Almanya'nın askerî yükselişi Avrupa'yı endişelendiriyor mu?

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Berlin'in savunma harcamalarını üçe katlaması ve Avrupa'nın en güçlü ordusunu kurma hedefi, kıtada karışık duygular uyandırıyor. Tarihsel travmalardan ziyade güç dengesi, endüstriyel rekabet ve liderlik tartışmaları ön plana çıkıyor.

Avrupa kıtası, son iki yüzyılın en büyük askerî dönüşümlerinden birinin eşiğinde. Almanya, 2026 yılı savunma bütçesini 108 milyar Euro'ya çıkararak Birleşik Krallık ve Fransa'yı geride bıraktı. Friedrich Merz liderliğindeki hükümet, 2029'a kadar GSYİH'nın yüzde 3,5'ini savunmaya ayırmayı ve "Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusunu" kurmayı hedefliyor. Peki bu devasa askerî yükseliş, Avrupa başkentlerinde nasıl karşılanıyor?

Tarihsel Korkular mı, Stratejik Hesaplar mı?

Almanya'nın yeniden silahlanmasına dair tartışmalarda ilk akla gelen, 20. yüzyılın iki büyük savaşının gölgesi. Ancak 2026'da Avrupa'nın endişeleri, Wehrmacht'ın hayaletlerinden ziyade çok daha pragmatik konulara odaklanıyor: Kim bu devasa askerî gücü kontrol edecek? Alman silahlanması Avrupa savunma sanayisini mi güçlendirecek yoksa Amerikan silah şirketlerini mi besleyecek? Berlin'in artan etkisi, kıtanın güvenlik mimarisini daha mı eşitlikçi, yoksa daha mı hiyerarşik hale getirecek?

Rusya'nın Ukrayna'daki saldırganlığı ve ABD'nin Avrupa'dan stratejik geri çekilişi, Almanya'yı "stratejik çekingenlik" politikasından vazgeçmeye zorladı. "Zeitenwende" (Dönüm Noktası) olarak adlandırılan bu süreç, artık sadece bir söylem değil. Leopard 2A8 tankları, F-35 savaş uçakları, Patriot füze sistemleri ve Litvanya'da konuşlandırılan 45. Zırhlı Tugay gibi somut adımlarla hayata geçiriliyor.

Fransa: Stratejik Ortaktan Rakibe

Paris için Alman askerî yükselişi, derin bir ikilem yaratıyor. Bir yandan Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmak elzem görülürken, diğer yandan Almanya'nın bu gücü nasıl kullanacağı büyük endişe kaynağı. Fransa'nın en büyük şikâyeti, Berlin'in savunma bütçesinin büyük kısmını Amerikan ve İsrailli sistemlere (F-35, Patriot, Arrow 3) harcaması. Paris'e göre bu, Avrupa'nın "stratejik özerklik" idealine ihanet anlamına geliyor.

Almanya liderliğindeki Avrupa Gök Kalkanı Girişimi (ESSI), 21 ülkenin iştirakiyle hızlı bir şekilde ilerlerken, Fransa'nın kendi SAMP/T hava savunma sistemi dışlanıyor. Fransız yetkililer bunu "Avrupa parasıyla Amerikan sanayisini finanse etmek" olarak nitelendiriyor. İki ülke arasında onlarca yıldır süren savunma iş birliği projeleri; Geleceğin Savaş Uçağı (FCAS) ve Ana Kara Muharebe Sistemi (MGCS-Ağ merkezli Savaş Sistemi) derin bir kriz içinde. Almanya'nın acil ihtiyaçlarını karşılamak için ara çözümlere yönelmesi, bu uzun vadeli ortak projelerin geleceğini tehlikeye atıyor.

Daha da önemlisi, güç dengesi Berlin lehine kayıyor. Fransa'nın nükleer caydırıcılık ve küresel askerî varlığa dayalı liderliği, Almanya'nın devasa konvansiyonel gücü karşısında görece küçük kalıyor. İki ülke arasındaki ilişki artık "eşit ortaklık"tan ziyade, bir tür pazarlığa dönüşüyor: Fransız nükleer şemsiyesi karşılığında Alman finansmanı.

Polonya: Güvenlik İhtiyacı ve Tarihsel Güvensizlik

Polonya için Alman askerî varlığı varoluşsal bir zorunluluk, ama aynı zamanda iç siyasette "saatli bomba" niteliğinde. Varşova, Rusya tehdidine karşı Berlin'den daha fazla asker, daha fazla tank ve Doğu Kalkanı için daha fazla finansal destek talep ediyor. Almanya ile 2026'da imzalanacak yeni güvenlik anlaşması, iki ülkeyi Avrupa'nın "askerî ağır sıkletleri" olarak bir araya getiriyor.

Ancak Polonya halkının Almanlara duyduğu sempati rekor düzeyde düşük—yüzde 33. İkinci Dünya Savaşı tazminatları, Alman ekonomik hegemonyası ve tarihsel travmalar, Berlin ile yapılacak derin askerî iş birliklerini riskli hale getiriyor. Donald Tusk hükümeti, bir yandan güvenlik ihtiyacı nedeniyle Almanya'ya yaklaşırken, diğer yandan milliyetçi muhalefetten gelecek "Almanya'ya teslim oldunuz" eleştirilerinden çekiniyor.

Baltık Ülkeleri: Kayıtsız Şartsız Destek

Litvanya, Letonya ve Estonya, Alman askerî varlığını en güçlü destekleyen ülkeler. Litvanya'da kalıcı olarak konuşlanan Alman 45. Zırhlı Tugayı, bölge için Rus tehdidine karşı somut bir güvence. Baltık başkentleri için mesele basit: Almanya'nın askerî gücü, varoluşlarının garantisi.

Tarihsel korkular burada ikinci planda. Baltık ülkeleri, 20. yüzyılda Sovyet işgaline maruz kalmış ülkeler olarak, en büyük tehdidi doğudan görüyor. Berlin'in liderliğindeki NATO doğu kanadı güçlendirmesi, bu ülkeler için tam da ihtiyaç duydukları şey.

"Modern Alman Sorusu" ve Güç Dengesinin Kayması

Avrupa'da yeni bir "Alman Sorusu" doğuyor, bu açık. Bu soru, sadece Almanya'nın ekonomik değil, aynı zamanda askerî olarak da kıtanın merkezine yerleşmesinin yarattığı belirsizliklerle ilgili. ABD'nin Avrupa'dan stratejik çekilişi, Berlin'i bu boşluğu doldurmaya zorluyor. Ancak Almanya'nın bu liderliği nasıl kullanacağı büyük tartışma konusu.

Almanya'nın yükselişi, Avrupa NATO'sunun "merkez" (Almanya, Fransa, İngiltere) ve "çevre" (Polonya, Baltık ülkeleri, Kuzey Avrupa) olarak kutuplaşması riskini taşıyor. (Bu konuyu ayrıca yazacağım.) Doğu Avrupa ülkeleri, Berlin'in Rusya ve Çin ile olan ekonomik çıkarlarının güvenlik taahhütlerinin önüne geçmesinden endişe ediyor. Özellikle Alman endüstrisinin Çin pazarına derin bağımlılığı, olası bir kriz anında Berlin'in "Transatlantik dayanışma" yerine "ekonomik bekasını" önceleyebileceği korkusunu besliyor.

Avrupa Savunma Özerkliği: Birlik mi, Bölünme mi?

Almanya'nın askerî güçlenmesi, AB'nin "stratejik özerklik" hedefini iki zıt yönde etkiliyor. Bir yandan kıtanın savunma kapasitesini artırıyor, diğer yandan bu gücün nasıl ve kime karşı kullanılacağı konusundaki vizyon ayrılıklarını derinleştiriyor.

Rheinmetall ve KNDS gibi Alman savunma devlerinin başarısı, Avrupa savunma piyasasında fiili bir Alman standartlaşması yaratıyor. Bu durum operasyonel uyumu artırsa da Fransız ve İtalyan sanayilerinin dışlanması riskini beraberinde getiriyor. "Stratejik özerklik" kavramı, "Alman liderliğinde özerklik" haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Sonuç: Yeni Dengeler Arayışı

2026 yılı itibarıyla, Almanya'nın askerî yükselişi artık bir ihtimal değil, Avrupa güvenlik mimarisinin temel gerçeği. Bu durumun yarattığı endişeler, klasik anlamda bir "Alman militarizmi" korkusundan ziyade, güç paylaşımı, endüstriyel rekabet ve Transatlantik ilişkilerin geleceği üzerine yoğunlaşıyor.

Avrupa'nın gelecekteki güvenliği, Almanya'nın bu büyük askeri gücü "sorumlu ve kapsayıcı" bir liderlik anlayışıyla nasıl kullanacağına bağlı. Eğer Berlin, Fransız stratejik vizyonu ve Doğu Avrupa'nın güvenlik hassasiyetleriyle uyumlu hareket edebilirse, Avrupa gerçekten "kendi ayakları üzerinde duran" bir güç olabilir. Aksi takdirde, kıta sadece daha iyi silahlanmış değil, aynı zamanda daha derin bölünmüş bir yer haline gelebilir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU