Netanyahu'nun zayıflattığı Şii eksenine ve olası Sünni paktına karşı altıgen stratejisi

Yusuf Yasamanlı, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

21. yüzyılın dünyasında, münhasıran “Arap Baharı” ve “Covid 19” ‘dan sonra, dünyada ve özellikle Ortadoğu’da, her güne yeni bir gelişmeyle uyanıyoruz. Hal böyle olunca bizler de bu duruma alıştık. Artık yaşanan her gelişmeyi çok doğalmış gibi kanıksıyoruz.

Nitekim Netanyahu’nun, 22 Şubat'ta hükümetinin kabine toplantısı öncesinde yaptığı konuşmasında “Altıgen İttifakı” ‘dan bahsetmesi, bu durumu en net şekilde ortaya koymaktadır.

Netanyahu, bu ittifakın Hindistan, çeşitli Arap ve Afrika ülkeleri, Yunanistan ve Kıbrıs olmak üzere Akdeniz ulusları ve Asya’dan henüz detay veremeyeceği ulusları kapsadığını belirtti. Asya ülkelerinden kasıt, akla daha önce İbrahim Anlaşmalarına katılan Kazakistan’la birlikte, Azerbaycan ve BAE gelmekte. Afrika ülkeleri boyutunda ise Fas, Etiyopya ve Somaliland belirginleşiyor.

Bu “Altıgen İttifakı” ile birlikte, bölgede oyun kurucu bir rol üstlenmeye çalışıyor. Aynı zamanda hem kendi kamuoyuna hem de dünya kamuoyuna yalnız olmadığını gösterip, siyasal meşruiyet elde etmeye çalışıyor.

 Beri taraftan bu ittifakla, mevzu bahis “Radikal Şii-Sünni” eksenle mücadele etmeyi hedefliyor.

Bundan kısa bir zaman öncede Yunanistan ve Kıbrıs’la siyasi, ekonomik ve askeri alanda bir İttifak’a gidilmişti.

İSRAİL’İ YENİ BİR STRATEJİK PROGRAMLANMAYA SEVEK EDEN FAKTÖRLER?

İsrail 1948’de kurulduktan itibaren, uzun bir dönem boyunca Arap Devletleri ile savaştı. Bu dönemde Araplar kendisi için birincil tehdit kaynağıydı. Haliyle İsrail o dönemde Güvenlik Doktrinini “Ant-i Arap” tezi üzerine kurgulamıştı. Ancak gerek çeşitli Arap Ülkeleriyle yaptığı “İbrahim Anlaşmaları” ve gerekse bazı Arap Ülkeleriyle yatığı normalleşmerle birlikte; bir de buna Arap Baharıyla beraber eklenen bazı Arap Devletlerinde otorite boşluğu oluşması ,bazılarında ise kendisine müzahir liderlerin ve rejimlerin gelmesi, İsrail’i Güvenlik Doktrininde revizyonlara sevk etti.

Bütün bu değişim ve dönüşümlerle birlikte, mevcut Arap rejimleri varlıklarını korumak adına, Filistin mevzusuyla İsrail’in karşısında konumlanmamaya başladılar. Hal böyle olunca, Filistin meselesi adeta bir Arap meselesi olmaktan farklı bir haleye evrildi.

İfade edildiği gibi, Arap meselesi olmaktan çıkan Filistin meselesini sahiplenen başka aktörler ortaya çıkmaya başladı. Şüphesiz bu aktörler başlıca Türkiye ve İran. Türkiye Filistin’e verdiği diplomatik, siyasi ve mali destekle ön plana çıkarken; İran ise siyasi destekle birlikte, çeşitli sembollerle destekte bulunmaktadır. Örneğin Kudüs Gücü gibi bir askeri yapılanma. ismiyle müsemma olduğu üzere, işin sembolik boyutunu en iyi şekilde göstermektedir. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki eski dışişleri bakanı Cevat Zarif’ten tutun, başa siyasi aktörlere kadar birçok kişi, Filistin meselesini Araplardan çok sahiplendiğinden dolayı İran’ı eleştiriyorlardı. Tabi cılızda olsa Türkiye’de de benzer sesler çıkabiliyordu.

Bütün bu gelişmelerin ışığında, Netanyahu’nun “Radikal Sii-Sünni” ekseni diye nitelendirip, bu eksenlere karşı “Altıgen İttifakı” oluşturma vizyonundaki sebeplerden biride, şüphesiz Türkiye ve İran’ın bu ve benzeri mevzularda aldıkları pozisyonlardır.

PEKİ NEDİR BU BAHSİ GEÇEN RADİKAL “Sİİ-SÜNNİ” EKSENLERİ?

1- Şİİ Ekseni: Bu eksen şüphesiz İran’ın öncülük ve domine ettiği bir yapılanmadır. Bu eksen literatürde aynı zamanda “Direniş Ekseni” ve “Şii Hilali” olarakta geçmektedir. Dünya’nın en büyük 4. Petrol ve en büyük 2. Doğalgaz rezervlerine sahip Teokratik İran Devleti, bütün ambargo ve kısıtlamalara rağmen, elde ettiği fosil yakıt gelirlerini, halkını yoksul bırakmak pahasına bu yapılanmaya harcamıştır. İran bütün bu yatırımlarının sonucunda bilfiil Irak, Lübnan, Suriye ve Yemeni kontrolü altına almayı başarmıştı. Bütün bu sahalarda gücünün zirvesini yakalamıştı. Hatta 4 Arap başkenti ( Bağdat, Beyrut, Şam, Sana ) bizim kontrolümüzde denilerek, büyük bir özgüven yaşıyordu. Ancak şu unutulmuştu: Zirve demek, yani pik noktası demek duraklamanın ve gerilemenin başlangıcı demekti. Nitekim 7 Ekim Hamas-İsrail savaşı bunun başlangıç noktası oldu. Bu savaşla birlikte, İsrail önce Lübnan’da Hizbullah’a saldırarak lideri Nasrallah başta olmak üzere, birçok komutan ve yetkiliyi öldürdü. Aynı zamanda Hizbullah’ın askeri teçhizatlarını ve altyapısını büyük ölçüde imha etti. Bu şekilde Hizbullah’ın etkisini sınırlamış oldu. Bu süreçle beraber İran’ın kontrolündeki Esat Rejimi ’de devrildi. Esat Rejiminin devrilmesinin şöyle bir domino etkisi oldu: Hem Suriye İran’ın elinden gitti, hem de Suriye deki paramiliter unsurları ( Fatımiyyun, Zeynebiyyun Tugayları) Suriye’den çıkmak zorunda kaldı. Bir diğer etki ise: İran’ın Irak ve Suriye üzerinden Lübnan Hizbullah’ına karadan lojistik ikmallerinin önü kesilmiş oldu. İsrail’in saldırdığı bir başka yer ise Yemen’deki Husiler oldu. Ancak diğer yapılanmalara verdiği gibi Husiler’e pek de büyük bir zarar veremedi.

Ve günün sonunda, sıra  “Direniş Ekseni” ( Şii Hilali ) doktriniyle, savunmasını ön cephede veren İran’ın bizatihi topraklarına gelmişti. İsrail bu sefer doğrudan İran’a saldırmıştı. Haziran 2025’te 12 günlük savaş olarak ’ta adlandırılan savaşta ,İsrail başta İran’ın üst düzey komutanlarını, nokta atışıyla evlerinde öldürdü. Diğer taraftan İran’ın stratejik altyapısı ve füze rampalarına ciddi saldırılar yaptı. Tabi İran’da elindeki Balistik ve Hipersonik Füze sistemleriyle cevap verdi. Ancak bu savaşa dair kaleme alınan Milli İstihbarat Akademisi’nin 58 sayfalık raporun ’da, bu savaşta İsrail’in münhasıran Elektronik Harp Sistemleriyle, İran’a karşı emsalsiz teknik ve teknolojik muharebe üstünlüğü sağladığı aşikardı. Buna ABD’nin B-2 savaş tayyareleriyle, İran’ın stratejik nükleer tesislerini vurması da cabası oldu.

Netanyahu’nun zayıflattığı Radikal Şii Ekseni” ifadesinden kasıt; tam da 7 Ekim savaşından bu yana, Şii hegemonyasının bir bir askeri müdahalelerle dizginlendirilmiş olmasıdır.

- İsrail-Hizbullah savaşı

- İsrail-Suriye saha gerçekliği ( Baas Rejimi’nin çöküşü )

- İsrail-Husi muharebesi

- İsrail-İran savaşı ( 12 günlük savaş )

Bütün bunlarla birlikte, İsrail son dönemde ABD’nin de doğrudan ve etin müdahalesiyle, Şii hegemonik gücünü bir daha ayağa kalkamayacak ve hatta İran’da mümkünse rejim değişikliğine gitmek üzere emsalsiz bir saldırı üzerinde çalışmaktadır.

Bu gelişmelerin ışığında, şu artık belirginleşmiştir ki: İsrail’in Şii Eksenini bu kadar zayıflattığı ve ABD ile olası müşterek İran operasyonuyla, kendisine tehdit gördüğü Şii yapılanmasının, tam manasıyla ortadan kalkması durumu düşünüldüğünde, İsrail artık enerjisinin çoğunu “Radikal Sünni” diye nitelendirdiği eksene harcayacaktır. Bu tezi güçlendiren en büyük dayanak ise: İsrail’in bahsi geçen eksenlere karşı oluşturmaya çalıştığı ittifaktaki olası ülkelere ( Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Birleşik Arap Emirlikleri vd. ) bakıldığında bu durum dahada belirginleşmiş oluyor.

2- Sünni Ekseni: Aslında hali hazırda İsrail’in lanse ettiği gibi oluşmuş, bir araya gelmiş Sünni bir yapılanma yok. Tabi bu olmayacağı anlamına da gelmez. Mevcut jeopolitik gelişmelerin böyle bir yapılanmaya kapı araladığı da herkesin malumu. Özellikle İsrail’in bölgede proaktif bir strateji izlemesi ve BAE’nin de ona teşne olması, bu durumu dahada pekiştiriyor. Yani İsrail ve teşnesi BAE’nin bölgede attıkları adımlarla birlikte, bölgedeki diğer bazı gelişmelerin Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Pakistan gibi ülkelerin aleyhine olmasından mütevellit, bu ülkelerin bir şekilde bir araya gelmeleri kaçınılmaz oluyor.

Peki Nedir, Bu Ülkelerin Aleyhine ve Tepkilerine Neden Olan Gelişmeler?

1- İsrail’in Gazze soykırımı

2- İsrail’in “ARZ-I MEVUD” hezeyanları üzerinden, birçok ülkenin toprağını hedefe koyması

3- İsrail ve BAE’nin Etiyopya ve Somaliland hamleleri

4- İsrail ve BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri (RFS) üzerinden Sudan’ı bölemeye çalışmaları

5- BAE’nin Güney Geçiş Konseyini (GGK) desteklemesi

6- İsrail’in Kıbrıs başta olmak üzere, Doğu Akdeniz’deki hamleleri

7- İsrail ve BAE’nin Afrika’daki çeşitli rejimlere müdahaleleri

8- ABD şemsiyesine rağmen, İsrail’in Katarı bombalaması

Not: mevzu bahis olası Sünni Pakt’ta ismi geçen ülkelerin, savunma refleksiyle bir araya gelmenin yanı sıra, örtüşen menfaatler noktasında da bir araya gelme durumları kaçınılmazdır.

Olası Sünni Paktın Örtüşen Menfaatleri

1- Enerji alanında iş birliği ve güvenli enerji taşıma rotasyonları

2- Ticaret yolları ve taşımacılıkta iş birliği

3- Ekonomik kalkınmada iş birliği

4- Türkiye ve Mısır Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı anlaşması

5- Savunma sanayi ve askeri alanda iş birliği

6- Olası İslami NATO perspektifi

7- Pakistan’ın nükleer caydırıcılığından faydalanma

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU