Hukukun iflası ve Karakas’ın düşüşü: Yeni dünya düzeninde “Orman kanunu”

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Tarih 3 Ocak 2026. Latin Amerika’nın kalbindeki sarsıntı Karayip kıyılarını aşıyor, küresel sistemin temellerini döven jeopolitik bir depreme dönüşüyor. Başkent Karakas semalarından yükselen dumanlar bir yönetimin devrildiğini göstermenin ötesine geçti. Söz konusu durum uluslararası hukukun, devlet egemenliğinin ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın Washington tarafından fiilen tedavülden kaldırıldığını ilan etmekte.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Maduro ve eşi yakalandı” açıklamasıyla netleşen operasyon Venezuela’daki güç boşluğu tartışmalarını bitirdi. Ülkede yaşananlar yerini çok daha kaotik ve “gücün haklı olduğu” karanlık bir fetret devrine bırakıyor. Washington’un arka bahçesini temizleme stratejisi 2025 yılı boyunca süren ekonomik boğma ve diplomatik izolasyon hamlelerinin ardından askeri bir cerrahi müdahaleye evriliyor.

Operasyonun gerçekleştirilme biçimi sahadaki tablodan çok daha vahim bir durumu gözler önüne seriyor. Amerikan demokrasisinin temel direği denetim ve denge sistemi bizzat Beyaz Saray tarafından bypass edildi. Trump yönetimi savaş yetkileri yasasını ve Kongre’nin onay mekanizmasını hiçe sayarak kendi yasama organına dahi bilgi vermeden bu adımı attı.

Washington’un Hukuk Tanımazlığı ve “İmparatorluk” Refleksi

Bu emrivaki şafak operasyonu egemen bir devlete açık saldırı niteliği taşıyor. Bu durum Amerikan dış politikasının kurumsal bir akıldan ziyade kontrolsüz güç kullanımına yöneldiğini kanıtlıyor. Washington’daki şahin kanat kendi iç hukukunu dahi hedeflerine ulaşma yolunda ayak bağı olarak görmekte.

Karakas’taki operasyon uluslararası camiaya verilen “kurallar artık bizim için geçersiz” mesajının en somut ve kanlı göstergesi. Miraflores Sarayı çevresindeki çatışmaların durulması ve petrol kuyularının güvenliğinin Amerikan özel askeri şirketlerine devredilmesiyle Venezuela’nın stratejik varlıkları fiilen el değiştiriyor. Uluslararası toplumun bu duruma karşı sergilediği tepkisizliği ve sadece cılız kınamaları tarihe geçecek bir utanç tablosu olarak kayda geçiyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği bu olayla birlikte bir kez daha tescillendi. ABD’nin tek taraflı güç kullanımı karşısında uluslararası kurumların sessizliği hukukun gücünün yerini “gücün hukukuna” bıraktığı yeni bir dönemi başlatıyor. Artık hiçbir devlet uluslararası hukukun koruyucu kalkanına güvenerek varlığını sürdüremez zira o kalkan Karakas’ta paramparça edildi.

Ejderha ve Ayı’nın Sessizliği: Çok Kutupluluk Masalının Sonu

Küresel sistemin diğer kutupları Rusya ve Çin’in tavrı çok kutuplu dünya hayallerini suya düşürüyor. Moskova’nın olayı cılız bir şekilde “silahlı saldırı” olarak nitelemesi ve Çin’in diplomatik itidal çağrıları yapması kınama mesajlarının ötesine geçemedi. Bu pasiflik Batı karşıtı bloğun güvenilirliğini derinden sarsıyor.

Kremlin’in Ukrayna ve Afrika’daki cephelerde sıkışması Venezuela’da fiili askeri karşılık verme ihtimalini ortadan kaldırıyor. Moskova en sadık müttefiklerinden birini koruyamayarak küresel güç iddiasında büyük yara aldı. Bu durum Rusya’ya güvenerek politika üreten diğer ülkeler için ciddi bir uyarı.

Pekin yönetimi Karakas’taki milyarlarca dolarlık alacağını tahsil etmek uğruna pragmatik bir sessizliğe bürünmeyi tercih ediyor. Çin ideolojik duruş sergilemek yerine ticari çıkarlarını önceleyen yaklaşım benimsiyor. Ejderha ve Ayı’nın pasifliği ABD’nin Monroe Doktrini’ni en sert biçimde uygularken karşısında caydırıcı güç bulamayacağını gösteriyor.

Tayvan Boğazı’na Yansıyan Gölgeler ve Emsal Tehlikesi

ABD’nin hukuk tanımaz tavrı Asya-Pasifik dengeleri açısından hayati emsal teşkil ediyor. Çin Halk Cumhuriyeti Washington’un egemen bir devlete yönelik bu pervasız müdahalesini Tayvan meselesi üzerinden dikkatle okuyor. Pekin ABD’nin hamlesini kendi stratejik planları için fırsat olarak değerlendirebilir.

ABD’nin uluslararası hukuku ve sınır dokunulmazlığını bu denli kolay ihlal etmesi Pekin yönetiminin Tayvan’a yönelik olası hamlesi için meşruiyet zeminini paradoksal biçimde güçlendiriyor. Çinli stratejistler Batı’nın “egemenlik ve hukuk” söylemlerinin salt kendi çıkarları söz konusu olduğunda geçerli olduğunu not ediyor. Rakip güçler içinse orman kanunlarının işlediği gerçeği Pekin’in masasında duran en önemli veri.

Karakas’ta yıkılan hukuk duvarı yarın Tayvan Boğazı’nda yaşanacak krizde Pekin’in elini güçlendirecek argümana dönüşebilir. Kuralların olmadığı bir dünyada Tayvan’ın statüsü hukuki mesele olmaktan çıkıp saf güç mücadelesine indirgendi. ABD Venezuela hamlesiyle aslında Çin’e gücü yetenin istediğini yapabileceği bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Afrika için Acı Reçete: Sömürgeciliğin Yeni Yüzü

Operasyonun ve küresel hukuksuzluğun en dikkatli izleyicileri şüphesiz Atlantik’in diğer yakasındaki Afrikalı liderler. Bamako, Vagadugu ve Niamey hattındaki askeri yönetimler gelişmeleri büyük endişeyle takip ediyor. Venezuela müdahalesi Afrika jeopolitiği için sismik etkiler yaratacak nitelikte.

Afrika’daki cunta yönetimleri ve Batı karşıtı söylemleriyle öne çıkan liderler güvenliklerini büyük ölçüde Rusya’nın varlığına emanet etti. Moskova’nın en sıkı müttefiki Maduro’yu koruyamaması Kremlin’in güvenlik garantilerinin sınırlarını ifşa ediyor. Rusya’nın Karayipler’deki kalesini koruyamadığı denklemde Sahel’in ortasındaki rejimleri ne kadar koruyabileceği sorusu artık yüksek sesle yankılanıyor.

Bu durum kaynak milliyetçiliği üzerinden siyaset yapan yönetimler için ciddi bir sınav. Maduro’nun düşüşü petrol ve maden kaynaklarını millileştirerek Batı şirketlerini kovan rejimlere yönelik açık gözdağı niteliği taşıyor. Gine, Mali ve Nijer gibi uranyum, altın ve boksit zengini ülkeler bu tehdidi yakından hissediyor.

Batı’nın stratejik hammaddelere erişiminin kesilmesine tolerans göstermeyeceği ve bunun için gerekirse uluslararası hukuku ayaklar altına alabileceği Venezuela üzerinden tecrübe ediliyor. Afrika ülkeleri kaynaklarını millileştirirken savunma kapasitelerini o oranda güçlendirmek zorunda. Aksi takdirde Venezuela’nın kaderini paylaşmak kuvvetle muhtemel.

Diğer yandan Pekin’in Venezuela’daki milyarlarca dolarlık yatırımına rağmen askeri koruma sağlayamaması Çin’in Afrika’daki ortakları için düşündürücü. Çin’in rejimler değişse bile borçların tahsili ve ticaretin devamı ilkesiyle hareket etmesi dikkat çekiyor. Bu durum Afrika liderlerine Pekin’in rejim garantörü olmadığını acı şekilde hatırlatıyor.

Sonuç: Yanılsamaların Sonu

Venezuela’da yaşananlar Afrika için masada duran senaryoları netleştiriyor. Ülkenin önünde 1989 Panama işgali benzeri hızlı lider değişimiyle Amerikan sermayesine entegre olma ihtimali bulunuyor. Buna ilaveten Libya veya Suriye örneklerinde görülen ordunun bölündüğü karanlık senaryo masada.

Her iki durumda kaybeden kendi kaynakları üzerinde söz hakkını yitiren Venezuela halkı oldu. Bu kaotik tablodan Afrika halklarının ve liderlerinin çıkarması gereken dersler hayati önem taşıyor. Batı hegemonyasından kaçarken Rusya veya Çin’e tam teslimiyetin egemenlik sağlamadığı artık net.

Gerçek bağımsızlığın bloklar arası hassas denge siyaseti güdebilmekten geçtiği görülüyor. Türkiye’nin Afrika’daki üçüncü yol vizyonu tam bu noktada daha kıymetli hale geliyor. Afrikalı liderler meşruiyetlerini ithal paralı askerlerden ziyade kendi halklarından almak zorunda.

ABD’nin kendi nüfuz alanlarında revizyonist güçlere izin vermeyeceğini göstermesiyle Monroe Doktrini küresel boyut kazandı. Afrika Batı ile Doğu arasındaki bu sertleşen rekabetin bir sonraki cephesi olmaya aday. Sahel kuşağındaki kırılgan devletlerin askeri kapasitelerini artırmaları ve bölgesel işbirliklerini somutlaştırmaları elzem.

Karakas’taki dumanlar dağılmadan Afrika’nın geleceği üzerine kesin hükümler vermek zor olsa da gerçekler ortada. Büyük güçlerin satranç tahtasında piyon olmayı kabul edenlerin oyun bittiğinde ilk feda edilenler olduğu gerçeği değişmiyor. Venezuela hadisesi küresel güney romantizminin bittiği tarihi bir milat.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU