Ümit Burnu’nda ramazan, sene 1864

Doç. Dr. Halim Gençoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: X

On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı Devleti, Avrupa sömürgeciliğinin Afrika kıtasını tahrip ettiği bir dönemde, Güney Afrika’daki Müslüman topluluklara yönelik eğitim ve dinî rehberlik misyonuyla dikkat çekici bir yumuşak güç sergilemişti. Erzurumlu Müderris Ebubekir Efendi’nin 1862 yılında Cape Town’a gönderilmesi, bu politikanın somut bir örneğidir. Sultan Abdülaziz’in iradesiyle ve Kraliçe Viktorya’nın talebi üzerine gerçekleşen bu görev, yerel dil öğrenimi, eğitim kurumlarının kurulması ve mezhep çatışmalarının çözümü gibi unsurlarla fedakar bir yaklaşımı temsil eder. Ebubekir Efendi’nin 1864 yılı Ramazan ayında Güney Afrika Müslümanları için Sultan Abdülaziz Han’a yazdığı mektupta şöyle diyordu:

Devletlü, inâyetlü, kerâmetlü, Sultân Abdülazîz Hân-ı Gâzî hazretlerinin mübârek dest-i hümâyûnlarına,

Ümit Burnu’nda vazife-i şerîfe-i hilâfet-penâhî ile bulunduğum esnâda, Ramazân-ı şerîf-i mübârek hulûl buyurmuş ve ahâlî-i müslimîn-i bu havalide büyük bir şevk u heyecan ile karşılamışlardır.

Ramazân-ı şerîfte mektebimizde tertîb eylediğimiz ders-i âlîlerde, Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ve tefsîr-i şerîfi ile iştigâl olunmuş, terâvîh namazlarında cemâat-i kesîre ile edâ-yı salât-ı terâvîh kılınmış, minâresiz mescidlerimizde ezân-ı Muhammedî okunmuş ve hutbe-i şerîfede hazret-i padişah-ı âlî-şânın ismi celîli zikr olunarak duâ-yı hayr-ı devlet-i ebed-müddet edilmişdir.

Lâkin bu havalideki fukarâ-yı müslimînin hâli gâyet perîşân olup, Ramazân-ı şerîfte dahi kifâyet mikdârında erzak ve levâzımât bulunamamaktadır. Eğer hazret-i hilâfet-penâhînin lutf u inâyet-i âlîyesi ile birkaç sandık Kur’ân-ı Kerîm ve tefsîr kitâbları ile biraz da nakdî i’âne irsâl buyurulursa, kulunuzun himmetiyle fâide ve hayr hâsıl olur ve ahâlî-i müslimînin kalbleri pâdişâh-ı âlî-şâna daha ziyâde merbût olur.

Bu bâbda emr u fermân hazret-i mülûkâneye âiddir.

Ümit Burnu – Cape Town, Ramazân-ı şerîf 1280

Müderris Ebubekir Efendi bu mektubunda eğitim faaliyetlerinin haricinde yerli halkın sosyal ve ekonomik durumu hakkında devlete bilgi verip Hilafet makamından yardım istemişti.

Günümüz Türkiye’sinin Afrika politikalarında Osmanlı mirasının işte bu yönü yeterince öne çıkarılamamaktadır. Merhum Halil İnalcık hocanın da işaret ettiği gibi Osmanlı mirasını görmezden gelerek devletler arasındaki tarihi münasebetleri izah etmek mümkün değildir. Türklerin Batı milletlerine kıyasla Afrika’daki en büyük farkı hizmet esasına dayanan bu tarihi geçmiştir.

On dokuzuncu yüzyıl, Avrupa emperyalizminin Afrika’yı medenileştirme kisvesi altında sistematik talan ettiği bir dönemdir. Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’da ellerin kesilmesiyle simgelenen vahşet, Almanların Namibya’da Herero ve Nama soykırımında uyguladığı katliamlar ve Fransızların Cezayir’de milyonlarca insanı öldürdüğü hadiseler, bu dönemin karanlık yüzünü ortaya koyar. 21. yüzyılda bile maden çıkarma faaliyetleri nedeniyle çocuk işçilerin kullanımı ve köylerin zorla boşaltılmasının devam ettiği görülmektedir. Buna karşılık Osmanlı Devleti, aynı coğrafyada farklı bir yaklaşım benimsemiş; zor kullanmak yerine eğitim ve kültürel etkileşim yoluyla yerli halklara hizmet etmiştir. Bu bağlamda Erzurumlu Müderris Ebubekir Efendi’nin Cape Town’daki misyonu, Osmanlı’nın vicdanî mirasının en çarpıcı örneklerinden biridir.

Ebubekir Efendi’nin Görevi ve Faaliyetleri

Seyit Ebubekir Efendi Erzurum kökenli bir fıkıh âlimi ve teoloji profesörüydü. Dört mezhebe hâkimiyeti ve doğu dillerindeki yetkinliğiyle tanınan Ebubekir Efendi, 1862’de Sultan Abdülaziz tarafından Cape Town’daki Müslüman topluluğa dinî eğitim vermek üzere görevlendirildi. Bu karar, Cape Müslümanlarının 1857 ve 1862 tarihli mektuplarıyla İstanbul’a ilettikleri talepler üzerine alınmıştı. Kraliçe Viktorya’nın Sultan’a yazdığı mektup da bu süreci hızlandırmış, Kraliçe bir İngiliz sömürgesine bağlı Müslüman cemaat içindeki mezhep çatışmalarını acilen gidermeyi amaçlamıştı.

Ebubekir Efendi, 1863 yılının Ocak ayında Cape Town’a ulaştı. Elimizdeki mektuplarına göre karşılaştığı manzara pek kolay çözülebilecek gibi bir mesele değildi. Sömürge yönetimi altında Müslümanlar dinî eğitimden yoksun ve gruplar arasında çatışmalar yaygındı. Ebubekir Efendi büyük bir sabırla, sil baştan bir yaklaşım benimseyerek yerel dili öğrenerek halkla doğrudan iletişim kurdu. Erzurum taş konak adını koyduğu evini bir medreseye dönüştürdü, yüzlerce öğrenciye Kur’ân, fıkıh ve İslâmî ilimler öğretti. Beyânü’d-Dîn ve Merasidüd -Din gibi eserlerini burada kaleme aldı ve bunlar Osmanlı Maarif Nezareti tarafından bastırıldı. Ümit Burnu’nda Muslim Theological School adlı mektebin kurulmasıyla yeni nesiller yetiştirdi. 17 yıl boyunca Cape Town’da kalan Efendi, 1880’de vefat etti ve Tana Baru Mezarlığı’na defnedildi. Bu misyon, Osmanlı hilafetinin temsilî bir uzantısı olarak vicdanî bir yumuşak güç örneğini teşkil eder.

Batılı güçler Afrika’yı kaynak talanı için katliam ve zorla çalıştırmayla yönetirken, Osmanlı yaklaşımı eğitim ve hizmet odaklıydı. Ebubekir Efendi’nin dili öğrenip halkı eğitmesi, sömürgeciliğin aksine kültürel saygı ve entegrasyon vurgusu taşır. Günümüzde ise bazı Batılı şirketlerin maden bölgelerinde çocuk işçiliği ve çevresel yıkım devam ederken, Osmanlı mirası bu bağlamda hâlâ ilham vericidir.

Afrika Diplomasisine Ebubekir Efendi’den Dersler

Türkiye’nin Afrika politikaları yardım paketleri ve kıtadaki ekonomik yatırımlarla yumuşak güç unsurları içermektedir.  Ancak Ebubekir Efendi gibi figürlerin “rol model” olarak tanıtılamaması, unutulan tarihi bağları hatırlatamamak açısından büyük bir eksikliktir. Afrika’da görev yapan büyükelçilerin bu konudaki isteksiz hareketleri buna somut bir örnektir. Ebubekir Efendi adına Güney Afrika’daki büyükelçilik nezdinde halen bir programın yapılmamış olması bu iddiamıza delil teşkil eden misallerdendir. Günümüze kadar büyükelçilik yada Güney Afrika’da faaliyet yapan kurumlarımızın onun torunlarına bir iftar yemeği dahi düzenlememiş olması yine aynı zaafiyeti ortaya koyuyor. Ne yazıkki dışişlerimizin bazı birimlerinde Osmanlı mirasını sahiplenmede imtina eden bir yaklaşım hâkimdir. Halbuki 2005 senesini Afrika yılı ilan eden Cumhurbaşkanımızın verdiği mesaj son derece önemliydi. Afrika ülkeleriyle yapılan ticari faaliyetler kültürel çalışmalarla taçlandırılmazsa zamanla yerli halkın zihnen sahiplenmeyeceği münasebetler sadece iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler olarak algılanacaktır. 

 Bugün Cape Town Milli Arşivi’nde bile Osmanlıca belgeler ve bazı eserler (Beyânü’d-Dîn, Urfa Salnamesi, Marifetname vb.) özel bir koleksiyonda muhafaza edilmektedir. Her yıl düzenlenen Antalya diplomasi formunda çeşitli ülkelerin büyükelçilerine Ebubekir Efendi gibi bir şahsiyetin tanıtılmaması yine aynı diplomasi zaafını ortaya koymaktadır. Esasında kıtada hazine değerinde bir tarih, derin bir medeniyet köprüsü ve unutulmaz bir diplomasi mirasımız vardı.  Yeter ki biz bu mirası layıkıyla tanıyıp, diplomasi masalarında da hakkıyla temsil edelim.

(Güney Afrika’nın Durban şehrinden Hacı Adem tüm mirasını 1939 yılında Kızılay’a bağışlamıştı. Unutulmayan iyilikler, bazen böyle kıtaları aşar. Bu belgeler Türkiye - Afrika diplomasisinde kullanılmayı bekliyor.)

 

Sonuç

Ebubekir Efendi’nin Cape Town’daki adanmışlığı, Osmanlı’nın gerçek yumuşak gücünü simgeler. Eğitim, dil öğrenimi ve vicdanî yaklaşım Osmanlı Devleti’nin Afrika’da bıraktığı kültür mirasının tezahürüdür. Batı sömürgeciliğinin talanına karşı bu miras, günümüz Afrika politikalarında daha fazla sahiplenilmelidir.  Müderris Ebubekir Efendi belgesellerle, konferanslarla Türkiye ve Güney Afrika’da tanıtılmalıdır. Cape Town Milli Arşivi’ndeki Osmanlı koleksiyonu, bu bağın en somut kanıtlarındandır ve mutlaka gelecek nesiller için fayda sağlayacaktır. Osmanlı kültür mirasını ideolojik zaaf olmadan tam anlamıyla sahiplenmek, Türkiye’nin küresel yumuşak gücünü güçlendirecek ve kıtada gerçek potansiyelini ortaya koyacaktır.

Kaynaklar

Gençoğlu, H. (2016). Güney Afrika’da unutulan bir Osmanlı nesli: Güney Afrika’da Osmanlı izleri. Tezkire.

Gençoğlu, H. (2017). Güney Afrika’da ırkçılığın tarihsel kökenleri. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2(2), 79–120.

Gençoğlu, H. (2018). Ottoman traces in southern Africa: The impact of Turkish emissaries and Muslim theologians. Libra Kitapçılık ve Yayıncılık.

Gençoğlu, H. (2018). Güney Afrika’da Osmanlı izleri. Tezkire Yayınları.

Gençoğlu, H. (2019). Güney Afrika Milli Arşivlerinin Osmanlı tarih yazıcılığı açısından önemi. Belleten, 83(298), 933–964.  https://doi.org/10.37879/belleten.2019.933

Gençoğlu, H. (2019). The significance of Turkish archives for South African historiography. Bulletin of the National Library of South Africa, Cape Town.

Gençoğlu, H. (2020). Ottoman cultural heritage in South Africa: Islamic legacy of the Ottoman Empire at the tip of Africa (archival records, photos and documents) / Güney Afrika’da Osmanlı kültürel mirası: Osmanlı İmparatorluğu’nun Afrika’nın ucundaki İslam mirası (arşiv kayıtları, resimler ve belgeler). Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Gençoğlu, H. (2020). Türk arşiv kaynaklarında Türkiye-Afrika / Turkey-Africa in the Turkish archival sources. SR Yayınevi.

Gençoğlu, H. (2021). First Black military pilot of the world: Ottoman Lieutenant Ahmet Ali Bey 1883–1969. International Journal of European Studies, 5(1), 1–10.  https://doi.org/10.11648/j.ijes.20210501.11

Gençoğlu, H. (2018) Güney Afrika’da zaman ve mekân - Ümit Burnu’nun umudu Osmanlılar. Libra Kitap.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU