Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne köklü ailelerin sürekliliği

Dr. Halim Gençoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Bülent Ecevit Osmanlı Sarayında verilen Huzur Derslerinde hocalık ve Süleymaniye Medresesinde müderrislik yapan Mustafa Şükrü Efendi'nin torunudur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemleri arasında, toplumsal elitlerin sürekliliği dikkat çekici bir olgudur. İmparatorluğun bürokratik, askeri ve entelektüel elitleri, Cumhuriyet’in kültürel, siyasi ve sanatsal alanlarında önemli roller üstlenmiştir. Bu süreklilik, yalnızca soy bağları üzerinden değil, aynı zamanda eğitim, kültürel sermaye ve toplumsal ağlar aracılığıyla da kendini göstermektedir. Köklü Osmanlı aileleri, Cumhuriyet döneminde siyasetçi, yazar, sanatçı ve aydın olarak öne çıkan birçok şahsiyetin kökenini oluşturmuştur.

Bu yazımızda, Osmanlı paşa ve elit ailelerinden gelen Cumhuriyet dönemi ünlü kişilere odaklanarak, bu sürekliliği örnekler üzerinden incelemeye çalışacağız. Elimizdeki örnekler, İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte elit tabakanın dönüşümünü ve adaptasyonunu yansıtmaktadır. İncelememiz, tarihsel bağlamı göz önünde bulundurarak, bu ailelerin Cumhuriyet Türkiye’sindeki izlerini takip edecektir.

Osmanlı Elitlerinden Cumhuriyet Aydınlarına

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemleri ile birlikte bürokratik ve askeri elitler modernleşme sürecinin öncüsü olmuşlardır. Sadrazamlar, paşalar ve ulema sınıfı, hem idari hem de entelektüel anlamda etkili konumlara sahip olmuşlardır. 1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra, bu elitlerin bir kısmı tasfiye edilmiş olsa da, birçok aile üyesi yeni rejimin kurumlarında yer almış veya kültürel alanda etkili olmuştur.

Bu süreklilik, kısmen Osmanlı’nın son dönemlerinde yaygınlaşan Batı tarzı eğitim (örneğin Galatasaray Lisesi, Robert Kolej) ve aile ağları sayesinde mümkün olmuştur. Cumhuriyet’in laik ve modernleşme odaklı yapısı, bu ailelerin çocuk ve torunlarının siyaset, sanat ve edebiyat alanlarında yükselişini kolaylaştırmıştır. Aşağıda, seçkin örnekler üzerinden bu olguyu ortaya koymaya çalışacağız.

Kıbrıslı Mehmet Kâmil Paşa Ailesi ve Zeki Alasya

Kıbrıslı Mehmet Kâmil Paşa (1833-1913), Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde dört kez sadrazamlık yapmış önemli bir devlet adamıdır. Sultan II. Abdülhamid ve V. Mehmed Reşad dönemlerinde görev alan Paşa, İmparatorluk’un çöküş sürecinde etkili roller üstlenmiştir.

Paşa’nın yeğeni olan Zeki Alasya (1943-2015), Cumhuriyet dönemi Türk tiyatro ve sinema sanatının önde gelen isimlerinden biridir. Metin Akpınar ile birlikte kurduğu Devekuşu Kabare Tiyatrosu, Türk mizah anlayışının gelişimine katkı sağlamıştır. Alasya’nın kökeni, Osmanlı elitlerinin kültürel alana geçişinin tipik bir örneğidir.

Nasuhzade Ali Paşa Ailesi ve Nasuh Mahruki

Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa (ö. 1822), Sultan II. Mahmud döneminde Osmanlı donanmasının komutanı olarak görev yapmış ve Yunan İsyanı sırasında şehit düşmüştür. Paşa’nın ailesi, “Mahruki” soyadını, ateş gemisi saldırısında yanarak şehit olmasından almıştır.

Paşa’nın beşinci veya altıncı kuşak torunu olan Nasuh Mahruki (1968-), Türkiye’nin en tanınmış dağcılarındandır. Everest’e tırmanan ilk Türk ve Müslüman dağcı olan Mahruki, aynı zamanda AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin kurucusudur. Bu örnek, askeri elit kökenlerin modern dönemde macera ve sivil toplum alanına dönüşümünü göstermektedir.

Mustafa Celaleddin Paşa Ailesi ve Nazım Hikmet

Mustafa Celaleddin Paşa (1826-1876), aslen Polonyalı Konstantin Borzecki olup, 1848 Devrimleri sonrası Osmanlı’ya sığınmış ve Müslüman olmuştur. Osmanlı ordusunda general rütbesine yükselmiş, Türkçülük fikirlerinin erken savunucularından biri olarak tanınmıştır.

Paşa’nın torunu Nazım Hikmet Ran (1902-1963), 20. yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimlerinden biridir. Komünist görüşleri nedeniyle uzun yıllar hapis ve sürgün hayatı yaşayan Nazım, evrensel insanlık temalarını işleyen eserleriyle dünya edebiyatında yer edinmiştir. Bu bağlantı, Osmanlı’nın çokuluslu yapısından gelen elitlerin Cumhuriyet’te ideolojik çeşitliliğini yansıtmaktadır.

Tavdgiridze Ailesi ve Haldun Taner

Gürcü asıllı Tavdgiridze (sonradan Taner) ailesi, Osmanlı-Rus savaşları sırasında İmparatorluk topraklarına göç etmiştir. Ailenin bir üyesi olan Ahmed Selahaddin Bey, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda üye olarak görev yapmıştır.

Torunu Haldun Taner (1915-1986), Türk öykücülüğünün ve tiyatronun öncülerinden biridir. Epik tiyatro anlayışını Türkiye’ye taşıyan Taner, “Keşanlı Ali Destanı” gibi eserleriyle toplumsal eleştiri geleneğini sürdürmüştür.

Mustafa Şükrü Efendi Ailesi ve Bülent Ecevit

Mustafa Şükrü Efendi (ö. 1924), Osmanlı sarayında Huzur Dersleri hocalığı ve Süleymaniye Medresesi’nde müderrislik yapmış bir âlimdir. Çin’e nasihat heyetiyle gönderildiği için “Çinli Hoca” lakabını almıştır.

Torunu Bülent Ecevit (1925-2006), Türkiye Cumhuriyeti’nin dört kez başbakanlık yapmış önemli bir siyasetçisidir. Sosyal demokrat çizgisi ve şiirleriyle tanınan Ecevit, Cumhuriyet’in siyasi elitlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Ayrıca Ecevit’in anne tarafından büyük dedesi Hacı Emin Paşa, Osmanlı döneminde Hicaz bölgesinde  önemli bir dini görevde bulunmuştu. Ecevit, 1990’larda Suudi Arabistan’ın el koyduğu arazi için dava açtı ve 2005’te kazandı. Ardından bu araziyi Türk hacıların kullanımı için Diyanet Vakfı’na bağışladı. Kişisel kazanç elde etmeden halka bıraktı.

Hüseyin Hüsnü Paşa Ailesi ve Mehmet Ali Aybar

Hüseyin Hüsnü Paşa, II. Meşrutiyet döneminde Hareket Ordusu’nun kumandanlarından biri olarak 31 Mart Olayı’nın bastırılmasında rol oynamıştır.

Torunu Mehmet Ali Aybar (1908-1995), Türkiye sosyalist hareketinin önemli liderlerindendir. Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanlığını yapmış, uluslararası hukuk alanında da çalışmalar yürütmüştür.

sd

Ortada Trablusgarp valisi Ferik Hüseyin Hüsnü Paşa, Şerif Kınaye Efendi, Kaymakam Celal bey, Yüzbaşı Hayri Efendi, Sabri Efendi, Şeyh Ahmet Kalyon Efendi ve daha niceleri..

 

Şakir Paşa Ailesi ve Sanat Alanındaki Torunları

Şakir Paşa (1854-1912), Osmanlı’nın son dönemlerinde valilik ve elçilik yapmış bir devlet adamıdır. Ağabeyi Ahmed Cevad Paşa, II. Abdülhamid devri sadrazamıdır. Aile, Cumhuriyet döneminde sanat dünyasının en üretken ailelerinden biri haline gelmiştir.

Torunları arasında Halikarnas Balıkçısı lakaplı Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-1973), ressam Fahrünnisa Zeyd (1901-1991), seramik sanatçısı Füreya Koral (1910-1997) ve gravürcü Aliye Berger (1903-1974) bulunmaktadır. Bu aile, Osmanlı elitlerinin kültürel sermayesinin Cumhuriyet’te sanata dönüşümünün en çarpıcı örneğidir.

Ahmet Cevdet Paşa Ailesi ve Münir Özkul Bağlantısı

Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895), Tanzimat dönemi’nin önemli hukukçu, tarihçi ve devlet adamıdır. Kızı Fatma Aliye Hanım, Türkiye’nin ilk kadın romancısıdır.

Paşa’nın torunu Nimet Selen’in kızı Suna Selen, ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Münir Özkul’un (1925-2018) eski eşidir. Özkul, Türk sinemasının “Hababam Sınıfı” serisiyle özdeşleşen ikonik oyuncusudur.

Cemal Paşa Ailesi ve Hasan Cemal

Ahmet Cemal Paşa (1872-1922), İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen liderlerinden biri ve Birinci Dünya Savaşı döneminde önemli komutanlardandır.

Torunu Hasan Cemal (1944-), Türkiye’nin tanınmış gazetecilerinden biridir. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmış, otobiyografik eserleriyle dikkat çekmiştir.

Barış Manço ve Ailesi

Barış Manço Karamanoğulları ailesinin önemli bir kolundan gelmektedir. Ataları Fatih’in Balkanları İslamlaştırmak için Batı hudutlarına yerleştirdiği Karamanço ailesidir.

Onun fincan şarkısında geçen dedesi Abdi Bey, 1870’lerde Yugoslavya’da isyan çıkınca Türkiye’ye göçen Osmanlı münevverlerinden biriydi.

Soyadı kanunu gereği eski beylikleri anımsatan soyisimler alınamadığı için Karamanço ailesi Karaman’ı atıp Manço soyismini almıştı. Zeki Müren’in ses eğitim hocası Barış Manço’nun annesi Rikkat hanım idi. Bahsettiğimiz Eski Bir Fincan şarkısı, ailenin 1930’ların İstanbul’undaki konak yaşantısını anlatır. Ataları, Cem Sultan’dan Balkanlar’a uzanan ve müziğine de yansımış asil bir geçmişin izlerini taşıyor.

Tarkan Tevetoğlu ve Kökenleri

Son olarak burada bahsedeceğimiz pop müzik sanatçısı Tarkan’ın Rizeli ailesinden Türkiye tarihine damga vuran iki önemli isim vardır.

İstiklal Harbi subayı dedesi Dursun Kaptan ve turancılıktan yargılanan büyük amcası Dr. Fethi Tevetoğlu. Tevetzade Dursun Kaptan Teşkilat-ı Mahsusa üyesi ve Kurtuluş Savaşı kahramanıydı.

Milli Mücadele yıllarında en bilinen rolü, Alemdar Gemisi olayında, Trabzon’dan silah ve cephane taşıyan gemi, Ereğli açıklarında Fransız işgal kuvvetleri tarafından ele geçirilmeye çalışılınca 1921’de Dursun Kaptan tarafından kurtarılmıştı. Osmanlı belgelerinde Rize kazasına tabi Baş köyünde cami yaptıran Tevetoğlu Hacı Mehmed diye adı geçen Rizeli münevver Tarkan’ın 4.kuşaktan büyük dedesi idi. Büyük amcası Dr. Fethi Tevetoğlu ise yazar ve Türk milliyetçisi olup 1944 yılında Turancılık Davası’nda tutuklanmıştı. Fethi Bey, Atsız’ın yakın dostu olup Atatürk’le Samsun’a çıkanlar kitabını yazdı. Şair M. Akif’in cenazesini kaldırtan Cumhuriyet dönemi Türkçülüğünün önemli ismidir. Özetle Tarkan Tevetoğlu da yukarıda bahsettiğimiz vatansever ailelerin birinden geliyor.

Sonuç

Osmanlı İmparatorluğu’nun köklü aileleri, Cumhuriyet döneminde siyasetten sanata, edebiyattan sivil topluma kadar geniş bir yelpazede etkili olmuştur. Bu örnekler, elit sürekliliğinin yalnızca soy bağlarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda kültürel ve entelektüel mirasın aktarımıyla şekillendiğini göstermektedir. İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş, bu aileler için bir kopuş değil, dönüşüm süreci olarak değerlendirilebilir.

Bu süreklilik, Türkiye’nin modernleşme tarihinin karmaşıklığını yansıtmaktadır. Geçmişin elitleri, yeni rejimin yapı taşlarından biri haline gelmiştir. Burada belki dikkat çeken en önemli husus gerçek Osmanlı ailelerinden gelen bu münevverlerin günümüz siyasi çevrelerinde pompalanan Osmanlıcılık duruşuna son derece uzak olmaları ve hatta seküler dünya görüşünü benimsemiş olmalarıdır. Öyleki; Ertuğrul Osman’ın röportajları, Osman Mayatepek gibi isimlere bakıldığında Osmanlı hanedan üyelerinin Cumhuriyet sonrası sürgünde seküler bir yaşam sürmüş olması bu gözlemi destekleyen tarihî bir arka plan sağlar. Hakikaten son halifelerin torunları veya hanedan üyeleri gibi Osmanlı hanedanının günümüzdeki temsilcilerinin genellikle laik, Batı tarzı yaşamı benimsemiş olduklarına işaret ediyor. Bu, günümüz Osmanlıcılığının biraz törpülenerek daha çok muhafazakâr-dini bir yorumuna sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU