Batı medeniyeti: Madalyonun iki yüzü!

Vahap Uluç Independent Türkçe için yazdı

 

Belçika'da Kral 2. Leopold döneminde sömürgecilik faaliyetlerine katılan General Storms'un büstü kırmızıya boyanmıştı. Fotoğraf: Dursun Aydemir/AA

Batı medeniyeti, dünyada üzerinde en çok tartışma yürütülen medeniyet olsa gerek.

Batı ülkelerinin özellikle Avrupalı olmayan ülkelere ve insanlara yönelik bazı tutumları Batı medeniyetine karşı olumsuz bir tutumun yerleşmesine sebep oldu.

Şu gerçeği iyi bilmeliyiz ki Batı, son kertede, sahip olduğu medeniyeti kendi insanı için kurdu. Onun için de kendi çıkarları söz konusu olduğunda evrensel kabul ettiği değerleri bir kenara koyabilmektedir. 

İnsanlar Batı'nın bu tavrından hareketle Batı medeniyetini bir bütün olarak mahkum etmektedir.

Bu tutum bir yere kadar anlaşılabilir iken bugün gerçekliğe dayanan bir tutumun çok ötesine geçerek, bütünüyle bir önyargıya dönüşmüş durumda.

Batı medeniyeti objektif değerlendirilecekse onun olumsuz ve olumlu taraflarını birlikte görmek gerekir.

Spiens ve Homo Deus’un yazarı Harari’nin dediği gibi Batı medeniyeti aslında madalyonun iki yüzü gibidir.

Evet, olumsuz yönü ile bakılacaksa Batı kuşkusuz sömürgeci bir güçtür. 

Ve bu anlamda Batı’nın iğrenç bir yüzü var!

Avrupa’da 1750’de başlayan sanayi devrimi ile seri üretim yapan fabrikalar iki şeye ihtiyaç duymaktaydı:

Biri, demir, çelik ve kömür gibi doğal madenlere,

diğeri de bu üretimi yapacak iş gücüne.

Batı’nın iştahını kabartan ve daha önce tarihin hiç bir döneminde rastlanmayan seri üretim ve bunun beraberinde getirdiği muazzam zenginlik Avrupalı’nın gözünü karartacak şekilde onu kaynak aramaya ve iş gücü bulmaya itti.

Batı medeniyeti şu an sahip olduğu ekonomik refahı önemli ölçüde sömürgeleştirdiği Asya ve Afrika ülkelerinden kendi ülkelerine aktardığı kaynaklara (demir, kömür, çelik, altın, petrol vb.) borçlu.

Batı’nın sömürgeleştirme hareketi ve buna eşlik eden kölecilik anlayışı sayısız trajik hikayenin konusudur.

Kunta Kinte, bu trajedinin sembol hikayesidir.

Afrika’dan Amerika kıtasına yaklaşık 12 milyon insan kölelik hizmetleri için taşındı. Bunların bir kısmı daha yeni kıtaya varmadan taşındıkları gemilerde hayatını kaybetti.

Fabrikalarda 10-12 yaşlarındaki çocuklar 13-14 saat çalıştırılmakta idi. Birçok insan kötü çalışma koşullarından dolayı yaşamını yitirdi.

Sadece insanlar değil hayvanlar da bu derin sömürünün bir parçası haline geldi.

Binlerce köpekbalığı sadece yağı için öldürüldü!

Sayısız sayıda fil özellikle bilardo topu ve piyano tuşlarında kullanılan  dişleri için yok edildi!

Irkçılık ve soykırım gibi düşünceler Batı medeniyetinin ürettiği değerler.

Hitler, 6 milyon - dile kolay - Yahudi’yi soykırıma uğratırken hiç vicdan azabı çekmedi ve hayıflandığı tek şey bütün Yahudileri yok etmemiş olmasıydı.

Ancak Hitler bunu tek başına yapmadı, kendisine inanmış milyonlarca insan ile birlikte yaptı.

Bugün herkesin gözü önünde Gazze’de çocuklar göstere göstere açlığa mahkum edilmekte ve bu, maalesef Batı’nın desteği ile olmakta.

UNICEF ( Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu)’e göre Gazze’de - bırakınız yetişkin insanları - şu ana kadar 50 bine yakın çocuk ya öldü ya da yaralandı.

Trump’ın bugünkü tutumu yüz yıl öncesinde kaldığı düşünülen o ruhun adeta tecessüm etmiş halidir.

Batı medeniyetinin sömürgeci ve insanlık dışı yüzünün yanında bu yüzü ile bire bir zıtlık teşkil eden bir de hümanist yüzü var.

Bir olguyu ya da olayı değerlendirirken objektif olmak gerekir.

Ancak Avrupa söz konusu olduğunda insanlar olumsuz tarafı üzerinden bir bütün olarak onu olumsuzlamayı tercih etmekteler.

Oysaki Batı'nın teknolojik, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda insanın hayatını muazzam düzeyde kolaylaştıran, konforunu arttıran, insanı birey olarak geliştiren ve aynı zamanda iktidarları ehlileştiren bir yüzü de vardır.

Tarihin hiçbir döneminde rastlanmamış muazzamlıkta hayatın konforunu arttıran teknolojik gelişmeler oldu.

Daha önceleri aylarca devam eden yolculuklar bugün birkaç saate indi, sürücüsüz iş yapan araçlar artık piyasada. 

Elli yıl önce öküz ve karasabanla sürülen tarlalar bugün şoförsüz traktörler ile sürülmekte. 

Teknoloji alanında iş artık yapay zekâ ile insanların yaptığı işleri yapabilecek “robot-insan çağı” ile bambaşka bir aşamaya geçiyor.

Yirminci yüzyılın ortalarında ortalama 40 olan insan ömrü bugün 80’i geçti.

İnsanın en büyük korkusu olan açlıktan ölme korkusu - uzun süre stok edilebilen yiyecekler sayesinde - neredeyse tarihe karıştı.

Tarihte ilk defa insanlar açlıktan değil aşırı yemek yemekten ölüyor.

1.9 milyar insan fazla kilolu, 650 milyon insan obez.

Düne kadar insanı öldüren birçok hastalık bugün tedavisi çok sıradan hastalıklara dönüştü.

Örneğin acaba kaç insan katarakt hastalığından gözlerini kaybetti?

Bugün katarakt neredeyse hastalık olmaktan çıktı.

Tarihin hiçbir döneminde insan temel hak ve özgürlükleri bu kadar öne çıkmadı.

Birçok ülke Batı hukukunu örnek alarak hukukunu iyileştirmeye çalışıyor. 

Bırakın insan haklarını artık hayvan hakları başlı başına bir hak olmaya başladı.

Batı medeniyetinin bir ürünü olan demokrasi, dünyanın neredeyse alternatifsiz yönetim biçimi haline geldi. 

Bugün birine “sen demokrat değilsin” demek neredeyse hakaret kabul edilmekte.

Batı’nın sömürgeci yüzünün yanına bunu da koymak gerekir.

Evet, Batı sömürgeci olabilir ancak maddi anlamda geliştirdiği teknoloji, sosyal ve siyasal alanda topluma mal ettiği demokrasi, hukukun üstünlüğü, hoşgörü kültürü ve hümanizm gibi değerlerle kendi insanına iyi hayat koşulları oluşturan, herkesin gıpta ettiği bir medeniyet haline geldi.

Bazı okuyucuların “ama Batı bütün bunları kendisi için yapıyor, bize kötü davranıyor” dediklerini duyar gibiyiz.

Tamam, olabilir. 

Ancak mesele Batı’nın bizim için ne yapıp ne yapmadığı değildir; mesele bizim kendimiz için ne yapabildiğimizdir.

Batı medeniyetini değerlendirirken basit indirgemeci, topyekun bir anlayış ile onu mahkum etmek Batı’nın bu gelişmişliği karşında değer (maddi ve manevi) üretemeyen toplumların karşı karşıya bulundukları değersizlik duygusunun üstesinden gelmeye çalışmalarından başka bir şey değildir!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU