BRICS 2026: Stratejik özerklik ve çok kutupluluğun sınırları

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: ChatGPT

2024 yılında çok gündemde olan BRICS grubunu, 2026’de nasıl bir gelecek beklediği ise bugün itibariyle belirsiz. BRICS’in genişlemesiyle bir yandan Suudi Arabistan’ın statüsünün belirsizliği, diğer yandan hem Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hem de İran’ın BRICS üyesi olması, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması, BRICS içindeki jeopolitik dengelerin belirsizliğini ortaya koymakta.

Ortadoğu’daki savaşlar karşısında BRICS’i nasıl bir geleceğin beklediği merak konusu. Bir yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yürüttükleri savaştan dolayı Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapatıldı. Diğer yandan, yapılan saldırılarda BAE’nin de hedef alınmış olması, BRICS üyeleri arasındaki dengeleri daha da karmaşık hale getirmiştir. Şimdi jeopolitik riskler karşısında BRICS oluşumunun nasıl bir gelecek beklediğini öngörmek zor. İran’daki mevcut rejimin devam edip etmeyeceği, stratejik dengelerin oluşmasında, ister istemez belirleyici bir husus olacaktır. 

Son yıllarda BRICS grubu, giderek artan bir şekilde yeni çok kutuplu bir dünyanın çekirdeği olarak sunulmaktadır. Küresel Güney'deki pek çok ülke için bu blok, tarihsel olarak Batı kurumlarının egemenliğindeki küresel düzeni yeniden dengeleme girişimini temsil etmektedir. Ancak son jeopolitik gelişmeler, BRICS'in iç dinamiklerinin karmaşık ve çoğu zaman çelişkili olmaya devam ettiğini hatırlatmaktadır.

Hindistan'ın 2026 BRICS dönem başkanlığı, bu gelişmekte olan koalisyonun hem vaatlerini hem de sınırlılıklarını değerlendirmek için yararlı bir mercek sunmaktadır.

2026 Dönem Başkanlığı Vesilesiyle, Hindistan'ın BRICS Liderliği ve Çok Kutupluluk Anlatısı

Ocak 2026 itibarıyla Hindistan BRICS'in dönem başkanlığını devraldı. 2026 itibarıyla 11 üye devleti kapsayan genişletilmiş bu yapının liderliğini 2026’da Hindistan üstlendi. (BRICS 2026 web sitesi, 11 üye olarak Brezilya, Çin, Mısır, Etiyopya, Hindistan, Endonezya, İran, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Birleşik Arap Emirlikleri listelemiştir, https://www.brics2026.gov.in/about-us/#about_members, ancak Suudi Arabistan’ın statüsü hakkındaki soru işaretlerinin tam manasıyla giderildiği söylenemez). BRICS tam olarak kurumsal yapıya sahip, kuruluş anlaşması bulunan, sabit bir genel merkezi olan, kurumsal ve resmî bir uluslararası kuruluş değildir. Daha ziyade yarı kurumsal bir platform, bir blok, hatta bir ülkeler grubu olarak nitelendirilebilir. Bu ülkeler gurubu, son yıllarda İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Etiyopya gibi ülkeleri bünyesine katarak Küresel Güney'deki temsilini güçlendirmeye çalışmıştır.

Hindistan, dönem başkanlığı için iddialı bir vizyon ortaya koymuştur. Dönem başkanlığının teması olan "Dayanıklılık, Yenilik, İşbirliği ve Sürdürülebilirlik için İnşa Etmek", çok taraflılığa, insan odaklı ve kalkınma yönelimli bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Yeni Delhi sürdürülebilir kalkınma, teknoloji işbirliği ve küresel yönetişim kurumlarının reformu gibi konuları ön plana çıkarmıştır.

Bu öncelikler, küresel karar alma süreçlerinde daha fazla temsil talep eden pek çok gelişmekte olan ekonomiyle güçlü bir şekilde örtüşmektedir. Başlangıçta yükselen ekonomilerin koalisyonu olarak tasarlanan BRICS, IMF ve Dünya Bankası gibi Batı egemenliğindeki kurumlara karşı bir denge unsuru oluşturması amacıyla kurulmuştu.

Son yıllarda BRICS aynı zamanda küresel ekonomide ABD dolarının egemenliğine alternatif bir sistem oluşturabilecek bir koalisyon olarak da değerlendirilmektedir. BRICS'in farklı bir döviz değişim modeli benimseyerek dolar cinsinden araçlardan uzaklaşma ihtimali, bloğu uluslararası gündemin merkezine taşımıştır.

Ne var ki bu tür koalisyonların gerçek sınavı, jeopolitik kriz anlarında ortaya çıkmaktadır.

Stratejik Özerklik ve Hindistan'ın Denge Politikası

Hindistan, uzun süredir Küresel Güney'in önde gelen sesi olarak konumlanmaktadır. Ancak dış politikası, blok siyaseti yerine tutarlı biçimde stratejik özerklik ilkesiyle şekillenmiştir.

Yeni Delhi, jeopolitik ayrışmaların ötesinde karmaşık ilişkiler sürdürmektedir:

  • Amerika Birleşik Devletleri ile güvenlik işbirliği,
  • Avrupa Birliği ile büyüyen ticaret ilişkileri (yeni Serbest Ticaret Anlaşması gibi),
  • Rusya ile köklü savunma bağları,
  • İran’la ekonomik ilişkiler (liman işletmesi ve yönetimi gibi),
  • İsrail dâhil Ortadoğu aktörleriyle ihtiyatlı ilişkiler.

Bu denge politikası, ideolojik bir uyumun değil, pragmatik bir stratejinin ürünüdür. BRICS genişledikçe bile Hindistan'ın dış politika öncelikleri, ağırlıklı olarak ulusal çıkarlar — özellikle ekonomik büyüme, teknoloji ortaklıkları ve büyük küresel pazarlarla ticaret entegrasyonu — tarafından yönlendirilmeye devam etmektedir.

Nitekim son yıllarda Hindistan, Avrupa ile kapsamlı bir ticaret anlaşmasına yönelik süregelen müzakereler dâhil olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ile daha derin ekonomik ilişkiler kurmayı önceliklendirmiştir. Bu girişimler, Hindistan'ın küresel stratejisinin BRICS çerçevesinin çok ötesine geçtiğini göstermektedir.

Bu anlamda BRICS, katı bir jeopolitik ittifaktan ziyade esnek bir diplomatik platform işlevi görmektedir.

BRICS Uyumunun Sınırları

Genişletilmiş BRICS formatı, son derece farklı jeopolitik yönelimlere sahip ülkeleri bir araya getirmektedir. Aynı blok içinde şunlar yer almaktadır:

  • Birleşik Arap Emirlikleri gibi Batı yanlısı ülkeler,
  • Çin ve Hindistan gibi stratejik rakipler,
  • İran ve Rusya gibi yaptırım altındaki ekonomiler,
  • Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi Demokratik ülkeler,
  • Güney Afrika gibi İnsan Haklarına önem veren devletler,
  • Afrika ve Latin Amerika genelinde yükselen bölgesel güçler.

BRICS, gelişmekte olan ekonomiler arasında işbirliğini teşvik etmeyi hedeflemekle birlikte, stratejik çıkarların bu denli farklılaşması kriz anlarında ortak hareket etme kapasitesini büyük ölçüde kısıtlamaktadır.

Gerçek şu ki BRICS ne bir askeri ittifak ne de NATO gibi kurumsal bir kolektif güvenlik teşkilatı. Hatta BRICS, Avrupa Birliği'ne benzer biçimde uyumlu bir siyasi blok da değildir. Aksine, birleşik bir jeopolitik kamptan ziyade yükselen ekonomiler arasında koordinasyon sağlayan bir platform olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye İçin Dersler

Türkiye açısından bu dinamikler önemli dersler barındırmaktadır.

Türkiye de dış politikasını çoğunlukla birden fazla jeopolitik merkez arasında konumlandırmaktadır: Avrupa, NATO, Ortadoğu, Orta Asya ve giderek artan biçimde Küresel Güney ile güçlü ilişkiler sürdürmektedir. Bu bağlamda, son günlerde, bilhassa hava savunması ve füzesavar sistemler bakımından NATO ittifakı ve şemsiyesi altında olmanın önemi bir kere daha anlaşıldığını düşünüyorum. 

Ancak son küresel krizler, kurumsal ittifakların önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

NATO, dünyanın en uyumlu ve operasyonel güvenlik ittifakı olmayı sürdürmektedir. Entegre komuta yapısı, birlikte çalışabilirlik kapasitesi ve kolektif savunma taahhütleri, gayri-resmi koalisyonların kolayca sağlayamayacağı düzeyde bir stratejik güvence sunmaktadır.

Bu durum, BRICS gibi yükselen çok taraflı platformların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu platformlar daha çoğulcu bir uluslararası düzene doğru yaşanan kapsamlı dönüşümü yansıtmaktadır.

Bununla birlikte, bu platformlar yerleşik güvenlik çerçevelerinin veya oturmuş kurumsal yapıların yerine geçen yapılar olarak algılanmamalıdır.

Avrupa ile derin ekonomik bağlara sahip olmakla birlikte, Küresel Güney ile de güçlü ilişkiler sürdüren NATO üyesi bir ülke olan Türkiye için asıl zorluk, temel stratejik çapalarını zedelemeksizin birden fazla platform arasında dengeyi sağlamaktır.

Çok Kutuplu Bir Dünya — Ama Blok Temelli Değil

BRICS'in yükselişi, küresel yönetişimde kademeli bir dönüşümün habercisi olduğunu şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya koymaktadır. Yükselen ekonomilerin sesi giderek daha güçlü çıkmakta ve küresel kurumların reformuna yönelik talepler artık görmezden gelinmesi güç bir noktaya ulaşmaktadır.

Ne var ki hem Batı hem de Batı dışı çerçevelerin kilit aktörü olan Hindistan'ın gelişen rolü, şekillenmekte olan dünya düzeninin çok kutuplu ama blok temelli olmayan bir nitelik taşıyacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Hindistan gibi ülkeler, katı ittifaklar yerine esnek ortaklıklar aramayı sürdürecektir.

Türkiye için bu gerçeklik, uluslararası ilişkilerin basit ama kalıcı bir ilkesini bir kez daha teyit etmektedir: Ortaklıkların çeşitlendirilmesi değerlidir; ancak güvenilir güvenlik güvenceleri ve kurumsal ittifaklar vazgeçilmez olmaya devam etmektedir.

Kaynaklar ve Referanslar

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU