Barış ve demokrasi arayışı ikinci yılına girdi (1)

Celalettin Can, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Birinci yılında, daha başlarken ne yapıldı, ikinci yıla girerken yapılması gerekenlerle ilgili ne tasarlanıyor, birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan aşamalar olarak bu sürece ilişkin açıklayıcı çözümlemelerde bulunmak gerekiyor. 

Başlarken silah bırakma ve mücadele biçimlerinin değişmesi politikasına öncelik tanındı, bu politika merkeze alındı (27 Şubat 2025. Nitekim devamla aynı yılın sonlarında olmalı, silah bırakma tavrı resmen açıklandı.

Aynı yıl içinde Kongre toplandı, örgütü feshetme kararı alındı ve kamuoyuna açıklandı (Mayıs 2025).

Süleymaniye'de silahların yakılması bunu takip etti (Temmuz 2025). Hemen belirtelim ki silahların yakılması sembolikti. Yakma eylemine kadınlı erkekli 30 gerilla katılmıştı. Silahları yakmak için seçilen coğrafya   tarihi özellikler taşıyordu.  

Mahmut Berzenci'nin,  kendisinin liderliğinde sürdürülen   yüzyıl önceki  savaşta konumlandığı bir  bölgeydi 

Çok geçmedi TBMM'de Komisyon kuruldu.

                                                           ***

Süren sürece Suriye'de dahildi. Suriye'nin sürece  dahil olmasının  önemli sonuçları vardı. 

Ancak bölgesel gelişmelerde süreç  Suriye ile sınırlı değildi. 

Öte yandan Gazze'den Lübnan'a, Suriye'ye-Halepçe’ye, İran'a kadar, Amerikan güdümünde İsrail'in başlatıp sürdürdüğü alan temizliğinin yıkıcı- öldürücü  sonuçları ortaya çıkmaya başlayacaktı.

Kürt Özgürlük Hareketi ya da Öcalan ise kendi yolunda tarihi yürüyüşünü sürdürürken,  tüm bu gelişmeleri tedbir içinde izlemekle yetiniyor, süreci kendi ideolojik-siyasi ölçüleri içinde  gelecek  perspektifi ile çözümlüyor, uyarılarda bulunuyor  ama , pratikte  "bulaşmama"ya özen gösteriyordu..

                                                           ***

Süreç ikinci yılına girerken Öcalan ‘Demokratik Dönüşüm aşamasına geçildiği, bunun kararının verildiği’  fikrini kamuoyuna ve devlet içindeki muhataplarına açıklayacaktı.  

Sürecin birinci yılının amacı olan Kürt ve Türk birlikteliğinin sağlanması, ikinci yılın da amacı olacaktı. 

İlk yılda genelde tarihsel-stratejik bir çerçeve ifade ediliyor, buna  vurgu yapılıyordu. Anlaşıldığı kadarıyla sürecin ikinci yılında, yani 1926 yılında  yeni olan, tarihsel stratejik çerçeveye ideolojik-kavramsal boyutun eklenmesi oluyordu.  

İdeolojik kavramsal boyutun içeriği ise şöyle açıklanıyordu:" Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz."

Bu, ülkeye ve  toplumsal halk kesimlerine verilen açık bir  mesajdı  aynı zamanda...

Öte yandan bu mesaj ile aslında Devlet Bahçeli'nin söylemine de Ziya Gökalp'in kavramlarından  doğru  dolaylı göndermeler yapılmış oluyordu.

Sürecin ikinci yılına başlarken vatandaşlık tanımı da yapılıyordu.   Devlet-toplum ilişkisine vurgu yapılıyor, vatandaşlık tanımı din, milliyet ve düşüncede özgürlüğü temel alan özgür yurttaşlık olarak tanımlanıyordu. Devam ediliyor; devletin alt kimlikleri de gözeten kapsayıcı bir çerçeve oluşturması öneriliyordu.

Hemen ifade etmeliyim ki, bu önerme yalnız Kürtler için yapılmıyordu, Türkiye'de kimlik talepleri olan bütün toplumsal halk kesimleri için öneriliyordu.

Bu noktada şunu eklemeliyim ki, bu önerilenler kapsayıcı bir yurttaşlık anlayışının ayrımsız bir   gereğiydi. 

                                                                  ** 

Anlaşılacağı üzere sürecin birinci yılında silahların neden bırakılması gerektiği açıklanıyordu. İkinci yılında ise silahlar bırakıldıktan sonra yapılması gerekenlerin  açıklanmasına geçilecekti.

Hemen ifade etmeliyim ki bu noktada iki temel mesaj vardı; Birincisi, hükümete ve devleteydi; "silah bırakma süreci tamamlandı, şimdi sıra sizde, demokratik dönüşüm adımlarını atmanızda...” İkinci mesaj ise toplumsal halk kesimlerineydi; “endişelenmeyin, demokratikleşme gerçekleşecek...”

Dikkat edilirse ekonomik, siyasi, sosyal kriz, hükümetin kayyum siyaseti, belediye seçim süreçlerindeki usulsüzlükler, belediye başkanlarının ve bir kısım belediye çalışanlarının tutuklanması, iddianamelerin hazırlanmaması, cezaevi sorunları, AHİM kararları vb. sorunların sözü edilmiyor. Kanımca bu sorunların demokratikleşme bağlamı içinde ele alınması amaçlanıyor. Anlaşılan Öcalan gündelik siyasetin üzerinde bir zeminde   yürüyordu…

                                                                       ***

Demokratikleşme bağlamı içinde ele alınması tasarlanan sorunların başlıcalarından biri, merkez - yerel dengesiydi...

Türk devlet sistemi içinde merkeziyetçilik güçlü, üstelik öyle böyle değil, boğucu diyebileceğimiz ölçülerde güçlü.

Bu düzeyde güçlü olmasının, yıllar yıllar içinde merkeziyetçiliğin daha bir güçlenmesinin de nedeni, hiç şüphesiz çözülmeyen Kürt meselesiydi.  Kürt meselesinin Türkiye'yi bölme istidatı taşıdığı şeklindeki siyasi paranoya, merkeziyetçiliği güçlendirmek için yüzyıldır istismar ediliyor, diyebiliriz.

İşte PKK kendini feshedip silahları bıraktı.  Bu gelişme karşısında devletin merkezden yerele doğru yetki devrine ilişkin korku ve kaygıları  bitmeli, buna bir son verilmeli değil mi?

Akılcı bir siyasi bir cesaretle, bu yönlü adımlar atıldığı takdirde, bölgede hatta ülke düzeyinde halkın belediye seçimlerine ve  yönetimlerine katılımı güçlenirken, bu gelişme hiç şüphesiz yerel karar alma süreçlerinin de güçlenmesini sağlayacaktır. 

                                                            ***

Dikkat edilirse özellikle iki demokratik talep öne çıkıyor; Birincisi kimlik ve vatandaşlık tanımında kapsayıcılık, ikincisi devlet gücünün yurttaşla ve yerelle paylaşılması. 

Bu talepler, demokratikleşme sürecinin toplumsal ve kurumsal boyutunu oluşturuyor. 

Öte yandan yaşanan süreç bu açıdan değerlendirildiğinde bir çelişki var ki hep sürüyor ve varlığını koruyor... Bunun temel nedeni şüphe götürmez biçimde hükümet ve devlet, güvenlik bağlamında yol alırken  demokratikleşme bağlamının gözetilmemesi.  Bu durumun değişmiyor oluşu, değişmedikçe de katılaşması, anti demokratik davranış biçiminin içselleşmesi, demokrasiyi ve demokratikleşme bağlamını askıya alması,  orada tutması, gözetmemesi, normalleşen bir hükümet ve devlet siyaseti oluyor. 

Çelişki şu ki TBMM'ye sunulan parti raporlarında olsun, biz 78'lilerin de sunduğu raporda olsun  Kürt meselesi demokrasi meselesi olarak tanımlanıyor. 

Son olarak TBMM'nin yayınladığı ortak raporda dahi Kürt meselesi ile demokrasi meselesi arasında güçlü bir bağ kuruluyor.  

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU