Coğrafyanın '7 Kocalı Hürmüz'ü

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Hürmüz Boğazı, küresel enerji güvenliğinin en kırılgan stratejik darboğazlarından biridir. Günlük bazda küresel ham petrol akışının yaklaşık %20 veya daha fazlası, bu stratejik deniz yoluyla küresel piyasalara ulaşmaktadır. Ayrıca Katar’ın Sıvılaştırılmış doğal gaz ( liquefied natural gas -LNG) ihracatının, yani küresel LNG'nin çok önemli bir bölümü de bu noktadan geçmektedir. 

Öğrencilerime Hürmüz Boğazı’nın, yani İran ile Umman Sultanlığı (Oman) yönetimindeki Ras Musandam yarımadası arası geçen deniz yolunun, hangi ülkelerin enerji ihracatı için önemli olduğunu anlatmak için 7 Kocalı Hürmüz benzetmesini anlatırım.

1971 yılında Sadık Şendil tarafından yazılan 7 Kocalı Hürmüz'ün hikayesinde, imkansız gözüken durumu bir şekilde idare edebilmesinin hikayesi, birçok kez sahnelenmiş, filmleri çekilmiş ve çeşitli şarkılara konu olmuştur. 

Umman’ın Ras Musandam bölgesini Hürmüz Boğazı’nın kritik geçit noktasını “Hürmüz” olarak kabul edersek, orayla dünya ile ticareti ve bu bölgede yoğunlaşmış enerji kaynaklarını ihraç eden, bu noktaya bağımlı olan Umman dışında 7 ülke bulunmaktadır; yani İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Bu sebepten dolayı, başlıkta belirttiğim gibi, Hürmüz Boğazı, kritik coğrafyanın 7 Kocalı Hürmüz’ü gibidir ve onca savaşa ve gerginliklere rağmen bir şekilde risklere rağmen kapanmaması tam bir mucizedir.

Tabii, bugüne kadar kapanmamış olması, asla kapanmayacak demek değildir. Hele jeopolitiğin giderek küresel piyasalardaki belirsizlikleri arttırdığı bu yıllarda, kapanma riski de her zamankinden de fazladır.

Küresel siyasetin ve ekonominin belirsiz olduğu bu dönemde, Hürmüz Boğazı gibi bazı coğrafi noktalar, yaşanacak en küçük gerilim bile dünya genelinde hissedilen sonuçlar doğurur. Hürmüz Boğazı'ndan günlük geçen enerji ham maddelerinin oranı, eskiden küresel enerjinin %30 undan fazlasıyken, günümüzde, çeşitlendirmeler ve alternatifler sayesinde %20 dolayındadır. Basra Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar deniz geçidi, yalnızca Orta Doğu’nun ve küresel enerji sisteminin kalbi olarak tanımlanabilir. 

Bugün dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si, küresel LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ticaretinin ise yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Bu rakamlar, boğazı sıradan bir deniz geçiş hattı olmaktan çıkarıp, küresel ekonomik istikrarın ve enerji güvenliğinin kilit unsurlarından biri haline getirmektedir.

Son dönemde İran içinde yaşanan toplumsal isyanlar, İran ile İsrail  arasında artan gerilim, Gazze savaşı sonrası Orta Doğu’da tırmanan tansiyon ve ABD’nin bölgede askeri varlığını güçlendirmesi, Hürmüz Boğazı’nı yeniden küresel gündemin merkezine taşımıştır. Hürmüz ekonomik, askeri, diplomatik ve psikolojik boyutlarıyla, çok katmanlı bir jeopolitik dar boğazdır. Hürmüz’deki kırılgan dengenin ne kadar ince bir çizgi üzerinde ilerlediğini açık biçimde ortaya koymaktadır; tıpkı 7 tane kocayı idare eden 7 Kocalı Hürmüz gibi, her an risktedir.

Enerji Jeopolitiğinde “Dar Boğaz” Kavramı ve Hürmüz’ün Eşsiz Konumu

Enerji jeopolitiğinde “dar boğaz” (chokepoint) kavramı, küresel enerji akışının yoğunlaştığı ve alternatiflerinin sınırlı olduğu geçiş noktalarını ifade eder. İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Süveyş Kanalı, Babülmendep Boğazı ve Malakka Boğazı gibi dar geçitler bu kapsamda Hürmüz Boğazı, enerji bakımından en kritik olanlarındandır. 

Boğazın en dar noktası yaklaşık 33 kilometredir; ancak tankerlerin fiilen kullandığı güvenli geçiş koridorları çok daha dar bir alanla sınırlıdır. Bu durum, Hürmüz’ü:

  • Deniz mayınları,
  • İnsansız deniz araçları,
  • Füze ve drone tehditleri,
  • Gemi alıkoyma veya taciz girişimleri

gibi asimetrik risklere son derece açık hale getirmektedir.

Son dönemde dolaşıma giren videolarda, askeri unsurların tankerleri yakından izlediği, zaman zaman manevra alanını daraltan hamleler yaptığı ve ticari gemilerin psikolojik baskı altında seyrüsefer yapmak zorunda kaldığı görülmektedir. Bu durum, Hürmüz’ün tansiyon üreten bir güvenlik sahası olduğunu göstermektedir.

Alternatifler Var mı? Neden Hürmüz Hâlâ Vazgeçilmez?

Sıklıkla dile getirilen bir soru şudur: “Hürmüz Boğazı kapatılırsa alternatifler devreye girmez mi?” Teorik olarak bazı boru hatları ve alternatif güzergâhları mevcuttur. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan doğu-batı petrol boru hattı veya Birleşik Arap Emirlikleri’nin Fujairah terminaline uzanan hatları bu kapsamda anılır.

Ancak gerçek şu ki:

Bu hatların kapasitesi sınırlıdır,

Tüm Körfez üretimini ikame edecek ölçekte değildir,

LNG ticaretinde deniz taşımacılığı hâlâ vazgeçilmezdir.

Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın kısa ve orta vadede ikame edilebilir bir alternatifi henüz bulunmamaktadır. Tanker trafiğinin yoğunluğu ve geçişlerin planlamalarla yapılması, bu geçidin ne kadar “dar” bir darboğaz olduğunu gözler önüne sermektedir.

İran Faktörü:

İran açısından Hürmüz Boğazı, yalnızca coğrafi bir avantaj değil, aynı zamanda stratejik bir kaldıraçtır. Tahran, özellikle yaptırımların ağırlaştığı dönemlerde, boğazın güvenliğini tartışmaya açarak küresel enerji piyasalarına dolaylı mesajlar vermiştir.

İran’ın Hürmüz söylemi  caydırıcılık ve pazarlık aracı olarak değerlendirilmelidir. Ancak  bu söylemlerin sahadaki karşılığının da giderek güçlendiği de göz ardıedilmemelidir.

İran–İsrail gerilimi bu noktada belirleyici bir çarpan etkisi yaratmaktadır. İsrail’in İran’ın bölgedeki vekil unsurlarına yönelik operasyonları, İran’ın da deniz güvenliği üzerinden asimetrik yanıt verme kapasitesini gündeme getirmektedir. Bu da Hürmüz Boğazı’nı, küresel risk unsuru haline getirmektedir.

Avrupa ve Türkiye Açısından Stratejik Risk

Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası LNG’ye daha fazla yönelmiş; bu durum Orta Doğu kaynaklı LNG’nin önemini artırmıştır. Türkiye ise hem doğrudan ithalatı hem de küresel fiyat mekanizmalarına entegrasyonu nedeniyle Hürmüz’deki gelişmelere son derece duyarlıdır.

Enerji Fiyatları, Sigorta Maliyetleri ve Küresel Enflasyon

Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir kriz, algı ve beklenti kanallarını da etkiler. Yaşanabilecek olumsuzluklar sonucunda:

  • Deniz sigorta primlerini yükseltmekte,
  • Navlun maliyetlerini artırmakta,
  • Enerji vadeli işlemlerinde spekülatif dalgalanmalara yol açmaktadır.

Potansiyel bir olumsuzluk durumunda Petrol ve LNG fiyatlarındaki ani artışlar, gelişmekte olan ülkelerde cari açık ve bütçe dengeleri üzerinde baskı yaratırken; gelişmiş ekonomilerde de tüketici enflasyonunu körüklenebilmektedir. Bu nedenle Hürmüz,  enerji ve finans otoritelerinin de yakından izlediği bir risk alanıdır.

Türkiye açısından Hürmüz Boğazı meselesi, coğrafi olarak uzak görünse de ekonomik etkileri Petrol ve LNG fiyatlarındaki olası riskler dolayısıyla yakından takip edilmektedir . Ayrıca bu risk, Türkiye’nin Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi rotalarla alternatif üretmesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Sonuç: 

Hürmüz Boğazı bugün, küresel enerji sisteminin dar, kırılgan ve stratejik kilit noktalarından biridir. Yedi büyük petrol ve LNG ihracatçısının bu geçide olan bağımlılığı, bölgesel bir krizin  küresel bir ekonomik şoka dönüşebileceğini ortaya koymaktadır. Hürmüz Boğazı şu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: Bu dar geçitte yaşanan her gelişme, petrol fiyatlarından market raflarına kadar uzanan geniş bir etki alanına sahiptir. Ve bu nedenle Hürmüz, yalnızca bir deniz geçidi değil; küresel düzenin kırılganlığını yansıtmaktadır. Hürmüz Stratejik darboğaz riskine karşı rotalarda çeşitlendirme de Türkiye ve dünya içi kritik bir önem arz etmektedir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU