12 Şubat 2026’da Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı ve 13-15 Şubat 2026 tarihlerinde “Yıkım Altında” temasıyla devam eden 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), ittifakın geleceğine dair en net sinyalleri verdi. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Elbridge Colby’nin “NATO 3.0” tanımı, Avrupa’nın kıtadaki konvansiyonel savunmada birincil sorumluluğu üstlenmesi ve olası saldırganlığı (özellikle Rusya kaynaklı) caydırmak veya yenmek için güçlerin çoğunluğunu sahaya sürmesi gerektiği, Münih’te Avrupalı liderlerin konuşmalarıyla doğrudan pekiştirildi.
Gelin şimdi Washington’dan Bürüksel’e, oradan Münih’e birlikte bir seyahat yapalım. Sonuçta Türkiye’den söz edelim.
Küresel Tehdit Ortamının Değişimi (2025-2026 Bağlamı)
Soğuk Savaş çoktan sonlandı, NATO bu savaşı kazandı (NATO 1.0). ABD “tek kutuplu dünya” içinde en başta kendi çıkarlarını geliştirmek amaçlı bir çok konuyla ilgilenirken, Avrupa savunma konusunda işin kolayına kaçtı ve sırtını ABD’ye dayadı. ABD, Avrupa’nın kopnvansiyonel savunma ihtiyaçları dahil pek çok noktasında görev üstlendi. Avrupa ise refah politikalarını önde tuttu. Bu süreçte “küresel terörle savaş” ve “vekalet savaşları” çokça konuşulanlardan oldu. Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi (Trump 2.0) Ocak 2025’te başladı. 1990-2025 arası dönem (NATO 2.0) Avrupa’nın ve ABD’nin eleştirel dönemiyken, Atlantik bölgesinde, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, nükleer tehdidin gelişmesi, New START’ın sonlanması, enerji krizi, NATO’nun genişlemesini sürdürmesi vb. önemli gelişmelerden oldu.
Geldik 2025-2026 dönemine ve bugün NATO 3.0 için ne tür bir tespit yapmak mümkün?
- Çok merkezli / çok cepheli dünya: Artık tek bir "büyük tehdit" (eski SSCB gibi) yok. Çin'in yükselişi (Hint-Pasifik'te hakimiyet, ekonomik zorlama, askeri modernizasyon), Rusya'nın hibrit ve konvansiyonel saldırganlığı (Ukrayna, Arktik, siber), İran'ın vekil güçleri ve nükleer yayılma riskleri aynı anda aktif. ABD, aynı anda birden fazla cephede (multi-theater) çatışma riskiyle karşı karşıya; bu yüzden "her şeyi yapma" kapasitesi yok.
- Tehditlerin hibrit ve asimetrik evrimi: Klasik tank orduları yerine dronlar, lazer silahları (örneğin ABD'nin LOCUST sistemi), siber saldırılar, uzay tabanlı sistemler (ASAT'lar, uydu körleme), hipersonik füzeler, ekonomik şantaj ve göç silahı gibi araçlar ön planda. Savunma artık sadece "konvansiyonel güç" değil; teknolojik üstünlük, endüstriyel kapasite, tedarik zinciri dayanıklılığı ve müttefik yük paylaşımı kritik.
- ABD'nin stratejik daralması: Washington, kaynaklarını (askeri, ekonomik, siyasi) en hayati çıkarlara odaklıyor:
- Anavatan savunması ve Batı Yarımküre (Amerika kıtası).
- Çin'e karşı "inkâr caydırıcılığı" ("denial deterrence") (Hint-Pasifik'te erişim engelleme). Bu yüzden Avrupa'yı "ikincil cephe" olarak görüyor; Rusya tehdidi hâlâ ciddi ama ABD'nin sonsuza kadar "Avrupa'nın jandarması" olması gerçekçi değil.
Amerika Birleşik Devletleri ve NATO Savunma Bakanları Toplantısı
ABD, Donald Trump yönetiminde NATO'da yük paylaşımını (burden sharing) daha fazla vurgulamaya devam ediyor. Washington, stratejik önceliğini Hint-Pasifik bölgesine (özellikle Çin'e karşı) kaydırmak istiyor. Bu nedenle Avrupa'nın kendi konvansiyonel savunmasından (özellikle Rusya tehdidine karşı) daha fazla sorumluluk almasını talep ediyor. Avrupa tarafı ise ABD'nin "öngörülemez" tutumundan (Trump'ın geçmiş açıklamaları ve son dönemde Grönland krizi gibi) endişe duyuyor, ama aynı zamanda bu değişime ayak uydurmaya başladığını gösteriyor.
12 Şubat 2026'da Brüksel'de yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda bu konu yoğun şekilde tartışıldı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth yerine toplantıya katılan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Elbridge Colby, "NATO 3.0"ı şöyle tanımladı:
- Avrupa müttefiklerinin, Avrupa'nın konvansiyonel savunmasında birincil sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor.
- Avrupa, kıtadaki olası konvansiyonel saldırganlığı (muhtemelen Rusya'yı kastederek) caydırmak ve gerekirse yenmek için güçlerin çoğunluğunu sahaya sürmeli.
- Bu, ittifakı daha dengeli, gerçekçi ve "ortaklık" temelli hale getirecek; bağımlılık yerine ortak çaba vurgusu.
Colby'nin mesajı yeni değil, ama toplantıda Avrupa'dan olumlu karşılık aldı.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, toplantıyı "katıldığım en kritik toplantılardan biri" diye niteledi ve "zihniyette gerçek bir değişim" olduğunu söyledi. Rutte'ye göre:
- 2025'te savunma harcamalarında "büyük sıçrama" yaşandı.
- Bazı ülkeler (Danimarka, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya) GSYH'nin %3,5'ini savunmaya ayırma hedefini 10 yıl erken aştı.
- Bu hedef, Trump'ın geçen yaz "yeterince harcama yapmayan müttefike yardım etmeyebiliriz" imasından sonra belirlenmişti.
Avrupalı bakanların görüşleri:
- Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius: ABD yıllardır aslan payını üstlendi, artık Avrupalılar adım adım daha fazla devralmalı. NATO'yu transatlantik tutmak için daha "Avrupalı" hale getirmek doğal.
- Fransa Savunma Bakanı Catherine Vautrin: Avrupalılar zaten daha fazla sorumluluk almaya başladı.
- Romanya Savunma Bakanı Radu-Dinel Miruta: Avrupa, Avrupa'yı koruyabilmeli; savunma üretimini artırmalı ama NATO/ABD ile işbirliği içinde.
- Hollanda Savunma Bakanı Ruben Brekelmans: ABD'nin Hint-Pasifik önceliğini biliyoruz; "sürprizsiz politika" ile açık diyalog şart. Amerikan geri çekilmesi Avrupa'nın güç artışı ile dengelenmeli.
Pratik adımlar ve gelişmeler neler?
- ABD, Romanya'daki bir piyade tugayını rotasyon sonrası yenilemeyeceğini açıkladı: Geri çekilme sinyali.
- Komuta yapısında değişiklik: Avrupalılar daha fazla liderlik rolü üstlendi (üç müşterek kuvvet komutanlığı Avrupa'ya geçti), ama SACEUR (Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı) hâlâ Amerikalı kalıyor; Rutte bunu "mantıklı iş bölümü" diye savundu, çünkü ABD NATO ekonomisinin yarısından fazlasını temsil ediyor.
- Arka planda: Trump'ın birkaç hafta önce Danimarka'ya yönelik Grönland'ı askeri güçle ele geçirme tehdidi sonrası NATO Arktik'te "geliştirilmiş teyakkuz" başlattı; üçlü görüşmeler (Danimarka-Grönland-ABD) sürüyor. Bu da Avrupa'da tedirginliği artırdı.
Bu toplantı, NATO'nun "NATO 1.0" (Soğuk Savaş dönemi), "NATO 2.0" (1990 sonrası genişleme ve terörle mücadele) sonrası üçüncü evresine geçtiği iddiasını yansıtıyor. ABD "Avrupa bizi sırtında taşımasın, kendisi ayakta dursun" derken, Avrupa "Tamam, ama bizi terk etmeyin ve öngörülebilir olun" diyor. Rutte'nin övgüleri ve Avrupa'nın harcama artışı, ittifakın dağılmak yerine evrilmekte olduğunu gösteriyor; ama gerilimler (Trump'ın tarzı, Grönland krizi) hâlâ canlı.
Avrupa ve Münih Güvenlik Konferans 2026
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, açılış konuşmasında “kurallara dayalı uluslararası düzen artık mevcut değil” diyerek büyük güç siyasetinin (“great power politics”) hâkim olduğunu ilan etti. ABD’nin lider konumunu “muhtemelen kaybettiğini” belirtti, ancak Transatlantik bağın gücüne güvenerek “birlikte daha güçlüyüz” (“we are stronger together”) mesajı verdi. Merz, Avrupa’nın mevcut baskıları “yeni ve iyi bir şey yaratmak” için kullanması gerektiğini, hegemonik hayallere kapılmadan ortaklık liderliği vurgusu yaptı; bu, bağımsız bir Avrupa ordusu yerine NATO içinde daha dengeli, Avrupa ağırlıklı bir yapı ihtiyacını yansıtıyor.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, “Avrupa ancak Avrupa ulusları birlikte durursa ayakta kalır” dedi. Konferans raporu ve tartışmalarda Avrupa’nın Rusya tehdidi ve ABD belirsizliği karşısında “güvenlik tüketicisinden sağlayıcısına” geçiş yapması, esnek liderlik koalisyonları kurması ve Ukrayna’ya ölümcül yardımda “ezici payı” üstlenmesi gerektiği öne çıktı. “Yıkım siyaseti” (“wrecking-ball politics”) dönemi uyarısı yapıldı: ABD’nin bile kendi kurduğu 1945 sonrası düzenini yıkma eğilimi gösterdiği, Avrupa’nın cesur ve yenilikçi bir karşı duruş sergilemesi gerektiği vurgulandı.
Değerlendirme
Bu gelişmeler, Avrupa’nın bağımsız bir “ortak Avrupa ordusu” (AB merkezli, NATO’dan tamamen ayrı bir yapı) kurmasından ziyade “NATO’nun Avrupalılaşması” yönünde ilerlediğini netleştiriyor. Pratik adımlar bunu doğruluyor: ABD’nin Romanya’daki kısmi geri çekilmesi, komuta rollerinin Avrupalılara kayması, Arktik’te “Arktik Muhafısı” (“Arctic Sentry”) gibi geliştirilmiş teyakkuz faaliyetleri, “daha Avrupalı bir NATO” çağrıları.
ABD, kaynaklarını en hayati çıkarlara odaklıyor: Anavatan ve Batı Yarımküre savunması ve Çin’e karşı inkâr caydırıcılığı! Avrupa’yı ikincil cephe olarak görüyor; sonsuza kadar “Avrupa’nın jandarması” olamaz. Colby’nin “NATO 3.0” vizyonu, Soğuk Savaş’ın orijinal “NATO 1.0” mantığına yakın bir dönüş: Avrupa konvansiyonel yükü taşırken, ABD stratejik destek (nükleer caydırıcılık, küresel erişim) sağlar. Bu, “ortaklık, bağımlılık değil” (“partnerships not dependencies”) ve “gerçekçi bakış” (“clear-eyed realism”) ilkeleriyle özetleniyor.
Belki Avrupa, Trump’ın ne demek istediğini şimdi anlamaya başladı. Belki müttefikler, NATO’nun yeni vizyonu gereği, hakiki planlama amaçlı gerçek tartışmaya yeni başladı. Belki de Avrupa görev paylaşımın ne demek olduğunun farkına vardı… Ama şu gerçek, dünya değişirken gezegenin tek güvenlik paktı da kendini yenilemeyi başaracak görünüyor, ki bu savaş kazanmak kadar değerli; çünkü bir büyük savaş olmaması için yeterince caydırıcı olmak en temek NATO prensibi.
Bu yaklaşımlar, yıllardır savunduğum tezlerle birebir örtüşüyor. Atlantik İttifakı bağlamında şunları hatırlatırım: Avrupa’nın “stratejik özerklik” arayışını gerçekçi bulmuyordum; bağımsız AB ordusunu “Avrupa’nın trajedisi” olarak nitelendiriyordum. Bunun yerine “NATO’nun Avrupalılaşmasını” kaçınılmaz ve daha mantıklı görüyordum. Artık zamanı geldi! Avrupa Atlantik İttifakı içinde gerçekten elini taşın altına koymaya karar verdi, buna mecbur olduğunun idrakine vardı. Nedenlerim açıktı: ABD’nin Hint-Pasifik önceliği, Avrupa’yı kendi savunmasını üstlenmeye zorluyor; bu, ittifakı dağıtmıyor ama daha dengeli, bölgesel sorumluluk odaklı bir yapıya dönüştürüyor. Analizlerimde vurguladığım, “dron ve lazer teknolojileri, hibrit rekabet, Arktik paylaşım savaşı, yapay zekâ tekilliği riskleri, nadir element rekabeti, liberal düzenin gerilemesi, kontrollü kaos dinamikleri ve realizmin zaferi,” bu dönüşümün temelini oluşturuyor.
Sonuç
Münih’teki “eski düzen yok, birlikte onaralım” çağrısı, Rutte’nin “zihniyet değişimi” onayı ve raporun “Avrupa ezici payı üstlenmeli” tespitiyle NATO 3.0, ittifakı zayıflatmıyor; aksine daha gerçekçi ve dayanıklı kılıyor. Avrupa daha fazla sorumluluk alıyor; bu, savunma sanayii ve jeopolitik konum açısından fırsatlar kadar riskler de taşıyor.
Gerçek şu: Türkiye her daim sorumluluğunu yerine getiren bir müttefik oldu, her göreve koşarak gitti, buna karşılık terör ve silah-teknoloji desteği konusunda beklediklerini tam alamadı. Türkiye’nin Karadeniz konumu, enerji koridorları, hibrit savunma kapasitesi ve sınır yönetimiyle NATO’nun Avrupalılaşmasında vazgeçilmez bir ortak olarak öne çıkması, sürecin en kritik unsurlarından biri.
Küresel tehditlerin evrimi eski paradigmaları sürdürülemez kılıyor; yeni gerçeklik, bölgesel yük paylaşımı, teknolojik üstünlük ve çok cepheli dünyada pragmatik ortaklığa dayanıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish