Trump’ın yanlış hesabı: Hamaney, Maduro değildi

Behruz Hasanov, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat’ta İran’a yönelik askeri operasyon başlattığında hesap basitti: Rejimin lideri ortadan kaldırılırsa, halk ayaklanır ve sistem çöker. Washington ve Tel Aviv’deki stratejik düşünce büyük ölçüde bu varsayıma dayanıyordu: Lideri hedef al, sistemi sars ve rejimin çöküşüne tanıklık et! 

Hesap tutmadı!

Neden mi?

Bazen bir liderin ortadan kaldırılması, rejimi yıkmak yerine onu daha güçlü bir ideolojik yapıya dönüştürebilir. Trump yönetiminin İran konusunda yaptığı en büyük yanlış da tam olarak burada yatıyor olabilir. Çünkü İran, Venezuela değildir.

Nicolás Maduro yıllardır ülkesini derin bir ekonomik kriz, daha da önemlisi manevi bitkinlik, umutsuzluk içinde yönetmişti. Enflasyon, yoksulluk, kitlesel göç ve siyasal baskı, Venezuelalıların günlük hayatının parçası haline gelmiş; milyonlarca insan ülkeyi terk etmişti. Belirtmekde fayda var, Maduro yönetimi toplumun geniş kesimleri için ideolojik bir referans noktası değildi. Onun etrafında güçlü bir inanç ya da kutsallık anlatısı yoktu.

Bu nedenle ABD tarafından Maduro’nun yakalanması veya iktidardan uzaklaştırılması, birçok Venezuelalı için ulusal bir trajediden çok bir kurtuluş ihtimali olarak görüldü. Hatta halk, normalde bir ulus için utanç kaynağı sayılabilecek bu olayı sevinç gösterileriyle karşıladı.

İran ise tamamen farklı bir yapıya, toplum blincine sahip. Mesala, tarafların, özellikle Trump’un açıklamalarına bakacak olursak, sözde bir kaç güne bitecek olan savaşın haftalarla, hatta aylarla uzayabileceği ihtimalinden söz ediliyor.

Tabi, İran’ın çatışmayı kaybedeceği neredeyse kesin görünüyor; peki ya savaşın kendisi?

Objektif ve sübjektif nedenlerden dolayı teokratik rejim, 47 yıldır iktidarını sürdürse de şimdiye kadar uluslararası toplumun gözünde tam anlamıyla meşruiyet kazanabilmiş değildi. Ancak savaşın devam ettiği her gün, normalde despotik yönleriyle anılan İran rejimi, gerek uluslararası toplumun gözünde, gerek İslam dünyasında, gerekse ülke içinde giderek daha fazla meşruiyet kazanıyor. Ve zihinleri kontrol ediyor.

Artık rejim, “İslam düşmanları” tarafından şehit edilen bir lider hikâyesine de sahip. Üstelik bu lider seyyit, yani peygamber soyundan geliyor. Yeni Ayetullah’ın dün halka hitabında söylediği cümle, İran yönetiminin gelecek stratejisini anlamak için ipucu niteliğinde: “Ayetullah Hamaney Kur’an okurken şehit oldu.”

(Şimdi İran’da bazı dini mercekler tarafından Hamaney, İmam Hüseyn’le kıyaslanıyor). Şehitlik, özellikle dini ideolojiye dayanan sistemlerde güçlü bir mobilizasyon aracıdır. Milyonların biat ettiği dini liderin yabancı düşmanlar tarafından öldürülmesi, şehit edilmesi, rejimin zayıflaması yerine onu güçlendirebilir; hatta kutsallaştırılmasına yol açabilir. İşte Trump yönetiminin stratejik hatası burada ortaya çıkıyor.


Mevcut teokratik yönetimin devamlılığı ve dini-ideolojik propagandanın etkili biçimde sürdürülmesi için bu son derece değerli fırsatı Trump adeta İran yönetimine hediye etmiş oldu.

Bu nedenle Hamaney’in ortadan kaldırılması, rejimin sonu değil, yeni bir dini-siyasi mitolojinin başlangıcı kibi de algılana bilir. Bundan sonra İslam aleminde, özellikle İran toplumunun hafızasında Ayetullah Hamaney yalnızca bir siyasi figür olarak hatırlanmayacak.

Kahraman kibi anılacak!

Büyük ihtimalle mezarı, yeni bir sembole—direniş abidesine—dönüşecek; Şii-Sünni fark etmeksizin milyonlarca Müslümanın yas, öfke ve intikam duygularıyla etrafında toplanacağı kutsal ziyaret mekânı olacak.

Ve tarih bize şu paradoksu tekrar hatırlatır: Bir lideri öldürmek bazen bir rejimi yıkmaz. 

Onu efsaneleştirir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU