Askeri zafer, stratejik zafer her zaman aynı şey değildir.
Mesela Irak Savaşı'nda ABD o dönem için askeri bir zafer elde etmiş olabilir; ancak ilerleyen süreçte stratejik başarı İran'ın oldu.
Şu anda Ortadoğu'da yaşananların kaynağı da büyük oranda Irak Savaşı'nın (opportunity cost/fırsat maliyeti) sonuçlarıyla bağlantılıdır.
Gelgitlerle dolu İsviçre'de devam eden ABD-İran arasındaki "göreceli barış müzakerelerine" de bu mantıkla bakmakta yarar var.
İran, savaş sırasında yaşadığı yıkımdan dolayı görüşmelerde rövanşist bir tavır içerisinde. Savaş boyunca aşağılanan biz olduk, şimdi sıra sizde edasında.
Bu anlaşılabilir bir durum. Askeri olmasa da stratejik başarının kendisine ait olduğunu dünya kamuoyuna göstermek isteyen bir özgüvenle hareket ediyor.
Bir nevi "bezdirici diplomasi" stratejisinin de devamı aynı zamanda.
Roller belirlenmiş; iyi polis (Kalibaf), kötü polis (Vahidi), arayı bulan (Bagheri) gibi.
Karşısında ise süreç sırasında ortaya çıkan çatışma koşullarında "göze göz, dişe diş" mantığıyla hareket eden bir tavırda olsa da, genel itibarıyla "alttan alan" bir Trump portresi görüyoruz.
Peki, Trump neden böyle davranıyor?
Bunu sadece önündeki ara seçimlerle açıklamak mümkün mü?
Belli oranda evet. Fakat bu, Trump'ın ara seçimlere kadar hiçbir hâlükârda savaşa dönmeye cesaret edemeyeceği şeklinde algılanmamalı.
Görüşmeler istediği gibi gitmezse Trump tekrar savaşa dönebilir. Ara seçimlerde kendisine kesin zafer olarak sunabileceği bir tabloya ihtiyacı var.
Bunu savaş yoluyla elde etmeye çalıştı; fakat şu ana kadar olmadı. Şimdi barış yoluyla deniyor.
Olmazsa tekrar savaşa döner. Kaldı ki ara seçimlerden sonra zaten savaşa döneceğine dair beklenti İran tarafında oldukça yüksek.
İran biraz da bu yüzden görüşmelerde çıtayı yüksek tutuyor. Çünkü kendisi açısından şartların hiçbir zaman şu ankinden daha iyi olmayacağının farkında.
Görüşme sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu şu fotoğraf aslında çok güzel açıklıyor.
Dizüstü bilgisayarında anlaşma maddelerini yazan Vence'in yanında Katar Başbakanı, arkasında ise Kuşner var.
Resmen kervanı yolda düzüyorlar. Trump'ın damadı Kuşner'in Katar'la hem ticari hem de dostane ilişkileri malum. Daha doğrusu biz, malum olan kadarıyla biliyoruz.
Trump ailesinin ve yakınlarının savaş sırasında petrol fiyatlarındaki iniş çıkışlarla endeksli piyasa manipülasyonlarından ne kadar maddi kazanç elde ettiklerinin hesabını yapmak da imkânsız.
Bu fotoğrafın ana fikri ise savaş dönemindeki "kazanımların", barış döneminde nasıl devam ettirilebileceğinin hesabının yapılıyor olması.
Trump boşuna "İran bizden tarım ürünleri alacak" demiyor. Her ne kadar İran tarafı Trump'ı yalanlasa da bence Trump bu konuları boşuna gündeme getirmiyor.
Aynı zamanda şu anki süreçte Katar'ın oynadığı rol de işbu fotoğrafla sabit.
Ortadoğu'da bir işin içinde Katar varsa, kıyısından köşesinden ve bazen de tam ortasından Türkiye de vardır.
Trump boşuna Türkiye'ye gelmiyor. KAAN motorları vb. önemli tabii; fakat bu, "yarım elma gönül alma" maksatlı ya da ABD Başkanı'nın kendi ifadesiyle hatır için yapılan bir seyahat değil.
Hem iç hem de dış siyaset açısından büyük stratejik sonuçları olabilecek bir seyahat.
Yeniden şekillenecek bölgede İran'daki rejime bu hâliyle yer yok
İran kazandı, ABD kaybetti demek için çok erken. Ortadoğu'da bir daha kimsenin, ki buna Sünni Müslüman dünyası da dâhil, İran'ın bir kez daha "stratejik zafer" kazanmasına tahammülü yok. Sadece süreç zamana yayılır (opportunity cost/fırsat maliyeti).
Bu olası durum, yani İran'ın artık asla eski İran olamayacak olması, İsrail denkleminde Türkiye üzerinde "giderilmesi gereken" tedirginlikler yaratıyor.
Aslında resmî olmasa da de facto devam eden Sadabat Paktı'nın temelleri sarsılıyor.
NATO buna göre bölgede yeniden şekillendirilecek ve bu, Türkiye'siz olmaz.
Bu savaşın çok önemli bir boyutu da Şii ve Sünni Müslüman dünyası arasındaki çatlağın çok daha açılması. Bunun ileriki dönemlerdeki muhtemel etkileri ayrı bir araştırma konusu.
Bu yazının kaleme alınmasıyla yayımlanması arasında geçen kısa sürede bile Ortadoğu'da birçok şey değişebilir.
Fakat değişmeyecek olan bir şey var: İran ve İsrail'deki teolojik temelli rejimler var oldukları sürece bölge, çatışma potansiyelini hep koruyacak.
Tuhaf olan ise stratejik anlamda Sünni Müslüman dünyasının kendisini İran karşıtı tarafta konumlandırması.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish