Tahran’ın o puslu sabahında, Hamaney’in ölümüyle sarsılan ve Devrim Muhafızlarının ileri gelen komutanlarından General İbrahim Jabbari’nin “gizli silah” tehditleriyle yankılanan bu devasa kaos, aslında bize tek bir şeyi söylüyor: Ortadoğu’da “eski dünya” düzeni, yerini tarihin en karanlık ve en teknolojik hesaplaşmasına bıraktı. Bundan sonra ne mi olur? Gelin, bu barut kokulu denklemin kodlarını birlikte çözelim.
Bundan sonraki ilk perde, ”Başsız Ejderha” sendromudur. İran gibi ideolojik bir devlette lider kadrosunun bu şekilde tasfiye edilmesi, sistemi ya tamamen çökertecek ya da en uç radikalizme sürükleyecektir. General Jabbari’nin o meşhur “stokların dibindekileri attık” resti, muhtemelen Mart ayının geri kalanında bir intihar saldırısı doktrinine dönüşecek. Tabii bunun bir blöf olma ihtimali de yok değil. Lakin şu gayet bariz ki, artık ABD'nin karşısında diplomatik bir muhatap yok. Elinde her yöne manevra kabiliyeti olan ve radar sistemlerini alt edebilen, hipersonik Fettah füzeleri, nükleer eşiği zorlayan o “hiç görülmemiş” mühimmatı ve intikam yemini etmiş bir Devrim Muhafızları ordusu var.
Trump tarafında ise durum net: ”Checkmate” (Şah-Mat) hamlesini yapmak için acele edecektir. Trump, İran’ın bu yönetim boşluğunu bir fırsat bilerek, ülkenin enerji altyapısını ve nükleer tesislerini tamamen devre dışı bırakacak o nihai “Büyük Balyoz” operasyonunu genişletecektir. Ancak burada gözden kaçırılan bir risk var: Asimetrik tırmanma. İran’ın uyuyan hücreleri ve bölgedeki vekil güçleri (Lübnan’dan Yemen’e kadar), “görülmemiş silahlar” kategorisindeki otonom drone sürülerini ve siber sabotaj araçlarını devreye sokarak savaşı İsrail’in ve Körfez’in kalbine, sivil yerleşimlerin tam ortasına taşıyacaktır.
Mart ayının sonuna doğru bizi bekleyen asıl kabus, Hava Savunma Paradoksu’nun çöküşüdür. Eğer Jabbari’nin bahsettiği o “derindeki” füzeler gerçekten hipersonik kabiliyete sahipse ve bunlar sürü halinde fırlatılırsa, bugün bölgeyi koruyan o milyar dolarlık kalkanlar yetersiz kalabilir. Bu, İsrail’in tarihinde görmediği bir yıkımla, İran’ın ise haritadan silinme riskiyle karşı karşıya kalması demektir.
Netice itibarıyla; Bu noktadan sonra savaşan taraftar için diplomasi masası artık bir antika dükkanındaki tozlu bir mobilyadan ibaret. Bundan sonra söz sırası, Jabbari’nin (eğer cidden varsa) depolarda sakladığı o “teknolojik canavarlar” ile Trump’ın “demir yumruğu” arasındadır. Mart 2026, sadece bir savaşın değil, bir devrin kapanışının hikayesi olarak tarihe geçecektir.
Hürmüz Boğazı’nın İran’ın asimetrik güçlerince kapatılması, petrol fiyatlarını bir gecede 100 dolar bandına fırlatabilir. Bu, sadece bir zam dalgası değil; Batı ekonomilerinin çarklarının durması, lojistik zincirlerin kopması ve küresel bir hiperenflasyon sarmalı demek olacaktır. Nihayetinde Trump’ın “Balyozu” petrolü kurtarmaya yetecek mi, yoksa Jabbari’nin kastettiği “gizli silah stokları” dünya ekonomisini karanlığa mı gömecek? Mart ayı sonu bu sorunun cevabını kanlı bir faturayla önümüze koyacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish