Postmodern Roma’nın hayaleti

Umut Berhan Şen, Independent Türkçe için yazdı

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, 2024 seçim zaferinin ardından başlattığı dış politika hamleleri, uluslararası ilişkiler sahnesinde yeni bir diyalektik kırılmayı işaret ediyor. Venezuela’daki hızlı askeri operasyonla Nicolas Maduro’nun yakalanması ve ülkenin “geçici yönetim” altına alınması, yalnızca bir rejim değişikliği değil; aynı zamanda Trump’ın Sezarvari  tutumunun somutlaşmış hali. Bu tutum, Grönland, Venezuela, Kolombiya ve Meksika gibi coğrafyaları kapsayan bir stratejik yelpazede kendini gösteriyor. Asıl soru şu: Bu yaklaşım, postmodern bir Roma İmparatorluğu’nun habercisi mi? Yoksa hegemonik bir çöküşün son çırpınışları mı? Trump’ın mevcut tutumunu temel alarak olası gizli ajandasını ve gelecek senaryolarını, tarihsel ve jeopolitik bir diyalektik üzerinden okumak istiyorum.

Evvela, Trump’ın tutumunun kökenlerine inelim. 2019’da Grönland’ı Danimarka’dan “satın alma” teklifiyle başlayan süreç, ulusal güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılmıştı. Arktik’in eriyen buzulları altında yatan kaynaklar, nadir toprak elementleri, petrol ve stratejik deniz rotaları, Trump için yalnızca ekonomik bir fırsat değil; aynı zamanda ABD’nin kutup egemenliğini pekiştirme aracı. Venezuela’da ise, Maduro’nun devrilmesiyle “petrol altyapısını düzeltme” vaadi, diyalektik bir çelişkiyi ortaya koyuyor: Bir yandan “Amerika Öncelikli” sloganıyla içe kapanmacı bir retorik, diğer yandan Latin Amerika’ya askeri müdahale. Kolombiya’da uyuşturucu kartellerine karşı “işbirliği” adı altında baskı, Meksika’da ise göç ve duvar politikalarının sertleştirilmesi, bu diyalektiğin parçaları. Trump’ın son tehditleri, Kolombiya, Küba, Meksika, İran ve hatta Kanada ile Grönland’ı kapsayan; elbette bir rastlantı değil. Monroe Doktrini’nin postmodern bir yeniden yorumu.

Monroe Doktrini, 19. yüzyılda Avrupa’nın Amerika kıtasına müdahalesini engellemek için ilan edilmiş olsa da, Trump’ın elinde bir “arka bahçe” hegemonyasına dönüşüyor. Grönland hamlesi, bu doktrini Kuzey Kutbu’na genişletiyor: Danimarka’nın NATO müttefiki olması bile Trump’ı durdurmadı; 2025’te ABD’nin Grönland’da askeri üsler kurma anlaşmasını dayatması, iklim değişikliğinin jeopolitik fırsatlarını sömürme stratejisinin parçası. Venezuela müdahalesi ise, petrol rezervlerini “güven altına alma” bahanesiyle, Çin ve Rusya’nın Latin Amerika’daki nüfuzunu kırmayı hedefliyor. Kolombiya’da FARC kalıntılarına karşı desteklenen operasyonlar, Meksika’da ise kartellere yönelik “ortak operasyon” talepleri, bu zincirin halkaları. Gizli ajanda burada devreye giriyor: Trump, bu ülkeleri “kukla rejimler” üzerinden kontrol ederek, bir “enerji koridoru” oluşturmayı planlıyor olabilir. Grönland’ın mineralleri, Venezuela’nın petrolü, Kolombiya’nın uyuşturucu rotaları ve Meksika’nın iş gücü, ABD’nin “Yeni Roma”yı besleyecek kaynakları olmasınlar?

Peki, bundan sonrası için ne yapabilir? Diyalektik analizle bakarsak, üç senaryo öne çıkıyor. İlk olarak, “genişleme diyalektiği”: Trump, Grönland’ı tamamen ilhak etmek için Danimarka’ya ekonomik baskı uygulayabilir. Mesela, NATO fonlarını kesmek veya ticaret anlaşmalarını askıya almayı deneyebilir. Venezuela’da “demokratik geçiş” adı altında ABD şirketlerine ayrıcalıklı kontratlar vererek, ülkeyi bir “enerji kolonisi”ne dönüştürebilir. Kolombiya’da, Başkan Gustavo Petro’nun (açıkçası artık eskimiş olan) solcu politikalarına karşı bir “yumuşak darbe” destekleyebilir; Meksika’da ise, Başkan Claudia Sheinbaum’un göç politikalarını bahane ederek, sınır ötesi operasyonlar başlatabilir. Bu, postmodern Roma’nın ilk adımı olacaktır. Amaç: Klasik Roma gibi fetihlerle değil, ekonomik ve askeri “hibrit” araçlarla egemenlik kurmak.

İkinci senaryo, “çöküş diyalektiği”: Trump’ın Sezarvari hırsı, iç muhalefeti tetikleyebilir. Demokratlar ve Kongre’deki muhalifler, Venezuela müdahalesini “yasa dışı” ilan ederek, önceki dönemden kalma, görevden alma sürecini yeniden gündeme getirebilir. Uluslararası arenada, AB’nin Grönland konusunda Danimarka’yı desteklemesi veya BM’de Venezuela kararlarının veto edilmesi, Trump’ı izole edebilir. Gizli ajandası burada boşa çıkabilir: Eğer Meksika ve Kolombiya direnirse, Latin Amerika’da bir “anti-Trump bloğu” oluşabilir. Hem de Brezilya’nın Lula’sı önderliğinde. Bu, Roma’nın çöküşüne benzer bir iç bölünme yaratabilir. 

Üçüncü ve en ilginç senaryo, “dönüşüm diyalektiği”: Postmodern Roma geliyor mu? Evet, ama klasik anlamda değil. Trump’ın yaklaşımı, Roma’nın cumhuriyetten imparatorluğa geçişini andırıyor. Tıpkı Sezar’ın Rubicon’u geçmesi gibi[*] Trump da normları çiğniyor. Ancak bu postmodern versiyon, sosyal medya, ekonomik yaptırımlar ve dron teknolojisiyle şekilleniyor. Gizli ajandası, bir “küresel ağ” kurmak olabilir. Yani, Grönland’ı Arktik ittifakının merkezi yaparak Rusya’yı kuşatmak, Venezuela’yı petrol karteliyle entegre etmek, Kolombiya ve Meksika’yı “güvenlik koridoru”na dönüştürmek gibi hamleler söz konusu olabilir. Bu, ABD’yi bir “hiper-hegemon” yapar; ama riskli de. Zira aynı Roma gibi, aşırı genişleme iç isyanlara yol açabilir.

Velhasıl kelam, Trump’ın tutumu, bir nevi, Hegelci diyalektiğin tezi (içe kapanma) ve antitezini (dış müdahale) sentezliyor. Bir postmodern imparatorluk. Ancak tarih bize gösteriyor ki, Sezarlar genellikle Brutus’larla karşılaşır. Gelecek aylarda, bu hamlelerin meyvelerini göreceğiz. Nihayetinde ya yeni bir Roma doğacak, ya da eski hegemon çökecek. Ama şu bir gerçek ki, bu yeni dönemde Trump,  kartlarını açık oynuyor. Gayet bariz ve net.

[*] 6 Ocak MÖ 49’da Jül Sezar, Pompeius ile olan siyasi mücadelesinde ordusuyla Rubicon Nehri’ni geçti ve ünlü sözü burada söylediği rivayet edilir: “Alea iacta est” (Zar atıldı). Bu olay, geri dönüşü olmayan bir kararın, noktası geri dönülmez bir adımın sembolü haline geldi. Artık iç savaş kaçınılmazdı ve Sezar bu hamleyle Roma Cumhuriyeti’ni fiilen sona erdirdi ve kendisi de diktatör oldu.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU