Türkiye’de göç tartışmaları çoğu zaman kayıt dışı ekonomi üzerinden yürütülüyor. Oysa resmî veriler, mültecilerin ve yabancıların kayıtlı istihdama katılımına dair daha farklı bir tablo sunuyor. Bu yazı, 2009–2024 döneminde Türkiye’de yabancılara verilen çalışma izinlerine ilişkin yıllık raporlara dayanıyor ve göçün ekonomik etkilerine dair önemli ipuçları sunuyor.
Türkiye’de yabancıların çalışma hayatına katılımı, 2003’te yasal bir zemine kavuştu. Bu tarihten önce, özellikle 1980’ler ve 1990’larda yabancı işgücü belirli sektörlerle sınırlıydı ve çoğu zaman yönetmelik ve genelgelerle düzenlenen dar bir alanda faaliyet gösterebiliyordu. 2003 sonrası dönemde ise yabancı işgücünün istihdama katılımı daha sistemli ve denetlenebilir hale geldi. Çalışma izinleri hem kapsam hem de izlenebilirlik açısından daha net bir çerçeveye oturdu. Ancak, bu alandaki düzenli ve karşılaştırılabilir veriler 2009 yılından itibaren yayımlanmaya başlandığı için analizler bu dönemle sınırlı.
Yukarıdaki grafiğe bakıldığında 2009’da yaklaşık 14 bin olan izin sayısı 2024 itibariyle 300 bine yaklaştığı görülmektedir. Önemli bir kırılma noktası ise 2016 yılında yapılan yasal düzenlemeler oldu. Bu düzenlemelerle birlikte mülteciler, şartlı mülteciler, ikincil koruma statüsündekiler ve geçici koruma altındaki yabancılar, belirli koşulları sağlamaları halinde çalışma izni alabilir hale geldi. Bu adım, mülteci ve sığınmacıların çalışma hayatına katılımını artırırken, Türkiye’de yabancı işgücünün yapısını da belirgin biçimde değiştirdi.
Veriler, yıllar itibarıyla dikkat çekici bir eğilime işaret ediyor. 2011–2019 döneminde yabancı işgücüne verilen çalışma izinleri düzenli bir artış gösterdi. Ancak 2020 yılında COVID-19 pandemisiyle birlikte bu sayı keskin biçimde geriledi. Pandeminin çalışma hayatı üzerindeki etkileri, yabancı işgücüne olan talebi de doğrudan etkiledi.
Buna karşın, 2021 yılının başından itibaren pandemiden çıkış süreciyle birlikte çalışma izni başvurularında rekor düzeyde bir artış yaşandı. Bu artış eğilimi 2022-2024 yıllarında da devam etti. Özellikle turizm, hizmetler, tarım ve teknoloji gibi sektörler yabancı işgücüne olan talebin yoğunlaştığı alanlar olarak öne çıktı.
2009-2024 dönemi için yabancıların eğitim düzeyleri incelendiğinde en düşük oranın okuryazar kesime ait olduğu görülürken en yüksek oranın ise üniversite mezunlarını kapsadığı görülmektedir. Mültecilere verilen çalışma izni sayısıyla paralel olarak eğitim düzeyinin de arttığı dolayısıyla kayıtlı istihdamda daha çok nitelikli mültecilerin yer aldığı söylenebilir. Yine aynı dönem içinde çalışma izinlerini cinsiyet açısından incelediğinde, aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktadır.
Tabloda özellikle pandemi sonrasında kadınların aleyhine olacak şekilde farkın ciddi oranda arttığı görülmektedir. Bölgesel dağılıma bakıldığında ise tablo şaşırtıcı değil. İstanbul, Ankara, Antalya ve Bursa gibi büyükşehirler yabancı işgücünün en yoğun olduğu iller. Bu durum, söz konusu şehirlerdeki ekonomik çeşitlilik, iş hacmi ve sektör yoğunluğuyla yakından ilişkili.
Sonuç olarak, daha önce bir kongrede de sunduğum çalışma izinleri verileri, Türkiye’de yabancı işgücünün zaman içinde önemli dalgalanmalar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Pandeminin yarattığı geçici daralma, kısa sürede güçlü bir toparlanma sürecine bırakmıştır. Ayrıca yabancı işgücü talebinin belirli sektörlerde ve büyükşehirlerde yoğunlaştığı görülmektedir.
Bu bulgular, çalışma izinlerinin yalnızca idari bir mekanizma değil, aynı zamanda göçün ekonomik etkilerini analiz etmeye imkân tanıyan önemli bir veri kaynağı olduğunu göstermektedir. Göç tartışmalarının daha sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için, özellikle kayıt dışı ekonomiyle özdeşleştirilen mülteciler konusunda, somut ve resmî göstergelere daha fazla başvurulması gerekmektedir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish