28 Aralık 2025 pazar günü, 1 Amerikan Dolarının İran Riyali karşısında 1,42 milyon Riyal gibi astronomik bir rakama çıkmasıyla birlikte, Tahran Kapalı Çarşı’da ilk etapta sınırlı protestolar meydana gelmeye başladı.
Akabinde protestolar artarak İran’ın farklı noktalarına yayıldı. Protestolar an itibariyle İran’ın 31 eyaletinin 27’sine yayılmış durumda.
Buna rejimin teolojik hayat kaynağı olan Kum eyaleti de dahil.
Bu protestoculara mukabil güvenlik güçleri biber gazı dahil çeşitli yöntemlerle kalabalıklara müdahalede bulundu.
Gerek rejimin karakteristik özelliklerinden ve gerekse eylemlerin dozajından mütevellit çok sert müdahalelerin sonucunda, çok sayıda can kaybı ve yaralanma vakaları söz konusu olmuş vaziyette. Ve şu ana kadar Amerikan merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Ajansına göre, 36 kişi hayatını kaybetti. 1200’den fazla kişi ise yaralandı.
İran Devrim Muhafızlarına yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı ise 250 polis ve 45 Devrim Muhafızı üyesinin yaralandığını duyurdu.
Bu protestolara yönelik İran devletinin tavrına baktığımızda, Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’nın tutumu İran’da alışmışlığın dışında, farklı bir yaklaşım barındırıyor. Çünkü Pezeşkiyan gerek seleflerine nazaran ve gerekse mevcut rejimin kodlarından farklı bir şekilde, behemehal protestocuları isyancı ve Amerika, İsrail yanlısı olarak ilan etmedi. Bunun yerine onları anlamaya çalışıp ve dahası suçu kendilerinde buldu. Ülkeyi biz yönetiyoruz, ekonomik problem varsa bunun suçlusu biziz deyip, protestocuları dinlemeliyiz şeklinde bir empati kurma yoluna girdi. Ancak İran Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamaney’in tavrı pek şaşırtmadı. Devrim Lideri Hamaney iktisadi nedenlerden mütevellit sesini duyurmaya çalışanları dinlemeliyiz dedikten sonra, isyancıları dinlemek olmaz, onlara hadleri bildirilmeli dedi.
Daha sonra İran bu ekonomik kriz için bazı tedbirler aldı. İlk olarak Merkez Bankası Başkanını değiştirdi. 2022’den beri başta olan Muhammed Rıza Farzi istifa ettirildi. Farzi göreve başladığı zaman 1 ABD doları 430 bin riyalle bugüne kıyasla düşük bir seviyedeydi.
Yerine eski bir ekonomi bakanı olan Abdülnasser Hemmati İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı olarak atandı.
Beri taraftan Tahran yönetimi, her İranlıya yaklaşık 7 dolar yani bizim paramızla 301 TL para vermeyi değerlendiriyor. Hükümet sözcüsü Fatemah Mohajerani, ödeme programının 4 ay süreceğini açıkladı. Fakat bu yardım programı nakit olarak değil, kredi şeklinde banka hesaplarına temel ihtiyaçlarda kullanılması için yatırılacak.
Mohajerani’nin açıklamasına göre hükümetin planı “hane halkının alım gücünü korumak, enflasyonu kontrol etmek ve gıda güvenliğini sağlamak”.
Fakat bu 7 dolarlık yardımın İranlıların ekonomik sıkıntılarını ne boyutta giderecek bu kısımda soru işaretleri var. Bu rakamlar bulunduğumuz yerden bize komik ve gülünç geliyor olabilir, ancak İran koşullarındaki realite böyle seyrediyor. Zaten asgari ücrette 100 dolar, bizim paramızla 4 bin 300 TL ediyor. Hem bu protestolar esnasında hem de öncesinde biz İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’nın şu serzenişine şahitlik ettik: Bana diyorlar ki “maaşları arttır” bende onlara soruyorum nasıl arttırayım, bu paraların kaynağını nereden bulayım, siz söyleyin bana şeklinde karşılık veriyordu.
Protestoların uluslararası yansımaları
ABD Başkanı Donald Trump, protestolara ilişkin, “Eğer İran, her zaman yaptığı gibi barışçıl göstericileri vurur ve öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır” ifadesini kullandı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, protestoların devam ettiği İran’da halkla dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Netanyahu, pazar günü düzenlenen haftalık kabine toplantısında “İranlıların mücadelesiyle; özgürlük, hürriyet ve adalet talepleri ile dayanışma içindeyiz” diye konuştu.
Başbakanlıktan yapılan açıklamada ise Netanyahu’nun “İranlıların kendi kaderlerini kendi ellerine aldığı bir anın eşiğinde olmamız oldukça olası” şeklindeki sözlerine de yer verildi.
Şunu da ifade etmekte fayda var, ABD ve İsrail’in tutumunda diğer süreçlere nazaran dikkatleri cezbeden bir nokta var. Bu sefer İran yönetimini açıktan çok fazla hedef almama stratejisi güdüyorlar. Burada ki temel hesap, İran yönetiminin ABD ve İsrail karşıtlığıyla başta kendi tabanı olmak üzere, diğer kesimleri de konsolide edebilme kabiliyetinin önüne geçmeye çalışılmaktır.
BM’den 2022’deki eylemlere atıfla şiddet uyarısı yapıldı. Birleşmiş Milletler ’in İran insan hakları özel raportörü Mai Sato, devam eden eylemlerden gelen bilgilerin "göstericiler ile güvenlik güçleri arasında artan bir çatışmaya" işaret ettiğine dikkat çekti. Sato, 2022'de olduğu gibi protestoların şiddetle bastırılmasının yinelenmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
İran’la 560 km. uzunluğundaki sınıra sahip Türkiye nerede duruyor diye baktığımızda, Türkiye 1639 Kasr-ı Şirin’den bu yana İran iç işlerinin aleyhine açıklamada bulunmama geleneğini sürdürdü.
Aslında Türkiye’nin İran konusundaki tavrı, insanı farklı sorular sormaya sevk ediyor.
Mesela Türkiye Balkanlardan, Kafkaslara, Ortadoğu’dan, Kuzey Afrika’ya ve hatta okyanus ötesi mevzularda bu kadar aktif ve nüfuz sahibiyken, niçin İran konusunda bu kadar pasif kalmayı tercih ediyor?
Bu durumu İran için de söylemek mümkündür.
Bu iki ülke zaman zaman Suriye ve Irak sahalarında dolaylı olarak karşı karşıya gelmişlerse de, kendi ülkesel bütünlükleri içerisinde böyle bir aleyhtarlık durumu söz konusu olmamıştır. Aslında bu soru başlıca bir konun başlığı olacak kadar önemlidir.
Bu protestolar sürecinde dikkate değer iki husus var. Tebriz merkezli olmak üzere, İran’da yaşayan Türk( Azeri)’lerin çekimser kalmaları gözden kaçmamalı. Beri taraftan anti İran hüviyeti taşıyan, İran Kürdistan Demokrat Partisi (HDKA), İran Kürdistanı Komala Partisi, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçileri Komala, İran Komünist Partisi (Komala), İran Kürdistanı Khabat Örgütü partilerinden oluşan bu 7 Kürt partisi, Diyalog Merkezi adı altında bir araya gelerek, hakim düzene karşı somut adım çağrısı yaptılar.
Tabi bu arada rejim lehine de bazı gösterilerin olduğunu söylemek gerekir.
İran Mahsa Amini olaylarından ders çıkarmadı mı?
Mahsa Amini olayları, 2022 yılında genç bir kız olan Amini’nin baş örtüsünün bir miktar açık görülmesinden dolayı, İran Ahlak Polisinin müdahalesi sonucunda, almış olduğu darbeden ötürü bir müddet yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamını yitirmesiyle birlikte, İran’da Üniversite öğrencileri başta olmak üzere birçok kesimin dahil olduğu ve aylarca süren gösteri ve protestoların yaşanmasıydı.
Şüphesiz İran bir miktar ders çıkarmıştı. Münhasıran 2024 yılında şüpheli bir helikopter kazası sonucunda hayatını kaybeden, Molla Rejimiyle tam tertip bir şekilde angajman içerisinde hareket eden ve katı bir tutuma sahip İbrahim Reisi’den sonra gelecek kişi önemliydi. Evet son derece önemliydi. Çünkü İran gerek dış baskılardan ve gerekse ülke içerisindeki çeşitli dinamiklerden dolayı bazı reformlar yapmak zorundaydı. Veyahut böyle bir imaj çizme zarureti hakimdi. Bunlara mukabil Reisi’den sonra Mesut Pezeşkiyan’nın Cumhurbaşkanı olarak seçtirilmesi olabilecek en doğru stratejik hamleydi. Nedenlerine geçmeden önce şunu da ifade edeyim. “Seçtirilmesi” ifadesini kullanmamın sebebi, İran’da Cumhurbaşkanı adayı olmanın koşulları zaten herkesin malumu, beri taraftan İran’da ki seçimlere katılım oranı oldukça düşük. Ez cümle diyebiliriz ki İran Cumhurbaşkanı belli bazı elit gruplar tarafından seçildikleri şüphe uyandırmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevcut İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyanın doğru bir hamle olma nedenlerine gelince, bir defa Pezeşkiya’nın başında sarık olmaması ve sinekkaydı tıraş olması, yani sakalsız olması bile batıdaki ve bazı iç dinamiklerdeki imaj açısından, fevkalade ehemmiyet teşkil etmektedir.
Diğer taraftan Pezeşkiyan’ın İran’ın Kürt ve Azerilerden müteşekkil Mahabad şehrinde bir Azeri aile’nin çocuğu olarak doğmuş olmasıydı. Yani burada ki önemli husus Azeri hüviyeti ve Azerice konuşmasıyla birlikte, Mahabad şehrindeki Kürt popülasyonu vesilesiyle de Kürtçe ( Sorani) biliyor olmasıydı. Bu bahsettiğim avantajlarıyla seçim döneminde Azerice konuşmalarının yanı sıra, İran’ın Kürt kendi olan Kirmanşah’a gidip Kürtçe’nin Sorani lehçesi ile seçim propagandası yaptığına şahitlik ettik. Ve bunların tabi sonucu olarak, olumlu geri dönüşlerde gerçekleşti.
Tabi Pezeşkiyan’ın böyle renkli bir kişilik olmasının Türkiye’ye de yansımaları oldu. O dönemde bazı Türkler Türkçe konuştuğu için bazı Kürtler ’de aynı şekilde Kürtçe konuştuğu için İran’daki soydaşlarının istikballeri açısından Pezeşkiyan’a yakınlık duydu. Ama unuttukları veya bilmedikleri bir şey vardı, İran’da mezhepsel durum her türlü etnik kimliğin önüne geçerdi, mesela bugün Tebriz’deki bir Azeri’ye sen önce Türk müsün yoksa Şii misin diye sorduğunuzda yüzde 80 ihtimalle alacağınız cevap ben önce Şii’yim yanıtı olur. Hatta İran devrimine bağlılıklarını şu ifadeleri en iyi şekilde anlatır: “Azerbaycan oyaqdır inqilaba dayaqdır” yani Azerbaycan uyumludur, İnkılabın destekçisidir.
İran’ın Bu Denli Ekonomik ve Siyasal Krize Savrulmasının Arka Planı
Evvela baktığımızda İran medeniyeti 2000 yıllık bir maziye sahip olmakla birlikte, bağrında Hafız-ı Şiraz-i, Firdevsi ve Sadi-i Şiraz-i gibi Allame-i Cihan şahsiyetleri çıkartabilmiş ve halen her şeye rağmen imparatorluk hüviyetini muhafaza edebilmiş bir diyardır. Her ne kadar siyasi olmasa bile Fars, Kürdistan, Azerbaycan ve Belucistan gibi idari yapılanmalı eyaletlerin varlığı bunun en büyük delilidir. Ve şuanda İran uygarlığı 1648,000 km2 yüzölçümü ve 90 milyonluk nüfusuyla kuzeyde Hazar Denizine, güney batısında Basra Körfezine( Stratejik Hürmüz Boğazı) ve güneyinde de Umman Denizine temas etmektedir. An itibariyle İran dünyanın en büyük 2. Doğalgaz (34 trilyon m3) ve 4. Petrol (150 ila 208 milyar varil arası) rezervine sahip ülkesi durumdadır. Zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarının yanı sıra, ciddi manada su sıkıntısı yaşayan bir ülkedir. Ve şuanda ülkenin genelini kuraklık sarmış durumda.
Peki bu kadar çok petrol ve doğalgaz rezervine sahip ülke, niçin ekonomik krizle boğuşuyor diye baktığımızda, başlıca şunları söyleyebiliriz. Birincisi İran yıllardır ambargolardan dolayı bu fosil yakıtlarını serbest piyasada olağan koşullarda satamıyor. Böyle olunca da kapalı kapılar ardında, piyasa koşullarına göre oldukça ucuz bir fiyatla, sınırlı ölçekte satabiliyor. Kısıtlı da olsa mevcut satış gelirlerini ne yazık ki halkına harcamak yerine, Teolojik, Teopolitik ve Teostratejik hedeflerine ulaşmak için çeşitli coğrafyalarda paramiliter unsurlara harcamıştır. Yani kendisine hedef olarak belirlediği Şii Hilalini ve Direniş Eksenini gerçekleştirebilmek için Suriye’de Esat rejimi başta olmak üzere, Fatimiyyun, Zeynebiyyun tugayları ve dahası, Irak’ta Haşti Şabi’yi, Lübnan’da Hizbullah’ı ve Yemende ise Husileri destekleyip, onları finanse etmekle birlikte, askeri teçhizatlar sağlamıştır. Hatta biz İran olarak 4 Arap başkentini kontrol ediyoruz diye de övünüyorlardı. Ancak 7 Ekim Gazze savaşı dananın kuyruğunun koptuğu dönemeç oldu. Bu süreçle birlikte İsrail Tahran da Devrim Muhafızları Karargahın’da Hamas Lideri Merhum İsmail Haniye’yi şehit etti. Akabinde Hizbullah’a saldırıp, lideri Hasan Nasrullah’ı öldürmesi dahil, Hizbullah’a ağır kayıplar verdi. Ardından Gazze savaşı sürecinde, kendisine füze saldırıları gerçekleştirip ve Kızıl Denizde İsrail menşeli gemilere saldırı gerçekleştiren Husiler’i vurup, zayıflatmaya çalıştı. Aynı dönemde Suriye Devrimi gerçekleşti . Esat Rejimi düştü ve yerine İran’ın pek tutunamayacağı, hatta İran karşıtı bir yapı geldi. Ve iş en sonunda, İran’ın yıllardır güvenliğini ön cephede Direniş Ekseniyle savunma tezinin aksine, doğrudan kendi topraklarına geldi. Haziran 2025’te 12 günlük savaş olarak da adlandırılan savaşta, İsrail başta İran’ın üst düzey komutanlarını, nokta atışıyla evlerinde öldürdü. Diğer taraftan İran’ın stratejik altyapısı ve füze rampalarını bir bir imha etti. Tabi İran’da elindeki Balistik ve Hipersonik Füze sistemleriyle cevap verdi. Ancak bu savaşa dair kaleme alınan Milli İstihbarat Akademisi’nin 58 sayfalık raporun ’da, bu savaşta İsrail’in münhasıran Elektronik Harp Sistemleriyle, İran’a karşı emsalsiz teknik ve teknolojik muharebe üstünlüğü sağladığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bu savaştan şu sonuçta çıkarılabilir. İran Direniş Ekseniyle Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’deki paramiliter unsurları domine etmeye çalışırken, kendi öz savunmasını inşa edemedi. Bütün bu nedenlerden dolayı, İran halkı kaynaklarının aktığı Direniş Ekseninin kendilerini korumadığını gördüler. Ve artık önce İran yaklaşımını esas almaya başladılar. Aslında bugün İran hakkıyla yönetilip idare edilirse yanı başındaki aynı tabi kaynaklara sahip, dünyanın en yüksek refah bölgelerinden olan Körfez Ülkelerinin, kat be kat ilerisine geçebilir. Çünkü İran muazzam tarihsel arka planıyla birlikte, sanat, felsefe, kültür ve diğer alanlardaki birikimiyle bunu başarabilecek potansiyele sahip bir medeniyettir. Ne yazık ki bu kadimliğin ve bu muazzam birikimlerin de önüne geçen bir şey var. O da Teolojik, Teopolitik ve Teostratejik ihtiraslardır. Çünkü burası Ortadoğu, yani Reel Politikten ve Rasyonaliteden önce, bakılması gereken başka zaviyeler var.
O yüzden birçok defa ifade ettiğim gibi, tekrardan ifade etmem gerekiyor ki:
Üç semavi dinin ( İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik/Yahudilik) doğduğu ve bir taraftan İsrail’in Nil’den Fırat’a (Arz-ı Mev’ud), İran’ın Şii Hilai ( Direniş Ekseni), Türkiye’nin Neo-Ottoman ve de Sünni coğrafyanın bir çok yerinde baş gösteren radikal Selefi, İbn-i Teymiyeci ( Fundamentalist) yaklaşımların olduğu bir “Ortadoğu’da, Teoloji, Teopolitik, Teostratejik, Dinler Tarihi ve Din Felsefesi süzgecinden geçmeyen hiçbir yorumun, tahlilin/çözümlemenin ve analizin kıymeti harbiyesi yoktur, olamaz...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish