Donald Trump’ın siyasal ve diplomatik üslubu, Batı’da çoğu zaman “öngörülemezlik”, “kuralsızlık” ya da “kişisel kapris” gibi kavramlarla açıklanıyor. Oysa Trump’ın iş dünyasından siyasete taşıdığı “Anlaşma Sanatı” yaklaşımı, Amerikan kapitalizminin sert bir versiyonu yerine, daha geniş bir stratejik davranış kalıbı içinde de okunabilir. Bu kalıp, kadim Çin stratejik düşüncesiyle yan yana getirildiğinde, Trump döneminde ABD dış politikasında görülen bazı çelişkili hamleleri daha anlaşılır kılıyor.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Trump gerçekten Sun Tzu okuyor mu, yoksa benzer taktikler farklı yollardan mı ortaya çıkıyor? Tarih boyunca saldırgan iş insanları ve otoriter liderler, birbirlerinden habersiz biçimde benzer davranış kalıpları sergiledi. Belki de burada gördüğümüz şey, kadim bir bilgelikten çok, güce erişen aktörlerin paylaştığı evrensel bir psikoloji.
Hile, belirsizlik ve algı yönetimi
Kadim Çin düşüncesinde “hile” ya da daha doğru ifadeyle stratejem, Batı’daki gibi ahlaki bir sapma olarak görülmez. Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nda ünlü ifadesi nettir: “Savaş aldatmaya dayanır.” Buradaki aldatma, basit bir yalandan ziyade; karşı tarafın algısını yönetme, onu yanlış varsayımlarla hareket etmeye zorlama sanatıdır.
Trump’ın müzakere tarzı bu çerçeveye kısmen oturuyor. Maksimalist taleplerle masaya oturmak, sert söylemlerle baskı kurmak, ardından geri adım atarak “uzlaşmacı” görünmek, klasik Batı diplomasisinin çizgisel mantığıyla örtüşmüyor. Çin stratejik geleneğinde ise bu, “olağan” ve “olağandışı” hamlelerin birlikte kullanılmasıdır. Sertlik dikkatleri belli bir noktaya kilitler; beklenmedik geri çekilme ise rakibin hesaplarını bozar.
Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir: Çin stratejisinde bu hamleler genellikle uzun vadeli bir bütünün parçasıdır. Trump’ta ise aynı kalıp bazen bilinçli bir taktik, bazen de anlık bir refleks izlenimi veriyor.
Güç gösterisi mi, belirsizlik üretimi mi?
Trump döneminde ABD dış politikasının en belirgin özelliklerinden biri, aşırı güç vurgusu ile belirsizliğin eşzamanlı kullanılması. NATO müttefiklerine yönelik sert çıkışlar, ticaret savaşları, İran ve Kuzey Kore dosyalarındaki zikzaklar bu yaklaşımın örnekleri. Eleştirmenler bunu çoğu zaman stratejisizlik ya da kurumsal aklın tasfiyesi olarak yorumladı.
Kadim Çin stratejik düşüncesi ise benzer davranışları farklı bir yerden okur. Sun Tzu der ki: “Düşman hazır olduğunda kaç, güçlü olduğunda rahatsız et.” Trump’ın Avrupa’yı sürekli savunma harcamaları üzerinden zorlaması, bu ilkeyi andırıyor. Güvenlik kaygılarının zirvede olduğu bir dönemde, müttefikleri rahatsız ederek pazarlık alanını genişletiyor.
Yine de önemli bir fark var: Çin geleneğinde belirsizlik kontrollü bir araçtır. Trump’ın yarattığı belirsizlik ise çoğu zaman müttefikler açısından öngörülemezlik ve güvensizlik üretiyor.
Ticaret savaşı ve “kazanın altındaki odun”
Trump’ın Çin ile başlattığı ticaret savaşı, kadim stratejemler açısından sıkça “kazanın altındaki odunu çekmek” metaforuyla açıklanır. Amaç, sorunun görünen yüzüyle değil, onu besleyen kaynakla ilgilenmektir. Trump yönetimi de Çin’i doğrudan askerî bir cephede zorlamak yerine, teknoloji transferi, tedarik zincirleri ve ticaret dengeleri üzerinden baskı kurmayı seçti.
Bu yaklaşım, yüzeyde kaotik görünse de Çin’in uzun vadeli güç birikimini hedefleyen dolaylı bir strateji olarak okunabilir. İlginç olan, Pekin’in bu hamleleri irrasyonel değil, kendi stratejik mirasına aşina bir dil üzerinden yorumlaması. Ancak sonuçlar tartışmalı kaldı: Çin tamamen zayıflamadı, aksine alternatif pazarlar ve teknolojik özerklik arayışını hızlandırdı.
Kuralsızlık mı, kuralın yeniden yazımı mı?
Batı diplomasisi uzun süredir normlar, kurumlar ve öngörülebilirlik üzerine inşa edilmişti. Trump’ın Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi, İran nükleer anlaşmasını feshetmesi ya da NAFTA’yı yeniden müzakereye açması, bu düzeni zorladı. Çin stratejik kültüründe ise kurallar mutlak değildir; Mencius’un quan kavramında olduğu gibi, koşullara göre geçici sapmalar meşru görülebilir.
Ancak burada da bir nüans var. Çin felsefesinde stratejik esneklik, nihai düzenin korunması için kullanılır. Trump’ın hamleleri ise çoğu zaman düzenin kendisini aşındıran bir etki yarattı.
Etik fark: Zaferden sonra ne olur?
Sun Tzu geleneğinde zaferin ardından ölçülülük ve geri çekilme önemlidir. Zafer, yeni düşmanlıklar yaratmamalıdır. Trump’ın tarzında ise zaferden sonra gelen şey çoğu zaman geri çekilme değil, daha yüksek sesle ilan edilen bir üstünlük söylemi oldu. Bu fark, benzer taktiklerin neden farklı sonuçlar ürettiğini de açıklıyor.
Sonuç: Strateji mi, kaos mu?
Trump’ın iş dünyasındaki hamleleri ile jeopolitik davranışları arasında belirgin benzerlikler var. Kadim Çin stratejik düşüncesi, bu davranışları anlamak için yararlı bir mercek sunuyor. Ancak bu mercek, Trump’ı tutarlı bir stratejist olarak yüceltmek için değil, davranış kalıplarının neden bazı durumlarda işe yarayıp bazılarında geri teptiğini görmek için kullanılmalı.
Bugün asıl soru şu: Bu tarz bir “belirsizlik stratejisi”, ABD’nin müttefiklerine güven verir mi, yoksa onları alternatif arayışlara mı iter? Kuralları sürekli yeniden yazan bir güç, uzun vadede düzen kurucu olmaya devam edebilir mi?
Trump dönemi, bu sorulara net cevaplar vermedi. Ama şunu gösterdi: Strateji ile içgüdü arasındaki çizgi bulanıklaştığında, ortaya çıkan sonuç yalnızca rakipleri değil, sistemi de dönüştürür.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish