"Kürt Kökenli": Bir eksiltme tarihi

Ahmet Güneştekin Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: X

Bir asrın içinden geçtik;
tarih defterleri sayfa çevirmekten yoruldu.
Bu topraklarda kaç isyan, kaç ayaklanma, kaç sürgün gördü zaman;
kaç yüz bin insan toprağa düştü,
kaç yüz bin insan yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Binlerce köy boşaltıldı, yakıldı;
zindanlar bir milletin hafızasıyla dolup taştı.


Tarihin en karanlık günahları işte o yıllarda yazıldı, 
ama o karanlık hiçbir dili susturamadı,
hiçbir kimliği unutturamadı.

Çünkü bu halk, adını fısıltıya indirenlerden daha derin bir hafızaya sahipti.
Diliyle, kültürüyle, hatırasıyla var oldu;
varlığı ne yasayla mühürlendi ne de korkuyla silindi.

Yeryüzünde hiçbir halk, ötekileştirilmeyi ebedi bir yazgı olarak kabul etmez.

Onurlu olan her halk gibi,
bu halk da mücadelesini direnişin gürültüsüyle değil,
varlığın sükûnetiyle, dilin ısrarıyla, hafızanın direnciyle verdi ve veriyor.

Bu talep bir ayrışma değil; insan olmanın asgari hakkıdır.
Barış, ancak herkesin hafızasıyla konuşabildiği yerde başlar;
demokrasi, ancak herkesin kimliğinin adıyla yürüyebildiği yolda gelişir.


Bir halkın adı yüksek sesle söylenmeden
hiçbir ülkenin vicdanı tam olmaz.
Hiçbir gelecek de tamamlanamaz.

Bir Eksiltme Dili Olarak “Kürt Kökenli”

Bu ülkede Kürtlerin varlığından söz etmek hâlâ bir cesaret meselesi sayılıyor.
Oysa hakikat gizlenmeye ihtiyaç duymaz;
ne fısıltıya, ne paranteze, ne de korkuya mahkûmdur.

Kürtler bu topraklarda binlerce yıldır yaşıyor. Kökleri derin, dili yaşayan, hafızası ısrarcı...
Bu cümle kimseye meydan okuma değil,
bir kültürel ve tarihsel sürekliliğin kaydıdır.


Resmî kayıtlara göre bugün en az 15 milyon Kürt yaşıyor;
bağımsız araştırmalar bu sayıyı 20–25 milyona taşır.
Bu yalnızca adını yüksek sesle söyleyebilenlerin toplamıdır;
çünkü bu ülkede suskun kimlikler, saklı hafızalar,
adını fısıltıyla taşıyan hayatlar da vardır.

Bu sessizlikleri de eklediğimizde
karşımıza yalnızca bir sayı değil,
kolektif bir varlık ve hafıza çıkar.
Ve bazen en büyük hakikat,
henüz yüksek sesle söylenemeyen cümlelerin içinden duyulur.


İnkârın Dili, Tarihin Körlüğü

Bazı siyasetçiler ve bazı tarihçiler,
bu coğrafyada tarihsel sürekliliğe sahip bir halkı
daraltılmış kavramlarla, eksiltilmiş kelimelerle tarif etmeye çalıştılar.

“Kürt yoktur, Kürt kökenli vardır” sözleri
bilimsel temelden yoksundur;
aynı zamanda insani ve kültürel saygıyı zedeler.

Bu yaklaşım yalnızca hatalı değil;
bir halkın varlığını geçmiş zamana hapsetme çabasıdır.
“Kürt kökenli” ifadesi,
sanki kökleri burada ama gövdesi başka yerdeymiş gibi
eksiltici bir tanımdır.


Oysa köken başlangıcı değil,
varlık sürekliliğidir.
Kürtler bu coğrafyaya gelmedi;
bu coğrafyada kaldı, yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Bir halkın adını eksiltmek onu küçültmez;
eksilen, o halkı adlandıramayan dildir.

Bu nedenle bu metin,
hiçbir kimliği küçümsemeyen, düşmanlaştırmayan,
yalnızca eşit yurttaşlık temelinde tanınmayı savunan bir ifadedir.

Varlık Beyanı

Geriye şu yalın cümle kalır:

Ben Kürdüm.
Bu bir iddia değil;
varlığın ve hafızanın kendisidir.
Tartışmanın değil,
tanınmanın başlangıcıdır.

Birlik inkârdan değil tanımadan doğar;
eşitlik farklılığın kabulüyle mümkündür.

Hafızanın İzleri ve Dengbêjlerin Sözü

Yer adları değiştirildi, kimlikler dönüştürüldü,
tarihsel hafıza üzerinde düzeltmeler yapıldı.
Ama tarih aynı gerçeği söyledi:
Bir halkın adını değiştirmek onu dönüştürmez.
Bir yerin ismini silmek köklerini sökmez;
ad sustuğunda hafıza konuşmaya devam eder.

Yazılı hafıza bastırılmak istendi;
ama sözlü gelenek, Dengbejlik
sözün yanmayan kısmını korudu.

Söz sustuğunda nefes kaldı,
nefes kesildiğinde kalp attı,
ve kalbin ritmini susturacak bir yöntem
bugüne kadar icat edilmedi.

Barışın Dili ve Dilin Barışı

Bu ülkede yaşanan barış süreçleri, eksikleriyle birlikte,
ilk kez bu halkın adıyla konuşulan önemli eşiklerdi.
Süreç tamamlanmadı;
ama cesaret hafızaya yazıldı.

Çünkü barış sadece çatışmanın bitmesi değildir:
Barış, bir halkın adının tanınmasıdır.
Barış, dilin nefes almasıdır.
Barış, birlikte yaşamın geleceğidir.

Dil yalnızca kelimeler değil,
kültürel varlığın omurgasıdır.
Bu nedenle anadilde eğitim, kültürel kurumlar,
kamusal dil hakkı,
bir ayrıcalık değil,
eşit yurttaşlık ilkesinin doğal uzantısıdır.

Bir halkın dilini tanımak devleti küçültmez;
toplumu büyütür.


Bir Halkın Adı

Kimlik, başkalarının taktığı etiketle değil,
kendi ağzımızdan çıkan cümleyle vardır.

Bu yüzden bir halk hâlâ tarihin içinden bugüne uzanarak şöyle der:

Kendi adımla yaşamak istiyorum.
Kendi dilimle konuşmak istiyorum.
Kendi kültürümle var olmak istiyorum.
Olduğum gibi görünmek istiyorum.

Bu yazının özü şudur:
Hiçbir kimliğe düşmanlık taşımayan,
bütün kimlikler için eşit yurttaşlığı savunan,
barışçı bir ifade özgürlüğü duruşudur.

Bir halkın adı görünmez kılındığında barış eksik kalır;
bir halkın adı tanındığında ise ısrar susar, hakikat konuşur.

Ne fazlası,
ne eksiği…
Halkın adı budur.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU