Körfez güvenlik illüzyonunun çöküşü: İran savaşı neyi açığa çıkardı?

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Körfez’in son yirmi yılında kurulan en güçlü hikâyelerden biri, “bölgesel fırtınaların ortasında sakin ve güvenli liman” anlatısıydı. Finans ve turizm merkezine dönüşen şehirler, gökdelenlerle çevrili sahil şeritleri ve kriz zamanlarında bile çalışan havaalanları bu imajın vitrinini oluşturdu. İran’la başlayan son savaş ise bu vitrinin camına ilk ciddi çatlakları düşürdü diyebiliriz.

İran’ın 6–7 Mart geceleri boyunca Körfez’e gönderdiği füze ve İHA dalgaları, BAE’den Katar’a kadar uzanan hatta havaalanlarını, otelleri, konut alanlarını ve enerji tesislerini hedef aldı. 

Birkaç gün önce “uzaktaki bir kriz” gibi konuşulan çatışma, bir anda Dubai ve Doha semalarında sirenlere, hava savunma izlerine ve enkaz görüntülerine dönüştü. Yıllardır inşa edilen  gösterişli güvenli liman algısı  böylece ilk ciddi stres testine girmiş oldu.

Bu manzarayı daha iyi anlamak için önce Körfez’in son yıllarda kurduğu hikâyeye, ardından savaşın bunu nasıl zorladığına bakmak gerekiyor.

Bir Gecede Dağılan Güvenlik Hikâyesi

Körfez monarşileri uzun süredir kendilerini bölgenin geri kalanından ayıran bir çerçeve çiziyordu. Çatışmaların, iç savaşların ve darbelerin yaşandığı coğrafyanın ortasında “istikrar adası” olma iddiası taşıyorlardı. Yatırımcıya anlatılan hikâye basitti. Siyasi risk düşük olacak, güvenlik şemsiyesi güçlü olacak, altyapı kesintisiz işlecek ve böylece para ve insan için burası güvenli adres olacak.

İran’ın son saldırıları bu anlatının tam kalbine dokundu. Birkaç gün içinde Körfez’deki birçok noktaya yüzlerce füze ve İHA yönlendirildiği, bunların önemli bir bölümünün hava savunması tarafından düşürüldüğü, ancak bazı İHA’ların  Dubai Havalimanı  ve çevresindeki otel ve konut alanlarına isabet ettiği ifade ediliyor. Bir anda “güvenli transit merkezi” olarak pazarlanan bir havalimanı kriz haritalarında hedef noktalardan biri haline geldi.

Resmî açıklamalarda kayıpların sınırlı olduğunun, hava savunma sistemlerinin büyük kısmı durdurduğunun altı çiziliyor. Ama bana kalırsa asıl mesele kaç füzenin imha edildiği değil. Bir İHA’nın bile terminale ya da pist yakınına düşmesi, yıllardır özenle üretilen “güvenlik garantisi” algısına gölge düşürüyor. “Körfez’in vitrin şehirleri ilk kez bu ölçekte ve doğrudan vurulmuş oldu” ifadesi abartı sayılmaz.

Füze Yağmuru Altında Yeni Güvenlik Hesabı

Savaşın ilk haftasında Körfez’e yönelen saldırıların niteliği de başlı başına bir mesaj içeriyor. İlk dalgada askeri tesisler ve ABD üsleri öne çıkarken, sonraki günlerde enerji, liman ve sivil altyapı hedeflerinin de devreye girdiği görülüyor. Hava savunma sistemleri çok sayıda füze ve İHA’yı havada imha etti; buna rağmen bazı saldırılar havaalanları ve yakın çevresine kadar sızmayı başardı.

Bu durum, son yıllarda Körfez’in büyük yatırım yaptığı çok katmanlı savunma mimarisinin sınırlarını göz önüne serdi. Uzun menzilli sistemler balistik füzeleri hedef alırken, düşük irtifa ve düşük maliyetli İHA’ların hepsini süzgeçten geçirmek kolay değil. Özellikle büyük şehirlerin etrafında yoğun sivil altyapı bulunması “sıfır isabet” iddiasını zaten gerçekçi olmaktan uzaklaştırıyor.

Buradan bakınca, Körfez başkentlerinin önünde zor bir denklem duruyor. Bir yanda İran’la doğrudan savaş alanına dönüşmek istemeyen, ticaret ve yatırım akışını korumaya çalışan yönetimler var. 

Öte yanda ise kendi topraklarının yanı sıra oraya taşınmış küresel sermayeyi, yabancı işgücünü ve turistleri korumakla yükümlü hale gelen bir güvenlik algısı bulunuyor. Güvenlik mimarisi tartışması bu yüzden yalnız askeri kapasiteyle açıklanamaz, ek olarak siyasi tercih ve dış politika yönelimi üzerinden de ele alınmalı.

Piyasalar ve Siyaset: Güven Kelimesinin Bedeli

Saldırıların ardından Körfez’in finans vitrininde de önemli sarsıntı yaşandı. BAE ve Katar borsaları birkaç günlüğüne işlemleri durdurdu. Yeniden açıldıklarında Dubai endeksinde bir günde yaklaşık  yüzde 5’e  varan kayıp, Abu Dabi’de ise daha sınırlı fakat dikkat çekici bir düşüş görüldü. Hava sahasının geçici olarak kapanması, çok sayıda uçuşun iptali, havayolu ve turizm hisselerinde sert satışları tetikledi.

Bu kayıplar küresel ölçekte büyük bir kriz sayılmayabilir. Ancak Körfez’in kendisi açısından anlamı farklı. Çünkü bu bölgenin çekiciliği yalnızca vergi oranları veya altyapı kalitesi üzerinden anlatılmıyor. En güçlü satış argümanı, “siyasi ve güvenlik riskinin sınırlı olduğu” fikriydi. Borsadaki panik satışlar tam da bu varsayımın sorgulandığı anı işaret ediyor diye okumak mümkün.

Kısa vadede devlet fonları, merkez bankaları ve büyük yerel oyuncular dalgalanmayı kısmen yumuşatabilir. Asıl önemli olan, orta vadede yatırımcıların risk hesabının nasıl değişeceği. Sigorta maliyetleri, enerji ve nakliye primleri bölgedeki projelerin finansman maliyetine doğrudan yansıyacak. Güvenlik priminin yükseldiği her durumda, Körfez’in bugüne kadar sunduğu cazibe paketi yeniden hesaplanmak zorunda kalacak.

Körfez’in Yeni Güvenlik Mimarisine Doğru

Söz konusu saldırıların bir başka sonucu ise Körfez’in İran’la ilişkisini ve bölgesel konumunu yeniden düşünmek zorunda kalması oldu. Son yıllarda yürütülen diplomasi trafiği büyük ölçüde gerginliği düşürmek, ticareti artırmak ve vekâlet savaşlarını sınırlamak hedefiyle ilerliyordu. Bugün gelinen noktada ise İran’ın füze ve İHA kapasitesinin doğrudan Körfez şehirlerine yönelebileceği artık somut bir gerçek.

Bu koşullarda yeni bir müzakere dönemine girilirse masada sadece nükleer program olmaz. Körfez başkentleri için asıl kritik başlık, füze ve İHA programının hangi sınırlar içinde tutulacağı, hangi denetim mekanizmalarına bağlanacağı olacak. 

Aynı zamanda Körfez içi işbirliği modelleri, hava savunma entegrasyonu ve radar paylaşımı gibi teknik konular da daha fazla gündeme gelecek. Sadece ABD şemsiyesine yaslanan bir güvenlik modelinin yaşananlardan sonra eskisi kadar rahatlatıcı bir çerçeve sunmadığını söylemek mümkün.

Bunun yanında bölge dışı aktörlerle kurulacak savunma ilişkileri de yeniden masaya gelecek gibi görünüyor. İsrail ile hava savunma alanında derinleşen temaslar, Türkiye ve Avrupa ülkeleriyle savunma sanayi işbirlikleri, Körfez’in yeni dönemde daha karmaşık ama daha yaygın bir güvenlik ağının parçası olmaya yöneldiğini gösterebilir. Her yeni adım hem İran’la dengeleri hem de Körfez içindeki güç rekabetini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.

Son iki haftada yaşananlar, kanaatimce çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Parlak gökdelenler, dev alışveriş merkezleri, her an açık kalan havaalanları ve uluslararası etkinlikler tek başına kalıcı güvenlik hissi üretmeye yetmiyor. İran’ın Körfez’deki hedeflere yönelik saldırı dalgaları, bu gösterişli vitrinlerin arkasında ne kadar kırılgan bir gerçeklik olduğunu göstermiş durumda.

Bugün gelinen noktada öne çıkan soru şuna işaret ediyor: Körfez başkentleri, bugüne kadar inşa ettikleri “çatışmadan uzak, yatırımı cezbeden güven alanı” hikâyesini küçük rötuşlarla sürdürmeye mi çalışacak yoksa bölgenin geri kalanını da içine alan daha gerçekçi ama daha zor bir güvenlik mimarisine doğru mu yönelecek? 

Bu tercih, hem Körfez’in geleceğini hem de burayı hâlâ “güvenli liman” olarak gören küresel aktörlerin risk hesabını uzun süre etkileyecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU