni tanıyor. Onun ofisine gitmiştik.
Celal Başlangıç: Bu 6 kişi Kürt partilerinden mi?
Salih Müslüm: Evet. Beni tanıyor, o zaman ben cesaretlendim, benim kim olduğumu da biliyor diye. Gittim, mektubu masasının üstüne koydum. Şöyle bir baktı, siz kim oluyorsunuz lan, dedi, bir de küfür etmeye başladı. Çok kızdı. Yerinden kalktı. Ben hala oturuyorum. O kalktı ben de kalktım. Xazi Kemal meşhurdur, yani beni kırıp kavurmuştur. 17 sene önce beni alt üst etmiş. Meşhur birisidir. Kendisi zaten öldürüldü.
Celal Başlangıç: Öldürüldü?
Salih Müslüm: Tabi. Şimdi o kalktı, ben de kalktım. Senin yerin dışarısı değil, senin hapiste olman gerekir dedi. Küfür etti, ben şimdi san gösteririm dedi. Bir baktım 2 gardiyan aldı beni götürdü. Beni en işkenceci subaylardan birisi Ali Mahur diye birisine göndermiş, bunu terbiye et demiş.
İşte onun şeyinde tek hücreli, bir metrelik bir yerde kaldım. Çırılçıplak, geceleri su dökerler uyutmamak için. Tabi bir de işkence var. İki defa kanama geçirdim ayaklarımdan. Doktor falan getirdiler. 4 ay sonra Gazi Kemal ordan gitti, başka birisi geldi. Bir gün beni çağırdı. Muhammed Mansure diye Kürt meselesine daha politik yaklaşan birisiydi. Bir gün ebeni götürdüler ona, işte seni daha önce hücreden çıkarmak istiyordum ama işte yapamadım, Gazi Kemal vardı. Xazi Kemal İç işleri bakanlığına geçince onun yerine bu geçmişti. Muhammed Mansure evine gidebilirsin dedi. Benim sorgulanma sırasında bir şeyler yazmışlar, kendileri uydurmuşlar. Bir baktım madde 387, 280 bilmem ne, sonra çıkınca baktım bu maddelere göre en azında 10 sene yatmam gerekiyordu.
Celal Başlangıç: Mahkeme falan görmediniz ama? (01.22:30)
Salih Müslüm: Yok yok görmedim. Özür diledi işte senin gibiler hapiste olmamalı, sebi takip ediyorduk. Sen evine gidebilirsin dedi.
Celal Başlangıç: Sonra PYD süreci…
Salih Müslüm: Sonra tabi PYD içinde örgütlenme çalışmalarında devam ettik.
Celal Başlangıç: NE zaman bakan oldunuz siz?
Salih Müslüm: 4. Kongre'de. Bizde ancak 2 dönem başkanlık yapılabilir. İşte benden önceki arkadaş Fuat Ömer'in 2010'da süresi bitti. Tekrar Gare'de kongremizi yaptık, ben seçildim.
Celal Başlangıç: Kongre aynı yerde mi oluyor.
Salih Müslüm: Aynı yerde oluyor. Bizim karargâhta oluyor.
Celal Başlangıç: Sınıra doğru giderken muhaberat farketmiyor mu?
Salih Müslüm: Oluyor yani Mesela bu 4. Kongre'de seçilen meclisimizin çoğu üyesi dönünce yakalandı.
Celal Başlangıç: Takip mi etmişler?
Salih Müslüm: Takip etmişler. Bazılarına da bu sürelerde Suriye'de değildin, nereye gittin diye sormuşlar.
Celal Başlangıç: Size bir şey olmadı?
Salih Müslüm: Ben zaten gitmedim. 2010'dan sonra orda kaldım. Artık ben orda eğitim falan veriyordum. Siyasal kadrolara ben eğitim veriyordum. İşte 3 devre falan çıkarmıştım.
Celal Başlangıç: Ne kadar insanı etkiliyordu PYD o zaman?
Salih Müslüm: En güçlü parti bizdik. Halk bizden ama yalnız korkunda, işkenceden dolayı halk biraz çekiniyordu. Yoksa herkes bizi seviyor, herkes bizim doğru olduğumuzu biliyor. Bizden birine bir selam vermek sorgulama demek.
Celal Başlangıç: Kamplarda silahlı eğitim de var mıydı ayrıca teorik eğitim dışında?
Salih Müslüm: Yok. Silahlı değil, sadece kendimizi korumak içn bazı silahlı arkadaşlar görevli: Yani başka yok. Yani dağda zaten tilkiler bizim ayakkabılarımızı çalıyorlardı. Tilki var, çakal var, kendimizi korumak için muhakkak bazı silahların bulunması gerekiyor.
Celal Başlangıç: Sonra ne zaman tekrar indiniz Suriye'ye? 2010'da başkan oldunuz, dağda kaldınız… Ama Suriye'de de daha olay başlamamış…
Salih Müslüm: 2010 Eylül ayında geldim. Hatta daha önce 7. Ayda geldim. Daha önce başka bir şey vardı. Unuttum söylemeyi. Biz PYD olarak Suriye'de gösteri, demokratik hareket vb. bazı şeyleri yapıyorduk. Şimdi ne oldu ise, 2007'de, 2007'nin 10. ayında, yine bazı gösteriler olaylar oldu ve Kovani'de birisi öldürüldü. Kendisi askeri istihbarattandı İşte bunu kim öldürebilir falan dediler, işte en fazla PYD'ye karşı çıkıyordu, onlar öldürmüş olabilir dediler. O zaman benim hakkımda bir yakalanma kararı çıkarıldı. Daha önce de tabi hapiste bir-iki ay yattım. Ama 2007'de, 27 Kasım'da, benim evime baskın yapılıyor. ve orada iç işleri bakanlığının bir kararı var, 4 kişi yakalanacak diye. Ben, eşim ve başka bir kadın ile Osman, Osman Süleyman diye birisi. Kendisi benim arkadaşımdır. Bunlar bir sene hapis yattıktan sonra mahkemeye çıkarılacaklar. Karar böyledir.
Ben o zaman Halep'te ofisimde çalışıyorum. Haberim yoktu. Bir de baktım saat gece 4'te telefonum çaldı. Kızım, baba annemi götürdüler dedi.
Celal Başlangıç: Eşiniz de partide aktif mi?
Salih Müslüm: Yok değil. Sadece benim eşim olduğu için, gözdağı vermek için. Bu 2007'de oluyor. Şimdi eşimi alıp bir sen hapse koydular. Osman gitti, 2 ay sonra Şubat'ta cenazesi çıktı hapisten işkencenden dolayı. Öbür hanım benim eşimle beraber bir sene kaldılar onlar da çıktılar. Ama o zaman ben evde değildim, yakalanmadım.
Celal Başlangıç: Haber mi geldi.
Salih Müslüm: Değil, ben o zaman Halep'teydim. Telefondan öğrendim.
Celal Başlangıç: Tama sen ne yaptın?
Salih Müslüm: O zaman kaçtım ben artık.
Celal Başlangıç: Dağda mı?
Salih Müslüm: Yok Halep'te.
Celal Başlangıç: Halep içinde kaçak yaşadın.
Salih Müslüm: Kaçak yaşadım 3 sene. İşimi de yapıyorum meclis görevlerimi de yapıyorum
Celal Başlangıç: 3 sene! Eşiniz bir yıl yattı çıktı.
Salih Müslüm: Çıktı. Evine geldi. Saz Osman şehit oldu, öbür kadın da serbest bırakıldı. Ama ben 3 sene Halep'te orda burada kaçak yaşadım.
Celal Başlangıç: Nasıl yaşadınız? Yakalanmadınız mı?
Salih Müslüm: Yakalanmadım. Tedbirli olarak dostlarımın evinde, şurda buda kaldım. Sokağa çıksam da tedbirli çıkıyorum. Muhbirlerin olacağı yere gitmiyorum, mesela Kürt mahallerine gitmiyorum. Bazı muhbirleri sadece benim için koymuşlar. En fazla Arapların olduğu mahallelerde kalıyorum. Mesela Asari'de, Handaniye'deki Kürtlerin evinde kalıyorum. Dostlar var zaten bizi koruyorlar. Hem kendi işimiz yapıyoruz,. O zaman meclis üyesiyim. O kaçak yıllarından sonra bizim 4. Kongremiz oldu. Kaçak olarak dağa geldim, kongreyi yaptık. Kaçak olarak orda da aranıyorum, başkan seçildim. Dönüş yok. Başkan olduktan sonra gittim artık oradaki kadroları eğittim. Ondan sonra da bu süreç başladı.
Şimdi nasıl oldu, Eylül'de kongremizi yaptık. Mart'ta Suriye'deki olaylar başladı. Yani Kongre'den 4-5 ay sonra. Biz de Nisan başında karar verdik artık Suriye'ye ineceğiz dedik. Yeni bir devrim başlamış, halk devrimi. Sen bir lidersin halkınla olma gerekiyor. Arkadaşlarla tartıştık, karar verdik, bir gün sınırı geçtik Kamışlı'nın içinden çıktık.
Celal Başlangıç: Peki orda Suriye güçleri var mıydı o sırada siz gittiğinizde?(01:31:00)
Salih Müslüm: Tabi. Tedbirli gittik yani. Sınırı zaten arkadaşlarla beraber silahlı olarak geçtik. Ta Kamışlıya kadar silahlı korumalarla geçtik. Akşam üzeri toparladık 300 kişiyi Kamışlı'nın ortasında halk içine çıktık. Artık Suriye'deki olaylar da başlamıştı. Devrim başlamıştır, ben halkımın kucağında olmak istiyorum, sizinle beraberim artık siz biz koruyacaksınız diye konuştum.
Celal Başlangıç: Ne oldu ondan sonra Kamışlı'da?
Salih Müslüm: Başladık artık. Şöyle dayandık. Bizim hesabımıza göre onlar artık Kürtlere yönelemez, her yerde ayaklanma başlamış çünkü. İkinci bir cephe açamazlar. Biz ne yaparsak….
Celal Başlangıç: Kendi varlığınızı sağlamlaştırdınız.
Salih Müslüm: Tabi. Daha önce de duyumlar almıştım zaten. Mesela bizim eve gitmişlerdi niye gelmiyor demişler. Ben bakıyorum, biz gidersek bize karışmazlar.
Celal Başlangıç: Yani Kürtlerle arayı yumuşatmak istiyorlar biraz.
Salih Müslüm: Yumuşatmak istiyorlar. En azından ikinci bir cephe açmak istemiyorlar. O zaman biz de karar verdik, gidip halkı örgütleyeceğiz, ne gerekiyorsa yapacağız. Bir buçuk senedir 24 saattir hep yollardayız: Kamışlı, Ağpin, Şam, Halep, Kovani. Otobüslerde uyuyorduk, mitingler, yürüyüşler, toplantılar. Bütün kadrolarımız böyle. Hazırlık yani böyle günlere hazırlanmak için örgütlenme çalışması.
Ve öyle de oldu. Dağda biz meclis olarak bir başka meçli düşünüyorduk. Hani iyice tanıyoruz Suriye rejimini. Bu böyle Libya ve Tunus'taki gibi kolay kolay gitmeyecek. En azında 2 sene sürecek bu. Öyle düşünüyoruz yani. Bu alevi melesi olur, çatışmalar böyle olur, bunlar Kürtlere karışmak istemiyor, biz ne yapalım. Yani böyle hep çözümlemelerimizi yaptık-ki bir buçuk sene sonra bütün bunlar hep doğrulandı.
Celal Başlangıç: Partinin tabelası var mı? İlk nerde astınız tabelayı?
Salih Müslüm: Bu süreçlerde astık. Daha öncesi yoktu. PYD yine tabelasız çalışıyor. Hiç bir yerde tabela asmadık.
Celal Başlangıç: İç işlerine başvurmadınız mı biz parti kurduk diye?
Salih Müslüm: Hiç. Yok. Henüz şimdi ye kadar legaliteden bahsetmiyorum.
Celal Başlangıç: Yani siz hareketle beraber yer üstüne çıkıp aslen illegal olan ama Kürt halkının da artık meşru temsilcisiniz.…. Peki bu süreç içerisinde Suriye devleti sizi nasıl muhatap aldı?
Salih Müslüm: Biz muhatap almadık.
Celal Başlangıç: Hiç almadınız?
Salih Müslüm: Alamdık, karışmadık yani. Bazı dostlarımız yakalanıyor, çağırıyorlar, dostlarınıza şöyle şöyle söyleyin, şöyle yapsınlar vs. Mesela bilhassa çatışmalar oldu. Bizim kararımız şöyleydi: Halkımızı örgütlemek, kendimizi savunmak ve de çok kesin olarak bu dinci akımların vs. askeri olmamak. Ve de rejimi karşımıza almamak. Ama bize karşı saldırıda bulunursa kendimizi savunuruz. ve böyle de oldu.
Bazen de şöyle oldu, mesela yanlış anlaşılmalar oldu. Mesela Halep'te bir olay oluyor, haber yolluyorlar, biz bunu kasteden yapmadık, şöyle şöyledir diye. Biz de dostlar yoluyla, size kastetmek istemiyoruz diyoruz yani.
Bir olay oldu mesela. Onalar bizden 3 militan sempatizanımızı öldürdüler. Bizimkiler un getirmeye giderken yolda kontrol noktası kurmuşlar. Ona yaklaşırken ateş açtılar üç kişi öldü. Haber yolladılar, bzi şey yapmadık. Ama mesela bu tür şeylere karşı susmuyoruz. Bizimkilerde gidip mesela pusu kurdular, onların 6 elemanını öldürdüler. Biz de dedik ki, işte bu yaptığınızın karşılığıdır.
Celal Başlangıç: Daha dikkatli olun der gibi yani…
Salih Müslüm: Tabi. Ama diğer dostlarla haber yolladık, daha ileri gitmek istemiyoruz. Onlar durursa biz de dururuz. Böyle şeyler olur. Ama onlarla alışveriş, konuşma gibi şeyler olmaz hiç bir zaman.
Celal Başlangıç: Peki PYD'yi kurduğunuz o süreçte bir gün bu noktaya geleceğinizi hayal ediyor muydunuz?
Salih Müslüm: hayır.
Celal Başlangıç: Tahmininizden hızlı mı gelişti.
Salih Müslüm: Evet.
Celal Başlangıç: VE sizin başkanlığınıza denk geldi galiba.
Salih Müslüm: Şansımız.
Celal Başlangıç: Eksik bıraktığım, söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Salih Müslüm: Diyeceğim bir şey yok: Gerçekten hayat sürprizlerle doludur. İnsan ne yapacağını bilmiyor. Bazıları belki yarın gidip şunu yapacağım der, ama gerçekten ne olacağını bilmiyoruz.
Ben hiçbir zaman beklemiyordum. Benim tipim veya benim tarzım, hiçbir zaman ön sıralarda olmamaktır. Hep ikinci sırada kalmayı tercih ederim. Bu benim tarzım.
Celalettin Can: Ama öyle olmadı.
Salih Müslüm: Olmadı. Zorunlu olarak kaktık ki ön sıralardayız.
Celal Başlangıç: Peki o iki dönemlik başkanlık sınırlaması duruyor mu hala?
Salih Müslüm: Evet. Şimdi şöyle oldu, 2010 Eylül'ünde 2. Kongremizi topladık. Şartlar değişti, Suriye'de yeni durumlar ortaya çıktı. İşte olağan üstü kongreyi de yaptık, 5. Kongreyi de bu senenin altıncı ayında yaptık. Bir buçuk sene geç kalmıştı, ikinci kongreyi yaptık. Artık bu bir buçuk sene bir devre sayılırsa benimki bu son devredir.
Celal Başlangıç: Olağanüstüdür sayılmaz bu!
Salih Müslüm: Sayılmazsa 3 senede bir olması gerekiyor. Ben 6 sene başkanlıkta bulunabilirim yani. Ama ağır bir yüktür gerçekten. Yani ön saflara çıkmak istemiyorsun. VE şahsen ben korkuyorum. Meselelerden korkuyorum. Yani hani savaşmaktan değil ama bir yüktür. Bütün insanla sana umut bağlamış. Sen bu umutların yükünü kaldıramazsan ne olur. Bu sorumluktan dolayı öne çıkmaktan korkuyorum.
Celal Başlangıç: Çocuklar kaç yaşına geldi?
Salih Müslüm: En ufağı olan kızım bu sene liseyi bitirdi, şimdi hukukta okuyor. Halep üniversitesinde kaydını yapmıştı. En büyüğü şimdi ticaretle uğraşıyor.
Celal Başlangıç: Peki teşekkür ederiz, yorduk sizi.
Salih Müslüm: Aslında biz de düşünüyorduk, yani, çok şey olunca biri kalkıp anlatsa diye. Kimse kalıp arkasına bakmıyor yani nerden nereye geldik diye.
Celal Başlangıç: Bir de bakılacak bir dönem değil herhalde. Çok da hızlı gelişen bir dönem ayrıca.
Celalettin Can: Türkiye'yi özlüyor musun, gençliğinin geçtiği yerleri?
Salih Müslüm: Gerçekten ben hep arkama bakmak istemiyorum. Hep ileriye bakılır. Bazıları mesela fotoğraflara falan çekiyor, ben eski fotoğraflara bile bakmak istemiyorum. Bazıları benimle fotoğraf çekmek istiyor, neden kardeşim diyorum, kendimi aynada görmek istemiyorum.
Celal Başlangıç: Peki şimdi bana eski fotoğraflarınız lazım.
Salih Müslüm: Bende hiç yok. Evde var.
Celal Başlangıç: Varsa İstanbul'dan…
Salih Müslüm: Zordur o. Bulamayız.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish