ABD Kara Harp Okulu’nun bir yayını olan Modern Savaş Enstitüsü’de, Raphael Parens ve Christopher M. Faulkner imzasıyla yayınlanan bir makale, muharebe sahalarında “paralı askerlik”in tekrar başlayabileceğine dair ufuk açıcı bir analiz sunuyor. Yazarlar, Rusya-Ukrayna harbi esnasında yetişen, tecrübe kazanan askerlerin savaştan sonra çeşitli bölgelerde iş bulabileceğini iddia ediyor. Bu doğru olabilir.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Avrupa güvenlik mimarisinde derin bir sarsıntı yarattı. Ancak bu savaşın etkileri yalnızca sınırlar, ittifaklar ya da caydırıcılık dengeleriyle sınırlı kalmadı. Ukrayna sahası, modern savaşın nasıl icra edileceğine dair bir laboratuvar işlevi gördü ve bu laboratuvarda ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri, savaşın insan kaynağının dönüşümü oldu.
Sahada insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, uydu bağlantılı istihbarat ağları ve yazılım temelli hedefleme süreçleri belirleyici rol oynadı. Bu tablo, savaşın giderek daha fazla teknik bilgiye ve uzmanlığa dayandığını gösterdi. Cephede başarı, ateş gücü kadar veri yönetimi, sistem entegrasyonu ve hızlı karar alma kapasitesiyle de ilişkilendi.
Bu dönüşüm, savaşın görünmeyen bir çıktısını beraberinde getirdi: yüksek nitelikli, teknik olarak donanımlı bir insan kaynağı. Drone operatörleri, bakım ve entegrasyon uzmanları, yazılım ve veri analistleri, çatışma sırasında edindikleri tecrübeyi taşınabilir bir mesleki birikime dönüştürdü. Bu birikim, belirli bir ordunun envanteriyle sınırlı kalmayan, farklı coğrafyalarda talep görebilecek nitelikler taşıyor.
Tarihsel olarak bakıldığında, savaş deneyiminin farklı coğrafyalarda istihdam edilmesi yeni bir olgu değil. Soğuk Savaş sonrasında Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya’da benzer örnekler görüldü. Ancak Ukrayna savaşı, bu süreci daha farklı bir düzleme taşıdı. Ortaya çıkan profil, klasik anlamda muharip askerden çok, karmaşık teknolojik sistemleri yöneten uzmanlardan oluşuyor.
Bu yeni tablo, savaş gücünün piyasalaşmasına ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getiriyor. Artık mesele, silahlı birliklerin doğrudan kiralanmasından çok, teknik kapasitenin ve operasyonel bilginin dolaşıma girmesi. Devletlerin doğrudan askeri angajmandan kaçındığı, etkilerini daha dolaylı araçlarla göstermeyi tercih ettiği bir ortamda, bu tür uzmanlıklar giderek daha fazla önem kazanıyor.
Dronlar bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Ukrayna sahasında kullanılan sistemler, tek başına platform olarak değil; onları ayakta tutan eğitim, yazılım, bakım ve istihbarat süreçleriyle birlikte değerlendiriliyor. Bu da drone kullanımının kısa süreli bir eğitimle edinilebilecek basit bir beceri olmadığını ortaya koyuyor. Operasyonel etkinlik, sahadaki taktik deneyimle teknik bilgi arasındaki uyuma bağlı hale geliyor.
Bu gelişmeler, savaş sonrası döneme ilişkin belirsizlikleri de artırıyor. Çatışmalar sona erdiğinde, Ukrayna’da yetişmiş ve ciddi bir tecrübe birikimine sahip binlerce uzman için yeni bir safha başlayacak. Bir kısmı sivil hayata geçecek, bir kısmı kendi ülkelerinin güvenlik yapıları içinde kalacak. Ancak bu uzmanlığın uluslararası ölçekte dolaşıma girmesi de ihtimal dahilinde.
Böyle bir süreç, özellikle güvenlik kapasitesi sınırlı bölgelerde yeni dinamikler yaratabilir. Teknik bilgiye sahip küçük ekiplerin, yerel güç dengeleri üzerinde orantısız etki üretme potansiyeli bulunuyor. Bu nedenle, teknik uzmanlığın kontrolsüz biçimde yayılması, yalnızca askeri değil, siyasi ve hukuki sonuçlar da doğurabilir.
Bu küresel dönüşüm, Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye, son yıllarda insansız hava araçları alanında geliştirdiği platformlar ve bu platformların sahadaki performansıyla uluslararası alanda görünür bir aktör haline geldi. Bu süreç, Türkiye’nin savunma sanayiinin teknoloji, üretim ve operasyonel tecrübe açısından belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığını gösteriyor.
Ancak Ukrayna savaşı sonrasında ortaya çıkabilecek uzmanlık havuzu, Türkiye açısından yeni soruları da beraberinde getiriyor. Türk menşeli sistemlerin farklı coğrafyalarda kullanım tecrübesine sahip personel tarafından öğretilmesi veya desteklenmesi ihtimali, teknik açıdan mümkün görünüyor. Özellikle Ukrayna’da bu sistemlerle sahada görev yapmış personelin, üçüncü ülkelerde eğitim veya danışmanlık faaliyetlerinde yer alması senaryo dışı değil.
Bu tür bir gelişme, Türkiye’nin savunma sanayiinin etki alanını dolaylı biçimde genişletebilir. Türk yapımı platformların kullanım bilgisinin, Türkiye dışındaki aktörler aracılığıyla yayılması, bir yandan bu sistemlerin bilinirliğini ve standardizasyonunu artırabilir. Öte yandan, bu sürecin Ankara’nın doğrudan kontrolü dışında gelişmesi, dikkatli bir denge yönetimini gerekli kılar.
Burada belirleyici olan, bu tür teknik bilgi aktarımının nasıl bir çerçevede gerçekleşeceği. Eğitim, bakım ve operasyonel danışmanlık faaliyetlerinin şeffaf, izlenebilir ve devletler arası ilişkilerle uyumlu bir zeminde yürütülmesi, olası riskleri sınırlayabilir. Aksi halde, teknik uzmanlığın dağınık biçimde dolaşıma girmesi, öngörülmesi güç sonuçlar doğurabilir.
Türkiye açısından bir diğer önemli husus, bu teknik kapasitenin uzun vadede nasıl konumlandırılacağı. İnsansız sistemler alanında elde edilen birikim, yalnızca kısa vadeli ticari veya operasyonel kazançlar üzerinden değil, daha geniş bir stratejik perspektifle ele alındığında anlam kazanıyor. Eğitim, doktrin geliştirme ve uluslararası iş birliği alanlarında kurulacak dengeli ilişkiler, bu kapasitenin sürdürülebilirliğini artırabilir.
Sonuç olarak Ukrayna savaşı, modern savaşın yalnızca cephede değil, savaş sonrasında da etkisini sürdüren bir dönüşüm yarattığını gösteriyor. Teknik uzmanlık, yeni dönemin en değerli askeri sermayelerinden biri haline gelirken, bu sermayenin nasıl yönetileceği giderek daha önemli bir soruya dönüşüyor.
Türkiye için mesele, bu dönüşümün dışında kalmak değil; ortaya çıkan yeni dengeyi dikkatle okuyarak, teknik kapasiteyi kontrollü ve öngörülebilir biçimde değerlendirebilmek. Ukrayna sonrası dönemde güç piyasasının alacağı şekil, bu dengeyi kurabilen aktörler için yeni fırsatlar kadar yeni sorumluluklar da yaratacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish