Washington’un ‘hayati’ dediği ateşkes: Sınırın öte yanında kim neyi bekliyor?

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Suriye’de bazı dosyalar kapıyı çalmaz, kapının altından sessizce içeri sızar. Bir sabah uyanırsınız ve haritanın kenarında duran, “donmuş” zannettiğiniz o küçük başlık, bir anda ülkenin güvenlik ajandasının tam ortasına oturmuştur.

Sınır hattı, şu günlerde tam da bu kritik eşiğin üzerinde duruyor.

Diplomaside “ateşkes” kelimesi telaffuz edildiğinde insan ister istemez bir rahatlama arar. Ancak bu coğrafyada ateşkes, çoğu zaman bir sonuca varmaktan uzaktır; daha çok fırtına öncesi alınan kısa bir nefes aralığını andırır.

O nefes çekilir ve herkes dönüp dolaşıp aynı soruyu sorar: Bu sessizlik aslında kimin işine yarıyor?

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Mazlum Abdi ile görüşüp ateşkesin korunmasının “hayati” olduğunu vurgulaması, Washington’un sahaya çizdiği çerçeveyi netleştiriyor.

Tercümesi basit: “Kontrolsüz bir tırmanış istemiyorum.”

Lakin Suriye’de kuralları Washington’daki steril brifing odaları belirlemez; arazinin tozu, sıcağı ve sertliği belirler.

Ateşkesin ömrü masada değil sahada yazılır

Bölgeyi tek bir cephe hattı gibi okumak yanıltıcıdır. Petrol sahaları, sınır geçişleri, yerel aşiret dengeleri, silahlı yapıların gölge mücadeleleri ve büyük aktörlerin pazarlıkları aynı dosyanın içinde kördüğüm halde.

Dosyayı bir ucundan çektiğinizde, zincirleme şekilde her parça yer değiştirir.

Şam yönetimi kuzeydoğuda merkezi otoriteyi genişletme arayışındayken, YPG elindeki alanları bir “pazarlık kozu” olarak tutma eğilimindedir.

İki zıt hedef aynı harita üzerinde eşzamanlı yürüyünce, ateşkesin bastığı zemin ister istemez kayganlaşmaktadır. Taraflar “kontrol bizde” derken, sahadaki gerçeklik bir anda tersine dönme potansiyeli taşır.

Üstelik sahadaki gerilim salt silah sesinden ibaret kalmaz. Yerel toplumun psikolojisi de sürekli bir değişim halinde.

Bir köyde “belirsizlik bitiyor mu” beklentisi büyürken, hemen yanındaki kasabada “yeni dalga mı geliyor” endişesi ağır basıyor. Bu ruh hali, sahayı her türlü provokasyona açık, kırılgan bir hale getiriyor.

Bir de tüm bu denklemin üzerine çöken DEAŞ gölgesi mevcut. Oluşacak en ufak bir güvenlik boşluğu, zincirleme etkiler doğurur ve kriz alanını genişletir.

O yüzden “ateşkes” kelimesi burada romantik bir barış çağrısı gibi durmaz, daha çok soğukkanlı bir kriz yönetimi aracı niteliği taşır.

Ateşkesin korunması niyetten ziyade bir disiplin meselesidir. Disiplin bozulursa, ateşkes kâğıt üzerinde kalır ve sahada yeni gerilim başlıkları kendiliğinden filizlenir.

Suriye’nin acı gerçeği şudur: Sakinlik her zaman güvenlik manasına gelmez.

Kara kutu: DEAŞ dosyası ve görünmez risk

Sahanın en kritik lakin en az konuşulan boyutu, “arka bahçe”de duran güvenlik yüküdür.

DEAŞ üyelerinin bulunduğu cezaevleri ve bu dosyaya bağlı riskli alanlar, ateşkesin sessiz tarafını oluşturur. Tellerdeki bir çatlak büyürse, sahadaki tartışmalar bir anda bambaşka bir krize evrilir.

Washington’un bu konuda neden bu kadar hassas olduğu anlaşılır bir durum. Bölge, zayıf bir güvenlik zincirinin üzerinde duruyor ve o zincirin kopması, Suriye’nin iç düzenini sarsmanın çok ötesine geçirebilir.

Komşu ülkelerin sınır güvenliği, göç baskısı ve terör tehdidi de eşzamanlı olarak tetiklenir.

Bu yüzden tutuklu transferleri ve güvenliğin sıkılaştırılmasına dönük adımlar, teknik birer detay gibi geçiştirilemez. Bunlar, “kontrol kaybı yaşanmasın” refleksinin somut parçalarıdır.

Zira Suriye’nin kuzeydoğusunda kapağı aralanan bir boşluk, tahmin edilenden çok daha hızlı büyüme potansiyeli taşır.

Burada dikkat çeken husus şudur: DEAŞ meselesi tali bir başlık sayılmaz. Zaman zaman görünmez olur ama hiçbir zaman ortadan kaybolmaz.

Ateşkesin gerçek sınavı da biraz burada başlar; kâğıt üzerindeki süslü cümlelerin, bu riskin ağırlığına ne kadar dayanabildiğinde...

Bu başlık, büyük aktörlerin pazarlığını da doğrudan etkiler. Herkes masada bir şey kazanmak isterken, kimse kapının arkasında yeni bir güvenlik krizi patlasın istemez.

Bu sebeple “ateşkesin hayati oluşu” vurgusu, bir bakıma bu kara kutuya işaret etmektedir.

Washington’un mesajı, Ankara’nın okuması

Barrack’ın “hayati” vurgusu ilk bakışta YPG’ye dönük bir çağrı gibi durabilir. Ancak diplomasi çok bantlı çalışır. Aynı mesaj Şam’a, Moskova’ya, Tahran’a ve elbette Ankara’ya da gider.

Her başkent, o cümleden kendi güvenlik sözlüğüne göre bir anlam çıkarır.

Türkiye açısından ana eksen nettir: Sınır güvenliği. Terör örgütü YPG’nin Türkiye’nin güney sınırına bitişik alanlarda tutunma kapasitesi, Ankara’nın uzun süredir kırmızı çizgileri arasında yer alıyor.

Bu nedenle Washington’dan gelen “ateşkes” kelimesi Ankara’da her daim ihtiyatla okunur.

Ateşkesin tansiyonu düşürmesi, göç baskısını azaltma ihtimali taşıyabilir. Ancak ateşkes, YPG’nin sahada kendini tahkim ettiği bir zaman dilimine dönüşürse risk katlanarak büyür.

Türkiye’nin temel yaklaşımı, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terörle mücadele ilkeleriyle birlikte yürümektedir.

Bu yüzden “operasyon ihtimali” başlığı da hiçbir zaman masanın dışında durmaz. Bu bir gündem cümlesi gibi görünse bile, esasında güvenlik planlamasının doğal ve hazır bir parçasıdır.

Sınırın hemen ötesindeki her otorite boşluğu, Türkiye’ye sızma riski olarak geri dönmektedir.

Ankara’nın caydırıcılığı tam da bu noktada devreye girer. Suriye sahasında “ben niyetimi anlattım” demek yetmez; niyeti sahada karşı tarafa hissettirmek gerekir.

Sınırın nabzı, bazen diplomatik açıklamalardan çok daha hızlı atar.

Rusya ve İran gölgesi: Sessiz basınç, büyük hesap

Unutmamak gerekir ki Suriye sahasında boş koltuk uzun süre boş kalmaz. Rusya ve İran, Şam’ın alan genişletme hamlelerinde belirleyici aktörler arasındadır.

Bu etkinlik arttıkça bölgedeki denge daha hassas bir noktaya oturur.

Moskova Suriye’yi Akdeniz’e açılan stratejik bir kilit olarak görürken, Tahran bölgesel hatlarda süreklilik arayışıyla hareket etmektedir. Bu iki hedef her zaman birebir örtüşmeyebilir fakat sahada genellikle ABD varlığını sıkıştıran bir sonuç üretir.

Washington’un ateşkes çağrısı burada bir “hız yönetimi” aracı işlevi görmektedir. Ateşkes uzarsa pazarlık alanı genişler, çökerse sahadaki sertleşme hızlanır.

Sertleşme hızlandığında en kırılgan yer, yine sınır hattına yakın bölgeler ve sivil alanlardır.

Bu tablo, Suriye’de dengenin ne kadar kolay kırılabildiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bir taraf kendi lehine taktiksel bir hamle yaptığını düşünürken, başka bir taraf bunu varoluşsal tehdit olarak okuyabilir.

Sonra küçük bir kıvılcım, büyük bir kırılmaya dönüşür.

Son söz: Sessizlik rahatlatmıyor çünkü oyun bitmedi

Sınır hattında ateşkes kâğıt üzerinde korunursa bölge bir nebze nefes alabilir. Nefes alınır ama oyun bitmiş sayılmaz.

Zira sahadaki aktörler bu arayı çoğu zaman “sonuç üretmek” yerine, “yeni pozisyon almak” için değerlendirir.

Washington “hayati” diyor, Şam “egemenlik” diyor, YPG “kırmızı çizgi” diyor. Herkes kendi kelimesini bir bayrak gibi taşıyor.

Ve Ankara için bu oyunun tek değişmeyen kuralı, sınırın dibinde kalıcı bir terör alanına izin verilmeyeceği gerçeğidir.

Sahadaki hakikat ise tek bir şeye bakıyor: Gücü kim tutuyor?

Bu sorunun cevabı değişirse harita da değişir. Suriye’de dosyalar bir gecede büyür, dengeler bir hamlede kayar. 

Sınır hattı şu an hassas bir çizgide duruyor. Washington’un ateşkes ısrarı geçici bir fren olabilir ancak asıl belirleyici olan sahada kimin ne kadar ileri gideceği olacak.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU