Değerli okuyucular, Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun. Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bu yazımda, sanat tarihine iz bırakmış, zorlu yaşam koşulları altında, ölümsüz eserler ortaya çıkarmış bazı kadın sanatçılardan bahsedeceğim. Kadınlar, Antikçağlardan beri sanat eserleri ürettiler ama çoğunlukla göz ardı edilip, sanat tarihinin dışında bırakıldılar. Buna rağmen, ressamlık yapan pek çok kadın vardı. Kadın sanatçılar, erkek sanatçıların kabul gördüğü dönemlerde, çalışmaktan vazgeçmeyip, sanat tarihine önemli eserler bıraktılar…
Yüzyıllar boyunca kadınların, sanat dersleri almaları, sanat akademileri ve topluluklarına girmeleri, sanat yarışmalarına katılmaları ve eserlerini sergilemeleri engellendi. Tarih öncesindeki sanatçıların çoğu, büyük olasılıkla kadın olsa da, toplumda kadın sanatçılar, nadiren kabul gördüler. Bütün zorluklara rağmen, ressamlık yapan pek çok kadın vardı ama bu kadınların sanatı, nadiren erkeklerin sanatı gibi takdir ediliyordu.
Sanat tarihinde, sanat akımlarının çoğunda, erkek sanatçılar ön planda olmuştur. Çoğu sanat akımı, kadını dışlamıştır. Bazı sanat akımlarında eserler üreten kadınlar, genellikle erkek sanatçılar kadar tanınmaz. Bazı kadınlar, yetişme şekilleri, benzersiz bakış açıları ve ürettikleri sanat eserleriyle, sanat ile ilgili insanların bakış açılarını, kalıcı bir şekilde değiştirdi. Pek çok kişi, bazı sanat eserlerinin, kadınlar tarafından yapılmış olabileceğine inanmadı. Gerçekler ortaya çıkınca, o eserler sayesinde, kadınların neler yapabileceği hakkındaki görüşler değişti.
İlk Kadın Tarafından Yapılan Otoportre
Kendi Otoportresini Çizen Sanatçı Caterina van Hemessen
Caterina van Hemessen, 16. yüzyılda, profesyonel sanatçı olmayı başaran, çok az sayıda kadından biriydi. O dönemde, Avrupa’da kadınların, ressam olarak çalışmasının önünde resmi bir engel olmamasına rağmen, bu son derece zordu. O dönemde, profesyonel kabul edilebilmek için, 15 yaşına basmadan önce, dört yıl boyunca, usta bir ressamın yanında çıraklık yapılması gerekiyordu. Bu durum, ressam ve ustanın bir arada yaşaması anlamına geliyordu. O dönemde bu durumun, genç kızlar için uygun bir şey olmadığı düşünülüyordu.
Ancak Caterina, sanatçı olan Jan Sanders van Hemessen’in kızıydı. Bundan dolayı, çıraklık dönemini evde tamamlayabildi. Daha sonra, Anvers’teki ressamlar loncasına kabul edildi. Kariyerine iyi bir başlangıç yapan sanatçı, çoğunlukla, kadınların yer aldığı portreleri (1540-1550’lerden) günümüze kadar ulaştırdı. Ayrıca, Flaman Bölgesi’nin yöneticisi olan Avusturyalı Maria’nın himayesinde olmayı da, başardı. Sanatçının tablolarının hiçbiri, 1554’te, evlendikten sonraki döneme ait değildir.
Sanatçı, o dönemde kendi otoportresini çizerek, geleneklerin dışına çıktı. Caterina, çalışırken, diğer sanatçılar gibi iş kıyafetleri giymiyordu. O dönemde sanatçılar çalışırken, kendilerini boya sıçramalarından korumak için, önlük giyiyordu. Ancak Caterina, ailesinin soylu statüsünü yansıtan, pahalı bir kadife elbise giyiyordu. Caterina’nın, kendi otoportresini çizdiği resim, sanat tarihinde önemli bir yeniliği temsil etti. Bu resim, o dönemde bir kadın tarafından yapılan ilk otoportredir. Hem de ilk kez bir sanatçı, kendini resim yaparken tasvir etti. Bu resimden önce, pek çok otoportre yapıldı, ancak bir ressam, kendini çalışırken tasvir etmedi..
Rachel Ruysch
Seçkin bir botanikçi ve doktorun kızı olan Rachel Ruysch (1664-1750), çiçek natürmortları ile, tanınmış bir ressamdır. Sanatçının eserleri, Hollanda ve Almanya’nın önemli çevrelerinde ilgi gördü. Ruysch, yaşamı boyunca resimlerinden, birçok ressama göre daha fazla para kazandı. Rachel Ruysch, 15 yaşında Lahey’den Amsterdam’a taşınıp, Willem van Aelst’a çıraklık etmeye başladı. Evlenip, 10 çocuğa sahip olmasına rağmen, çalışmaya devam etti. 1701 yılında, Confrerie Pictura Sanatçılar Derneği’nin ilk kadın üyesi oldu. 1708 yılında, Düsseldorf’da, Seçici Saray Üyesi II. Johann Wilhelm’in saray ressamı olarak atandı. Sanatçı, babasından öğrendikleri sayesinde, bitkilerin ve böceklerin imgelerini kusursuz bir biçimde tasvir etti.
Frida Kahlo
“Kendi Gerçekliğimin Resmini Yaptım”
Alman ve Meksika kökenli olan Magdalena Carmen Frida Kahlo, Mexico City’de büyüdü. Altı yaşındayken çocuk felcine yakalanan sanatçı, dokuz ay boyunca yatağa bağlı kaldı. İyileştikten sonra da topal kalan Frida, 17 yaşında bir trafik kazası geçirip, ağır yaralandı. Aylarca hastanede yatan Frida, bu süreçte, yatağında resim yapmaya başladı. Geçirdiği trafik kazasından dolayı, hayatı boyunca dinmeyen kalça, sırt ve bacak ağrıları yaşadı. Daha sonra, kendisinden 21 yaş büyük olan sanatçı Diego Rivera ile tanıştı. Diego ile evlenen sanatçının ilişkisi çok dengesizdi ve bu yüzden çok mutsuz oldu. O dönemde Frida, sağlığı ile ilgili de sorunlar yaşıyor ve birçok operasyon geçiriyordu. Mutsuz olan sanatçının psikolojik durumu, eserlerine de yansımıştır. Frida yaşamında yaşadığı talihsizlikleri, resimlerinde simgesel bir dille ifade etti.
Frida Kahlo’nun hayatı günümüzde, hala güçlü bir kadın ikonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşadığı duygusal ve fiziksel acıları, eserlerine yansıtan Frida Kahlo, unutulmaz kadın sanatçılardan biridir.
Kaynakça:
Hodge, Susie (2024), 100 Başyapıtta Sanat: En Önemli Sanat Eserleri Ne Anlatıyor?, İstanbul: Say Yayınları.
Hodge, Susie (2022), Sanatçı Kadınların Kısa Öyküsü, İstanbul: Hep kitap Yayınları.
Trend, Nick (2024), Sanat Tarihinde İlkler: 30 Öncü Eserde Sanatın Öyküsü, İstanbul: Hep Kitap.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish