“Amerika Birleşik Devletleri, İran’a saldırmadan önce ülke içindeki protestoların başlamasını, büyümesini ve yayılmasını bekliyor” yorumunu bu sıralar çok duyuyorum.
Son protesto dalgasında, rejim güçlerinin çok acımazsız davrandığı ve binlerce eylemciyi öldürdüğü yönünde haberler gelmeye devam ediyor.
Ölü sayısı konusunda çok çelişkili bilgiler var.
Genelde sayı 3 ile 30 bin arasında değişiyor.
Tutuklananların, yaralananların ve haber alınamayanların sayısı ise bilinmiyor.
Mevcut rejimden memnuniyetsizlerin sayısının çığı gibi arttığı, İranlıların korku eşiğini aştığını söyleyen uzmanlar, yeni bir protesto dalgasının daha da güçlü gelebileceğini söylüyorlar.
Gösterilerde hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümünün okul yaşındaki gençler olduğu yönünde çok sayıda açıklama yapıldı.
Artık herkesin bildiği bir gerçek var, o da sokağa inenlerin ve bundan sonra da ineceklerin önemli bölümünü gençler, Z Kuşağı oluşturuyor.
Çünkü dünyanın her ülkesinde Z Kuşağı yaşama, gelişmelere, siyasete, ekonomiye kısacası her konuya çok farklı bakıyor, olup bitenlerden kısa sürede çabuk haberdar oluyor, bilgiye büyük bir hızla ulaşıyor.
İran’ın sorunu nedir?
İran’da toprağın altı çok ama çok zengindir
Toprağın üstündekiler ise fakirdir
İran, 208,6 milyar varil potansiyeliyle dünyanın üçüncü büyük petrol rezervlerine sahiptir.
Başka bir deyişle dünya petrolünün yüzde 12’si İran’dadır.
İran, 32 trilyon metreküp potansiyeliyle dünyanın ikinci büyük doğal gaz rezervlerine sahiptir.
Rusya’nın ardından ikinci büyük doğal gaz rezervine sahip ülkedir.
Ama, 1 Dolar, akıl almaz bir şekilde 1 Milyon 221 Bin İran Riyali etmektedir.
Yani İran parasının değeri yok oğlu yoktur.
İran para birimi resmen çökmüştür.
Enflasyon kudurmuş bir canavara dönüşmüş, İranlıları resmen yemektedir.
İşte tüm bu gerçekleri, teknolojiyi ve sosyal medyayı kullanan İranlı gençler biliyor.
Özellikle de Z kuşağı, rejimi sorguluyor.
Dünyanın en zengin enerji kaynaklarının üstünde oturuyoruz, ama yokluklarla, yoksullukla boğuşuyoruz.
Neden Batılı ülkelerin yaptırımları altında boğuluyoruz?
Rejim, Batılı ülkelerle ilişkileri düzeltmenin yollarını bulması gerekirken, neden gerginliği, çatışmayı, savaşı düşünüyor?
Rejim, gençlerin sorunlarını, beklentilerini anlaması gerekirken, neden tepkimize, sesimize ve daha iyi yaşam taleplerimize kulak tıkıyor?
Neden zengin ülkenin yoksul ve mahrum çocukları olarak yaşıyoruz?
Neden haklı taleplerimiz şiddetle baskılanıyor?
11 trilyon dolarlık petrolümüz var, ama bize 100 dolarlık faydası yok.
32 trilyon metreküp doğal gazımız var, ama bize 100 dolarlık faydası yok.
Evet İran’da gençlerin soruları, yorumları genel anlamda bu yönde.
Hemen herkesin bildiği gerçek şu ki, İran rejimi gençleri, halkı sonsuza kadar susturamaz.
Ülkelerinin zenginliği bilen İranlılar Batı ile savaş istemiyor.
Yaptırımların, ambargoların uygulanmadığı İran istiyorlar.
Petrolü, doğal gazı satarak zenginleşen İran istiyorlar.
İran parası ve ekonomisi güçlü, zengin bir ülke olduğunda ABD, İsrail ve AB’nin, İran’a karşı saygılı olacağını biliyorlar.
Fakat bir başka gerçek daha var ki, o da Batılılar ve petrol şirketleri, İran’ın enerji kaynaklarını kendileriyle paylaşacak bir yönetim istiyorlar.
Bu çok zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarını sadece İranlılar için kullanacak bir yönetimi asla istemiyorlar.
Yani Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman, Irak’ta petrol gelirlerini nasıl kontrol ediyor ve paylaşıyorlarsa aynı düzen İran’da da olsun istiyorlar.
ABD’nin başını çektiği Batılı ülkelerin derdinin İran’daki demokrasi, özgürlükler, ekonomik sıkıntılar olmadığını hepimiz biliyoruz.
Eğer gerçekten bunları düşünselerdi, İranlıları perişan eden, temel ihtiyaçlardan mahrum bırakan, sağlık alt yapısını çökerten, ekonomiyi bitme noktasına getiren yaptırımlara, ambargolara imza atmazlardı.
Batı, İran’a yaklaşık 20 yıldır yaptırımlar ve ambargolar uyguluyor.
Ama bu, İran’ın nükleer programını, füze programını, Orta Doğu’daki faaliyetlerini ve vekil güçlerle ilişkilerini durdurmasını sağladı mı?
Tüm yaptırımlar, rejimin İran içinde daha baskıcı bir hale gelmesine yol açtı.
Yaptırımların Batılılara tek yararı, İran ekonomisinin perişan olmasıdır.
İran’da gerçek bir değişim, öyle ABD, İsrail’in saldırmasıyla, Amerikan Yönetiminden korkan Fransa, İngiltere, Almanya’nın getirdiği yaptırımlarla, uzmanların, stratejistlerin, gazetecilerin yorumlarıyla gelmez.
İranlılar istediğinde İran’da değişim başlar.
Bana göre, İran’da ülke dışından planlanan, dayatılan rejim değişikliklerine karşı kendini koruma altına alacak şekilde kurgulanmış bir siyasi sistem zaman içinde oluştu.
İran’da rejim ha çöktü ha çöküyor yorumlarını anımsayın 1999, 2009, 2017, 2019, 2022 ve son olarak 2025 yıllarındaki olaylarda duymuştuk.
Unutulmasın ki İran 1979 Şubatından bu yana ABD ve müttefiklerinin yoğun baskısı altında.
Yaklaşık 47 yıldır bunca baskıya, yaptırıma, ambargoya dayanan İran’ın en büyük avantajı, şimdiye dek çok güçlü bir halk hareketi ve muhalif liderlerin çıkmamış olmasıdır.
Dışarıdan gelen tehdit ve saldırıların her defasında İranlıları ülke sevgisi nedeniyle birleştirmesidir.
Ama artık bu birliktelik giderek kayboluyor ve İran rejimi ciddi biçimde sorgulanıyor.
Bu gerçekleri bizler dışarıdan görüyorsak, İran’ı yönetenler daha fazlasını biliyordur.
İran konusu gündeme ne zaman gelse, ilgili ilgisiz hemen herkes uzman olur, yorumlar yapar, yazılar kaleme alır.
İran’ın tarihini, dengelerini, İranlıların hassasiyetlerini, değerlerini, dilini bilmeden yapılan yorumların çoğu havada kalır.
Aman yanlış anlaşılmasın, ben çok iyi biliyorum falan demiyorum.
Yurt dışındaki üniversite yıllarımda çok fazla İranlı arkadaşım oldu.
Aynı şekilde İranlı öğrencilerim de oldu.
Önemli bir bölümü İran’da akademisyen, bürokrat, diplomat, gazeteci olan arkadaşlarımla sıklıkla görüşür, konuşurum.
Arkadaşlarıma doğrulatmadığım hiçbir şeyi yazmam, konuşmam.
Beni takip edenler bunu anlamıştır diye düşünüyorum.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish