Kış kapıda: Avrupa’da siber güvenlik riskleri

Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: AA

2025 son haftalarında, kış aylarına artık girerken, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, sadece soğuk havalara değil, dijital risklerin ve enerji güvenliği tartışmalarının yoğunlaştığı kritik bir döneme giriyorlar. Bilhassa, AB Komisyonu’nun açıkladığı gibi, 2027’de Rusya’dan Doğalgaz alımlarının sona ereceği düşünülürse, birçok olası risk ve gerginlikler gündemde olacaklardır. Son yıllarda artan jeopolitik gerilimler, dijital altyapıların birbirine bağımlılığı ve elektrik şebekelerinin karmaşık işleyişi, kıtanın siber saldırılara karşı kırılganlığını daha görünür kılıyor.

Avrupa’da 2025 yaz aylarında yaşanan geniş çaplı elektrik kesintileri, kıtanın enerji altyapısının sanıldığı kadar dayanıklı olmadığını ortaya koydu. Birçok ülkede toplu taşıma hizmetleri aksamış, bankacılık işlemleri duraksamış ve hastanelerde yedek güç sistemleri devreye girmek zorunda kalmıştı. Sıcak bir yaz gününde bile bu denli sarsıcı etkiler yaratan kesintilerin, enerji talebinin zirveye çıkacağı kış aylarında çok daha ciddi sonuçlara yol açabileceği riski devam etmektedir.

2007 Estonya saldırısı: Modern siber gerilimlerin ilki

Avrupa’nın siber güvenlik hafızasında önemli bir dönüm noktası olan 2007 Estonya DDOS (Distributed Denial of Service-  dağıtık servis dışı bırakma) saldırısı, bugün yaşanan tartışmaların çoğunu anlamak için kritik bir dönüm noktası niteliği taşıyor. 2007 yılında, Meçhul Asker Anıtının taşınma planları, bilhassa Estonya’daki Rus azınlığın tepkisini çekmiştir. Estonya’ya yönelik ‘Meçhul’ siber saldırılar sonucu, ülkedeki birçok kurum, hizmet veremez hale gelmişti. Devlet kurumları, bankalar, medya kuruluşları ve enerji şirketlerine yönelik yoğun saldırılar, küçük bir Baltık ülkesinin tüm dijital hizmetlerini günlerce felç etmişti. O dönem askeri güç kullanılmadan bir ülkenin altyapısını işlevsiz bırakmanın mümkün olduğu görülmüş ve NATO içinde “siber saldırı bir güvenlik tehdididir” anlayışı şekillenmeye başlamıştı.

Bugün Avrupa’da tartışılan enerji altyapısına yönelik olası siber tehditler riski, o dönemde yaşananlardan çok daha sofistike bir evrede ve artık isin içinde yapar zekâ unsurları ile yürütülecek dezenformasyon da devreye girebiliyor.

Kış aylarında risk artıyor

Kış, ısınma  ve aydınlatma gereksinimlerinden dolayı, Avrupa’nın enerji ihtiyacının yüksek olduğu bir  dönemdir. Elektrik şebekeleri daha yüklü çalışıyor, doğal gaz depolarının baskı altında olduğu, kritik altyapıya olan bağımlılığın arttığı bir dönem. Tüm bu unsurlar, siber saldırılar için potansiyel etki alanını genişletiyor ve dolayısıyla riskin arttığı bir dönemdir. Bu nedenle, saldırıların kaynağından ziyade, Avrupa ülkelerinin kırılganlıklarını azaltmaya yönelik ortak stratejiler geliştirmesi gerektiğini hatırlayarak, Türkiye’nin Avrupa güvenliği için önemini de bir kere daha anımsamak gerekir. 

Bu vesileyle,  Türkiye’nin, AB-SAFE fonlarının dışında tutulmasının, Avrupa güvenliği için olumsuz bir adım olduğunu tekrar vurgulamak isterim.

Bu noktada tek bir aktörü veya ülkeyi suçlayıcı bir dil kullanmak yerine, siber risklerin küresel ve çok aktörlü doğasını dikkate alan bir yaklaşım daha isabetli olacaktır.  Dolayısıyla,  sadece suçlamak yerine, NATO içerisinde gerekli tedbirleri  almak önem arz etmektedir. Zira Türkiye gibi hem Rusya hem de Ukrayna ile diplomatik kanallarını açık tutmaya çalışan ülkeler açısından denge politikası güderken gerekli tedbirleri de alabilmek, kritik önem taşıyor.

Avrupa’da gıda stoklama videoları ve artan alarm havası

Son günlerde sosyal medyada yayılan gıda stoklama videoları, geniş halk kitlelerinde tedirginliği artırmış durumda. Bazı tüketicilerin temel gıda ürünlerini toplu şekilde depolaması, savaş psikolojisini hatırlatan görüntüler yaratıyor. Her ne kadar hükümetler panik yapılmaması gerektiğini vurgulasa da, enerji tedarik zincirinde yaşanabilecek olası aksaklıklar veya uzun süreli elektrik kesintilerinin halkta yarattığı kaygı göz ardı edilmemeli.

Moskova ve NATO’dan sert açıklamalar

Jeopolitik cephede de tansiyonun yükseldiği bir dönemdeyiz. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son günlerde yaptığı “gerekirse savaşa hazırız” şeklindeki açıklaması, Avrupa başkentlerinde yakından takip edildi. Aynı şekilde yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin “Biz de buradayız ve ittifak her senaryoya hazırlıklı” mesajı, karşılıklı sertleşen söylemlerin yeni bir evreye girdiğini ortaya koyuyor.

Bu açıklamalar tek başına bir çatışma niyetine işaret etmese de, karşılıklı caydırıcılık söylemlerinin sertleştiği dönemlerde siber alanın daha fazla risk taşımaktadır. Çünkü siber saldırılar, devletlerin doğrudan çatışmaya girmeden baskı kurabilecekleri gri bir alan sunuyor.

Bu kış Rusya’nın müzakere masasında avantajı artabilir

Mevcut uluslararası tabloya bakıldığında, özellikle enerji dinamikleri nedeniyle kış aylarının Moskova’ya sınırlı bir diplomatik avantaj sağladığını söyleyebiliriz. Enerji gelirlerinin istikrarlı sürmesi, Avrupa’nın hâlâ tam bağımsız bir enerji altyapısına sahip olamaması ve kış koşullarının Ukrayna’daki askeri operasyonları yavaşlatması, Rusya’nın pazarlık alanını genişletebilir. Trump yönetiminin Barış Planına Avrupa ülkelerinin itiraz etmesi ve sonra güncel haline de Rusya’nın sıcak bakmaması da yaklaşan kış koşullarının sağladığı avantajı yansıtmaktadır. 

Ancak bu avantajın kalıcı olmayacağı da açık. Avrupa’nın LNG terminalleri, yenilenebilir enerji yatırımları, siber savunma altyapısına yaptığı ve yapacağı yatırımlar ile ABD ile AB dışı NATO ülkeleriyle koordinasyonundaki artış, orta vadede Moskova’nın kozlarını sınırlayabilir.

Türkiye açısından dengeli diplomasi hayati önemde

Tam da bu noktada Türkiye’nin rolü daha dikkat çekici hale geliyor. Ankara hem enerji koridorlarının merkezinde bulunuyor hem de Ukrayna-Rusya krizinde diplomasi kanallarını açık tutabilen ender aktörlerden biri olarak dikkat çekiyor. İstanbul’da yürütülen müzakere süreçlerinin yeniden canlandırılmasına dair beklentiler, bu kış aylarında daha fazla gündeme gelebilir, gelmelidir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin yaklaşımı, tek bir tarafı suçlamaktan kaçınan, diplomasiyi önceleyen ve bölgesel istikrarı önceleyen bir çizgide devam ediyor. Bu da Ankara’yı, gerilimin her arttığı dönemde uluslararası toplumun gözünde daha değerli bir arabulucu konumuna getiriyor. Lakin, ne kadar Rusya ve Ukrayna ile olan ilişkilerinde dengeli de olsa, Türkiye  günün sonunda bir NATO ülkesidir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU