4 Nisan 2026'da Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da ifade edilen söz, Batı Afrika’da son iki yılın en net siyasal ilanıydı. İbrahim Traoré’nin “demokrasiyi unutun” çıkışı, gündelik polemiğin sınırını aştı ve Burkina Faso’daki askerî yönetimin artık kendisini geçici bir ara dönem gibi sunma ihtiyacı duymadığını açık biçimde gösterdi. Bu cümleyi bir televizyon çıkışı gibi okumak mümkün, ancak burada çok daha derin bir yön değişimi var.
Zira duyduğumuz cümle bir liderin sert üslubu kadar bir rejimin kendi geleceğini nasıl tasarladığını ele veren siyasal tercih gibi okunabilir. Traoré yönetimi darbe sonrasında seçim vaadinde bulunmuştu, sonra geçiş süresini 2029’a uzattı ve şimdi sandığın ancak güvenlik sağlandıktan sonra konuşulabileceğini söylüyor. Bu da geçiş diliyle kalıcı iktidar dili arasındaki mesafenin büyük ölçüde kapandığını düşündürüyor.
Burkina Faso dosyasını önemli kılan yer de tam burası. Sahel’de son yıllarda darbeler, cihatçı saldırılar, dış aktör rekabeti ve egemenlik tartışmaları öylesine iç içe geçti ki askerî yönetimler artık kendilerini istisnai bir yönetim biçimi olarak sunmakla yetinmiyor. Daha ileri gidiyorlar ve güvenlik krizini yeni siyasal düzenin meşruiyet zemini hâline getiriyorlar diyebiliriz.
Geçiş dönemi dili neden terk edildi?
Traoré’nin sözlerini anlamak için son aylardaki kurumsal hamlelere bakmak gerekiyor. Ocak ayında Burkina Faso’da 100’ü aşkın siyasi parti kapatıldı, mal varlıklarının devlete devri öngörüldü ve çok partili hayata dair hukuki alan büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bir ülkede partiler kapatılmışsa, seçim takvimi silinmişse ve siyasal rekabet güvenlik tehdidi gibi anlatılmaya başlanmışsa, orada geçişten çok yeni rejim inşası konuşulur.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Yönetimin kurduğu mantık son derece açık. Önce “ülke kuşatma altında” deniyor, ardından “bu şartlarda klasik siyaset işlemez” tezi devreye sokuluyor, son adımda da askerî iktidar kendisini devletin ayakta kalmasının tek güvencesi gibi sunuyor. Açık konuşmak gerekirse bu mantık, sandığı erteleyen bir kriz yönetiminin ötesine geçiyor ve siyasetin alanını baştan daraltıyor.
Traoré’nin Libya göndermesi de bu yüzden rastgele seçilmiş bir örnek sayılmaz. Sahel’de birçok askerî yönetim, çok partili hayatı dış müdahalenin ve iç parçalanmanın kapısı gibi göstermeye çalışıyor. Böylece demokrasi tartışması hak ve temsil başlığından uzaklaştırılıyor, güvenlik ve beka eksenine çekiliyor.
Güvenlik söylemi iktidarın ana dayanağı mı oldu?
Burkina Faso’daki askerî iktidarın en güçlü kozu güvenlik söylemi. Yalnız tam da burada ciddi bir çelişki beliriyor. Ülkede yerinden edilenlerin sayısı 2,1 milyon düzeyini aşmış durumda ve son dönemde yapılan değerlendirmelerde ülke topraklarının geniş bölümünde devletin fiili hâkimiyetinin zayıfladığına dikkat çekiliyor.
Böyle bir ortamda “önce güvenlik, sonra siyaset” formülü kulağa sert ve ikna edici gelebilir, ama sonuçlara bakıldığında bu vaadin henüz karşılık bulduğu söylenemez.
Daha sarsıcı olan ise güvenliği sağlamak adına başvurulan yöntemlerin yeni kırılmalar üretmesi. Son günlerde yayımlanan verilerde, 2023 başı ile 2025 Ağustos’u arasındaki sivil ölümler içinde 1.255 kişinin devlet güçleri ve onlara eşlik eden unsurlara atfedildiği görülüyor.
Bu veri tek başına her şeyi anlatmaz, lakin devlet güvenliği yeniden tesis etmeye çalışırken toplumsal meşruiyetini aşındırıyorsa, yürütülen savaşın siyasal kazancı da tartışmalı hâle gelir.
Traoré’nin “demokrasiyi unutun” cümlesi de bu yüzden güvenlik politikasının doğal uzantısı gibi okunabilir. Sandık ertelenirken savaş sürekli hâle geliyor, savaş sürekli hâle geldikçe askerî iktidar kendi ömrünü uzatmak için yeni gerekçeler buluyor. Burkina Faso’da yaşanan dönüşüm, güvenliğin siyaset üzerindeki önceliğinden çok, güvenliğin siyaset yerine geçirilmesiyle ilgili.
Burkina Faso tek başına ilerlemiyor
Burkina Faso’daki bu gelişme aslında kendi başına bir dosya değil. Mali ve Nijer ile kurulan Sahel hattı, son 2 yılda askerî yönetimin bölgesel bir modele dönüştüğünü gösterdi. Bu üç ülke 2024 yazında kendi birlikteliklerini derinleştirdi, ardından 29 Ocak’ta Batı Afrika bölgesel blokundan resmen ayrıldı ve ortak güvenlik ile egemenlik söylemini daha sert bir dilde kurmaya başladı.
Bu yüzden Traoré’nin sözleri yalnız Burkina Faso iç siyasetine dair bir çıkış gibi okunmamalı. Sahel’de giderek belirginleşen yeni yönetim mantığının en çıplak ifadelerinden biriyle karşı karşıyayız. Bu mantık seçimleri hedef tarih olmaktan çıkarıyor, partileri bölünme unsuru gibi sunuyor ve askerî lideri ulusal direncin kişileşmiş biçimi olarak öne taşıyor.
Burada Fransa karşıtlığı, bölgesel kopuş arzusu ve Rusya’ya açılan siyasi alan da rejim söylemini besleyen unsurlar arasında yer alıyor. Fakat burada belirleyici olan, dış aktörlerden önce iç meşruiyetin hangi dille kurulduğu.
Sahel’de yeni askerî yönetimler halka “yakında sandığa gideceğiz” demekten çok “önce devleti kurtaracağız” diyerek zaman kazanıyor ve bu zaman içinde kuralları yeniden yazıyor. Ancak darbe sonrasında şimdiye kadarki zamana baktığımızda güvenlik bakımından durumun hiç de iç açıcı olduğu söylenemez. Dolayısıyla bu yönetimlerin kazandığı zaman halk nezdinde giderek kısalıyor.
Sahel bundan sonra nereye gidebilir?
Burkina Faso’da artık geçici askerî yönetim söyleminin ciddi biçimde aşındığını söyleyebiliriz. Bugün tartışılan mesele seçim tarihinin ötelenmesi değil, seçim fikrinin hangi koşullarda yeniden meşru kabul edileceği. Bu fark küçümsenirse Sahel’de yaşanan dönüşüm de eksik anlaşılır.
Gelecek dönemde Traoré yönetiminin kullandığı dili daha da sertleştirmesi muhtemel görünüyor. Ülkedeki güvenlik baskısı ve cihatçı saldırılar sürdükçe medya üzerindeki denetimin, siyasal alan üzerindeki kapatmanın ve devrim vurgusunun daha görünür hâle gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Burkina Faso böyle giderse, darbe sonrası geçiş yönetiminin değil, süresi belirsiz askerî egemenliğin Sahel’deki en belirgin örneklerinden birine dönüşebilir.
Ortada iyimser olmamıza izin veren güçlü işaretler yok. Cihatçı şiddet hâlâ sürüyor, yerinden edilenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyor, devletin sertleşen yöntemleri yeni kırgınlıklar biriktiriyor ve bölgesel kopuş siyaseti içerideki baskıyı dış tehdit anlatısıyla sağlamlaştırma derdinde. Sandığı geri plana iten rejimler kısa vadede nefes alabilir, ancak savaş uzadıkça o nefes yerini daha ağır bir siyasal sıkışmaya bırakır.
Sahel’de önümüzdeki aylarda en çok duyacağımız kelime “demokrasi” olmayacak. Egemenlik, güvenlik ve ihanet gibi sert kavramlar daha çok öne çıkacak. Yine de siyasal rekabeti susturarak güvenliği kalıcı hâle getiren bir formül bugüne kadar kimsenin eline geçmedi.
Burkina Faso’nun önündeki en büyük risk de burada yatıyor. Rejim, alanı daralttıkça iktidar daha sağlam görünebilir, ama savaş sonuç üretmezse bu kez askerî yönetimin kendi meşruiyeti daha sert sorgulanmaya başlanacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish