Uluslararası hukuk Hürmüz Boğazı’nı koruyabilir mi?

Avukat Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in başlatmış olduğu saldırılara karşı İran hem askeri anlamda karşılık vermiş hem de Hürmüz Boğazı’nı kapatarak dünyaya bu savaşın maliyeti olacağını açıkça göstermiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla beraber, küresel siyaset ve enerji ekonomisi bakımından en kritik geçiş noktalarından biri olduğunu uluslararası arenaya göstermiştir. 

Peki, Hürmüz Boğazı neden bu kadar önemlidir ve uluslararası hukuk normları ile bir çözüm mümkün müdür?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Basra Körfezi’ni, Umman Körfezi aracılığıyla Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar su yolu; kuzeyde İran İslam Cumhuriyeti, güneyde ise Umman Sultanlığı’na bağlı Musandam Yarımadası ile sınırlandırılmış bir alandır. Bu boğaz, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) petrol ihracatı açısından kullanılabilecekleri tek deniz ulaşım yolu iken, Kuveyt, Katar, Irak ve Bahreyn’in dünyanın diğer su yollarına entegrasyonunun tek yoludur.

Uluslararası ticaretin yüzde 70’e yakını deniz yoluyla gerçekleşmektedir. Bu sebeple özellikle uluslararası karasuları, kanallar ve boğazlar büyük öneme sahiptir. Güncel istatistikler, dünya genelindeki petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelen bir hacmin her yıl bu dar geçitten taşındığını göstermektedir. Günlük ortalama 20 milyon varil petrolün sevk edildiği bu stratejik su yolu, Basra Körfezi’nde yer alan Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi başlıca üretici ülkelerin küresel pazarlara açılan yegâne kapısı niteliğindedir. 

Bu kritik rolü sebebiyle bugün Hürmüz Boğazı, bu savaşın en önemli belirleyicilerinden biri olacaktır. Nitekim İran Devrim Muhafızları’nın 28 Şubat tarihinde Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapattığını duyurması ve herhangi bir ihlal halinde müdahale edeceklerini ifade etmesinden sonra petrol fiyatları artmıştır.

Dünya enerji arzının kilit arterlerinden biri olarak görülen bu boğaz, taraflar arasında üzerinde uzlaşılmış kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin bulunmaması sebebiyle hukuki açıdan tartışmalı ve çok katmanlı bir statüye sahiptir. Bu sebeple çözümü mümkün görünmemektedir.

Türk Boğazlarındaki geçişler 1936 yılında birçok ülke tarafından imzalanmış Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre yapılmaktadır. Bu sözleşmeye göre geçişler, savaş, barış ve olası tehdit hâline göre ve savaş gemileri ile ticari gemiler arasındaki ayrımlara göre belirlenmektedir. Buna karşın Hürmüz Boğazı açısından böyle bir sözleşme bulunmamaktadır.

Hürmüz Boğazı’na dair böyle bir sözleşmenin bulunmaması, kıyıdaş devletlerin egemenlik haklarının uluslararası deniz hukukunun genel ilkeleri gereğince uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Uluslararası deniz hukuku ilkeleri gereğince kıyı devletinin 12 millik karasuyu egemenlik hakkı bulunmaktadır. Toplamda boğazın en dar geçiş kısmının 21 mil olduğu düşünüldüğünde, Umman ve İran’ın boğazın tek egemenleri olduğu söylenebilir.

Uluslararası denizlerde iki farklı rejim Hürmüz Boğazı’nda tartışılmaktadır. Bunlardan ilki zararsız geçiş hakkıdır. Bu rejime göre gemilerin, kıyı devletinin barışını, kamu düzenini ya da güvenliğini ihlal etmeyecek şekilde karasularından geçiş yapabilmeleri esastır. Ancak kıyı devleti, söz konusu geçişin zararlı nitelik taşıdığı kanaatine varması hâlinde, bu geçişi geçici olarak durdurma veya engelleme yetkisine sahiptir. Umman, Hürmüz Boğazı açısından bu rejimin uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Bir diğer rejim ise transit geçiş hakkıdır. Buna göre boğazlardan gemi ve hava araçlarına kesintisiz ve süratli bir geçiş imkânı tanınmaktadır. Bu imkân daha geniş bir serbestiyi ifade etmektedir. Bu kapsamda, savaş gemileri önceden herhangi bir izin almaksızın söz konusu boğazlardan geçiş gerçekleştirebilir. Bu geçiş hakkı 1982 yılında BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ile kabul edilmiştir.

Bu sözleşmenin 44'üncü maddesi şu şekildedir:

Boğazlara kıyısı olan devletler, geçişi engellememeli ve boğaz içinde veya üzerinde meydana gelebilecek, bildikleri herhangi bir seyrüsefer veya uçuş tehlikesini uygun şekilde duyurmalıdır. Geçişin askıya alınması söz konusu olamaz.


Ancak İran bu sözleşmeye imza atmamıştır. Bu sebeple Hürmüz Boğazı’nda transite geçiş hakkının olmadığını iddia etmektedir.

Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine tümüyle kapatılması, uluslararası hukuk bakımından meşruiyetinin temellendirilmesi oldukça güç bir girişim olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte kıyı devletlerinin belirli yetkileri tabii ki saklıdır. Nitekim İran ve Umman gibi devletler, güvenliğini sağlamak amacıyla seyrüseferi düzenleyebilir ve düşmanca nitelik taşıyan faaliyetler yürüten gemilere müdahalede bulunabilirler. Ancak bu yetkiler yalnızca geçiş esnasındaki somut davranışlarla sınırlı olup, daha geniş jeopolitik uyuşmazlıklar ya da askeri eylemlere karşı bir misilleme aracı olarak kullanılmamalıdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU