Bağdat’tan Erbil’e, Kerbelâ’ya: Şehirler, hafızalar ve zaman algısı

Prof. Dr. Levent Eraslan, Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Çocukluğumdan beri yaptığım okumalarda zihnime kazınan, tarih kitaplarının sayfaları arasından bana fısıldayan kadim kentler vardı. Bu coğrafyaların başında kuşkusuz Irak geliyordu. Bir akademisyen olarak yıllardır teorik düzlemde analiz ettiğim, derslerimde ve yazılarımda üzerine kafa yorduğum o anahtar kavramların, sosyolojik kırılmaların ve tarihsel katmanların tam kalbine yolculuk etmek bu hafta nasip oldu. Bu beş günlük seyahat, sadece mekânsal bir yer değiştirme değil; yıllardır zihnimde taşıdığım "Irak" imgesiyle gerçeğin, teoriyle sahanın buluştuğu yüksek nitelikli bir deneyimdi.

Irak’ta yapılan bir yolculuk, klasik anlamda bir seyahat değildir. Bağdat, Erbil, Kerbelâ ve Necef arasında ilerleyen hat, insanı yalnızca şehirler arasında değil; İslam dünyasının zihinsel haritası, mezhepsel hafızaları ve zamanla kurduğu ilişki arasında dolaştırır.

Bağdat: Kurucu Akıl, Tarihin Yorgunluğu ve Vakur Direniş

Bağdat, yalnızca bir şehir değil; İslam medeniyetinin düşünsel ve hukuksal omurgasının kurulduğu mekândır. Abbasîler döneminde yükselmiş, ilim, hukuk ve devlet aklının simgesi olmuş bu kent, tarihin yükünü omuzlarında taşır. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin burada yaşamış ve fıkhî düşüncesini inşa etmiş olması tesadüf değildir. Hanefî fıkhı, metni donuk bir normlar bütünü olarak değil, akıl, adalet ve toplumsal dengeyle birlikte yorumlayan bir anlayış üretmiştir.

Bugün Bağdat’ın sokaklarında yürürken, üst üste binmiş savaşların, işgallerin ve politik kırılmaların izlerini görüyorsunuz. Kontrol noktalarındaki beton bariyerler, şehrin yorgunluğunu ve tedbiri somutlaştırır. Fakat Dicle’nin kıyısında içilen bir demli çayda, Ebû Hanîfe ve Abdülkadir Geylânî’nin türbelerinden yükselen vakarı hissettiğinizde anlaşılıyor: Bu şehir yorgundur, ama asla teslim olmamıştır. Her taş, her sokak, geçmişin ağırlığıyla yaşamaya ve direnmeye devam eder.

Bağdat, sadece bir tarih deposu değil; aynı zamanda fikirlerin, tasavvufun ve adalet arayışının mekânıdır. Sokaklarında dolaşan hüzünlü vakârlık, bir yorgunluk değil; tarihle barışık, onurlu bir direniştir. Şehir, geçmişini unutmadan bugüne taşıyan ve geleceğe sessiz ama güçlü bir mesaj veren bir öğretmendir adeta.

Erbil: Rasyonel Düzen, Ekonomik Akıl ve Tarihsiz Bir Hız

Bağdat’ın tozlu ve ağır havasından Erbil’e geçtiğinizde, zamanın ritmi de değişir. Erbil sizi daha düzenli, daha steril ve modern bir çehreyle karşılar. Burada zaman, Bağdat’taki gibi tarihin derinliklerinde değil, bir şantiye temposuyla ilerler. Plazalar, geniş otoyollar ve uluslararası yatırımlar; Erbil’e rasyonel, pragmatik ve Batılı bir karakter kazandırmıştır.
Akademik analizlerimde sıkça bahsettiğim "ekonomik akıl" ve "güvenlik öncelikli modernleşme" burada ete kemiğe bürünmüş durumda. Mezhepsel hafıza veya tarihsel travmalar Erbil’de gündelik hayatın merkezinde değil. Sekülerleşmiş şehir, geleceğe bakarken geçmişi bir "müze değeri" olarak geride bırakmış gibi. Ancak Ortadoğu’nun sert jeopolitiğinde, bazen tek bir siyasi kriz, tek bir güvenlik zafiyeti ya da “bir kibrit çöpü” kadar küçük bir kıvılcım, yıllar içinde inşa edilen bütün düzeni kısa sürede tehlikeye atabilecek potansiyeli de unutmamak gerekiyor. 
Erbil’de insanlar, Irak’ın geri kalanından farklı bir atmosferde yaşadıklarının farkındadır ve bunu ikili sohbetlerde sıkça vurguladılar : “biz buradayız”.

Kerbelâ: Zamanın Donduğu Yer, Baba-Oğul Hafızası

Kerbelâ’ya vardığınızda ise rasyonellik ve hız anlamını yitirir; yerini yaşayan bir hafızaya bırakır. Burada zaman doğrusal akmaz; Hz. Hüseyin’in şehadeti sanki dün yaşanmış gibi taze bir acıyla her köşe başında karşınıza çıkar. Siyah bayraklar ve bitmek bilmeyen ritüellerle Kerbelâ, zamanı bilinçli bir şekilde dondurmuştur. Propagandanın her türlüsünü çok açık bir şekilde bu kentin abartısız her yerinde görebilirsiniz. Gece yarısı hüzün ve matem turizminin örneğini yaşadığımız bu atmosfer uzun süre hafızamdan gitmeyecek.

Aslında bu hafızada, Necef’teki baba ile Kerbelâ’daki oğulun yaşadığı, yazarken bile gözyaşı akıtan ortak kaderleri de saklıdır. Babanın “Keşke ben de yanlarında olabilseydim… Kerbelâ’nın kahr-ı belasında yavrumu korusaydım” feryadı, yıllar boyunca Necef’in sessiz taşlarına, rüzgârına ve insanlarına işlenmiş; her adımda yankılanan bir yas ve özlem hâline gelmiştir.

Bu kentlerde hüzün bireysel bir duygu değil, kolektif bir bilinç hâlidir. Teori kitaplarında okuduğumuz "kimlik inşası" ve "kolektif yas" kavramlarını Kerbelâ’nın o vakur ve yaslı atmosferinde iliklerinize kadar hissedersiniz. Elbette teopolitik kavramının sahada nasıl işlendiğini de yerinde gördüğümü de eklemeyelim. 

Sahada Bir Tanıklık: Türk İmzası ve İnan Beyazgül

Bu seyahatin benim için en anlamlı kısımlarından biri de, Kerbelâ’da hayata geçirdiği nitelikli projelerle Türk bayrağını gururla dalgalandıran değerli dostum İnan Beyazgül ile yaptığımız saha gözlemleriydi. Beş gün boyunca, onun imzasını taşıyan binlerce konuttan, devlet binalarına uzanan geniş bir yelpazedeki projelerin, bu kadim şehirde nasıl güçlü bir karşılık bulduğunu yerinde gördüm.

Beyazgül’ün mütevazi-profesyonel titizliği sadece bir mimari başarı değil, aynı zamanda Türkiye adına sahada hissedilen bir saygınlık göstergesidir. Kendisinin, deprem felaketi sonrası Hatay’da sergilediği o büyük hayırseverlik duruşuyla, Irak’taki bu inşa hamlesi aslında aynı ruhun yansımasıdır: Gittiği yere değer katmak, yaraları sarmak ve kalıcı izler bırakmak. Hep söylerim dünya böylesi insanlar ve yaptıklarıyla güzelleşiyor kendisine çok ama çok teşekkür ediyorum hem ülkem adına hem de insanlık adına. 


Sonuç: Bir Coğrafya, Üç Farklı Zaman

Bağdat, Erbil, Kerbelâ ve Necef… Her biri ayrı bir renk, ayrı bir ritim, ayrı bir duygu ve ayrı bir tarih taşıyan; zamanın, hafızanın ve inancın sahneler arasında akıp gittiği bir sinema filmi gibi bir coğrafya. Bu şehirler, sadece mekânsal birer nokta değil; her biri kendi zamanını, hafızasını ve kolektif bilinçlerini yaşatan canlı varlıklardır.

Beş günlük bu yoğun seyahat bana şunu gösterdi: Irak’ı anlamak için haritalara veya haber bültenlerine bakmak yeterli değildir. Şehirlerin taşıdığı tarihsel yükü, mezhepsel hafızayı, rasyonel düzen ile kolektif yasın nasıl bir arada var olduğunu; ekonomik akıl ile manevi direncin birbirini nasıl dengede tuttuğunu görmek gerekir. Erbil geleceğe, Bağdat geçmişe, Kerbelâ ise sonsuzluğa bakar; Necef’te ise baba ile oğulun kaderi, zamanın ve hafızanın en dokunaklı yankısını bırakır.

Irak, her şehriyle başka bir hafızayı temsil eden, hem yorucu hem de öğretici, çok katmanlı bir coğrafyadır. Bazı şehirler sessizdir ama hızlıdır; bazıları yorgundur ama derindir; bazıları ise hiç ilerlemez, sadece hatırlatır. Ve belki de bu yolculuk, bize en temel gerçeği hatırlatır: Bir şehri anlamak için onun tarihine, zaman algısına ve insanlarının iç dünyasına bakmak gerekir; çünkü gerçek Irak, sadece coğrafyada değil, hafızada ve zamanda yaşamaktadır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU