Görünenin ardındaki gerçek: Trump’ın Grönland aşkının asıl sebebi

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Venezuela hamlesinin tozu dumanı dağılmadan dünyanın bakışları şaşırtıcı bir hızla buzullara kaymıştır. Haritada devasa, sahada kırılgan duran bir ada; ağır bir sessizliğin, ince bir diplomasinin ve kalın bir stratejinin merkezine oturmaktadır. Trump’ın Grönland çıkışları da bu sebeple gündemden düşmemektedir. Zira mesele bir toprak parçası gibi sunulsa da asıl kavga 21. yüzyılın güvenlik ve tedarik düzeninin kime emanet edileceğidir.

“Neden şimdi?” sorusu tam da bu noktada kilit önemde. Bir başkentte basılan düğmenin yankısı, başka bir coğrafyada “ihtiyaç” diye geri dönmektedir. Trump bu dili basit bir hevesin ötesinde stratejik bir mesajı iletmek maksadıyla kullanmaktadır. Kutupta kim söz sahibiyse Kuzey Atlantik’in kilidi ondadır.

Grönland’a bakınca göze çarpan ilk unsur beyazlıktır. O beyaz örtünün altında ise siyah bir çağın ham maddeleri, gri bir çağın radarları ve mavi bir çağın deniz koridorları gizlenmektedir. Bir tarafta özel temsilci ataması gibi sembolik adımlar, diğer tarafta “gerekirse ileri gidilir” restleri sürecin ciddiyetini kanıtlamaktadır.

Söylem sertleştikçe Danimarka ve Grönland cephesi de sesini yükseltmektedir. Bu sertlik Venezuela sonrasında “dokunulmazlık” fikrinin aşınmasıyla birleşince Grönland tartışması basit bir magazin başlığından çıkıp küresel bir düzen tartışmasına dönüşmektedir.

Haritanın Oyunu: Mercator’un Sakladığı Mesafe

Grönland meselesinin arkasında bir algı tuzağı yatmaktadır. Klasik dünya haritaları Grönland’ı olduğundan büyük gösterip asıl kritik gerçeği yani mesafeyi gölgelemektedir. Kuzey Kutbu üzerinden bakıldığında haritanın sunduğu gerçeklik şudur: Ada, ABD ile Avrasya’nın stratejik damarlarının tam üzerindedir.

Rusya’nın Kola Yarımadası çevresindeki gücü, Atlantik rotası ve ABD’nin kuzey hattı bu geometride kesişmektedir. Bu minvalde Grönland, “sınır” kavramının buzla çizildiği noktada stratejik bir “menzil” sahasına evrilmektedir.

Tam bu noktada Rusya faktörü denklemi değiştirmektedir. Rus askeri doktrini Arktik’te savunmadan taarruz hattına kaymaktadır. Kola Yarımadası’ndaki hareketlilik Washington’daki ekranlarda kırmızı alarmları çoğaltmaktadır. Moskova, Kuzey Filosu’nu modernize ederken “Bastion” stratejisiyle buzulları bir kale duvarına çevirmektedir. 

Özellikle hipersonik Zirkon füzelerinin varlığı Kuzey Atlantik’teki dengeleri kökten sarsmaktadır. Bu füzeler klasik radar sistemlerini aşma kabiliyetiyle tehdidi dakikalar seviyesinden saniyeler seviyesine indirmektedir. 

Rus denizaltılarının Atlantik’e sızmak için kullandığı GIUK (Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık) boşluğu Batı savunmasının en yumuşak karnıdır. Trump’ın gözü haritadaki o beyaz boşlukta gezinirken aslında Rusya’nın bu “görünmez” tünellerini kapatmayı hesaplamaktadır.

Bu geometrinin en somut karşılığı erken uyarı ve izleme mimarisidir. Grönland hattı, olası bir savaşın başlamasını engelleyen ilk saniyelere yatırım demektir. Balistik bir tehdidin uçuş eğrisi en kritik aşamada “tepe noktasına” otururken müdahale penceresi de o tepeye yakın bölgelerde daralmaktadır.

Grönland’ın kuzeyi bu dar pencerenin tam altına denk gelmektedir. Trump’ın söyleminde “ulusal güvenlik” vurgusunun ısrarla öne çıkması bu çıplak coğrafya hesabından beslenmektedir.

Kutup Kalkanı: Pituffik ve Görünmeyen Savaşın Altyapısı

Grönland’ın kuzeybatısındaki Pituffik, tartışmanın kalbidir. Buradaki kabiliyet klasik bir üs anlatısından fazlasına işaret etmektedir: Füze uyarısı, savunma ve uzay gözetimi. Bu altyapı “bir olay vuku bulduğunda öğrenmek” için kurulmamıştır; “olay olmadan anlamak” gayesiyle oradadır. Dolayısıyla Pituffik Amerikan savunmasının kutup sigortasıdır. Resmî tanımlar görev setini doğrudan bu eksende tarif etmektedir.

Ne var ki 2025 boyunca konuşulan başka bir boyut daha mevcuttur. Bu tür radarlar hipersonik tehditler karşısında yeni bir savunma katmanını zorunlu kılmıştır. Erken uyarı hattı güçlü olsa dahi o hattın korunması müstakil bir derttir.

Bu durum Grönland’ı “izleyen” bir konumdan çıkarıp “korunması gereken” bir kaleye dönüştürmektedir. Trump’ın çıkışları bir toprak devri talebi gibi görünse de aslında “kalkanın merkezi”ne dair bir güç gösterisidir.

Bu noktada Danimarka’nın tavrı da önem kazanmaktadır. Kopenhag, NATO çerçevesinde güvenlik sorumluluğunu hatırlatırken Washington ittifak psikolojisini zorlamaktadır. Grönland cephesinde ise daha hassas bir hat vardır. Ada halkının kendi kaderini tayin arayışı ile dışarıdan gelen baskı hissi eş zamanlı yükselmektedir. Bu ikili gerilim “bağımsızlık” fikrini büyütürken “kime yaklaşılacağı” sorusunu daha yakıcı kılmaktadır.

Buzun Altındaki Servet: Kritik Minerallerin Jeopolitiği

Trump cephesi sürekli “Güvenlik için gerekiyor” cümlesini tekrarlamaktadır. Amaç tartışmayı mineral boyutundan uzak tutmaktır. Fakat dünya niyet beyanlarından ziyade tedarik zinciri haritalarıyla dönmektedir. Grönland’ın derinliklerindeki kaynaklar bu yüzden sessizce ama derinden konuşmaktadır.

2023 tarihli bir çalışmada Avrupa’nın kritik gördüğü 34 hammaddenin 25’inin Grönland’da bulunduğu yazmaktadır. Bu veri adayı salt “maden deposu” diye etiketlemekten öte bir hakikati anlatmaktadır. Enerji dönüşümü, savunma sanayii ve teknoloji bu elementlere muhtaçtır.

Paylaştığınız harita bu muhtaçlığın coğrafyaya dağılımını göstermektedir. Nikel, grafit, nadir toprak elementleri, titanyum, tungsten, çinko, altın ve bakır rezervleri adanın kıyılarına serpilmiştir. Burada “kıyı” vurgusu kritiktir zira lojistik madenin kaderini belirlemektedir.

Buz koşulları, liman, enerji ve siyasi onay mekanizmaları bir araya gelmeden bu potansiyel paraya dönüşmemektedir. Bu sebeple Grönland’ın zenginliği kolay bir ganimet olmaktan uzaktır. Aksine yüksek maliyetli, yüksek riskli ama getirisi devasa bir stratejik dosyadır.

Avrupa cephesinde de dosyanın adı kritik hammadde güvenliği başlığıyla netleşmiştir. Grönland Avrupa’ya yakın, siyaseten hassas ama açılmaya müsait bir alandır. Bu sahanın değeri Çin’in tedarik zincirindeki ağırlığıyla da ilişkilidir. Kısacası Grönland maden başlığı altında “çıkarma” tartışması yürütürken arka planda “işleme” ve “kontrol” kavgası büyümektedir.

Deniz Koridorları ve Venezuela Sonrası Mesaj: Gücün Dili Neden Sertleşti?

Kutupta bir başka kırılma daha vardır: Deniz yolları. Isınan iklim kuzey rotalarını dönemsel olarak açmaktadır. Bu gelişme ticaretin hızını ve maliyetini değiştirmektedir. Kuzeyden geçen hatlar konuşuldukça Grönland bir “rota kenarı” olmaktan çıkıp “rota düğümü” haline gelmektedir.

Bu dönüşüm Rusya’nın Arktik gücünü artırması ve Çin’in kutup vizyonuyla birleşince ABD sertleşmektedir. Pekin yönetimi kendini “Kutba Yakın Devlet” olarak tanımlarken bu iddianın altını “Kutup İpek Yolu” vizyonuyla doldurmaktadır. Çin’in ilgisi haritadaki bir çizgiden ibaret kalmayıp somut yatırımlara dönüşmektedir. 

Şanghay’dan kalkan bir geminin Süveyş yerine Kuzey Denizi Rotası’nı kullanması mesafeyi binlerce kilometre kısaltmaktadır. Bu matematiksel gerçek küresel ticaretin akış yönünü değiştirmeye aday. Ancak Pekin’in asıl hamlesi maden sahalarında. Grönland’daki nadir toprak elementleri projelerine giren Çin sermayesi Batı başkentlerinde “stratejik kuşatılmışlık” hissi yaratmaktadır. 

ABD için kâbus senaryosu belli: Arktik Okyanusu’nun Çin’in ticaret gölüne, Grönland’ın ise Pekin’in maden deposuna dönüşmesi. Trump’ın masaya yumruğunu vurması bu senaryonun fragmanını izlemesinden kaynaklanmaktadır.

Venezuela olayı sonrası Grönland’ın masaya gelmesi bu sertleşmenin iletişim boyutudur. Trump bir operasyonun ardından “durdurulamazlık” tonunu yükseltirken Grönland başlığını da aynı iklime yerleştirmektedir.

Bu durum iki mesaj üretmektedir. Birincisi ABD’nin hareket alanı genişlemiştir. İkincisi müttefiklerin dahi psikolojik eşiklerle test edildiği bir dönemdir. Kopenhag’ın sert tepkisi ve Nuuk’un “saygı” vurgusu bu testin sahadaki yansımasıdır.

Peki Trump asıl ne istemektedir? “Satın alma” hukuken ve siyaseten duvara çarpmaktadır. Buna rağmen konu neden ısıtılmaktadır? Çünkü hedef bir tapu devrinden ziyade stratejik bir çerçeve kurmaktır.

Bu çerçeve şudur: Arktik’in patronu kim olacak, madenleri kim yönetecek, deniz yollarını kim koruyacak? Trump’ın dili bu üç soruyu tek kelimeye indirmektedir: “Kontrol.”

Sonuç olarak Grönland tartışması buz üstünde romantik bir hayal olmaktan uzaktır. Bu tartışma enerjinin hammaddesiyle güvenliğin altyapısını aynı noktada birleştiren nadir düğümlerden biridir.

Bugün Grönland konuşulurken asıl mesele şudur: Yeni düzende egemenlik sınır çizmekten çok tedarik zinciri kurmak ve o ilk uyarı saniyesini kapmaktır. Venezuela sonrası sertlik bu gerçeğin ilanıdır. Grönland ise bu ilanı yansıtan en soğuk, en net aynadır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU