Müslüman Kürtlerin 150 yıllık dramı

Altan Tan, Independent Türkçe için yazdı

1 Ocak 2026 sabahı Diyarbakır'dan merhaba. Diyarbakır öyle bir güne uyandı ki şehir içinde yarım metreye aşkın kar var. Karacadağ'dan Lice, Bingöl dağlarına kadar tekmil memleket karlar altında. İnsan böyle günlerde evden de çıkamayınca hem biraz efkarlanıyor hem de geçmişe dalıp gidince oldukça acı hatıraları niyeyse böyle günlerde aklına geliyor.

Kürtlerin dramı kaç yüz yıldır devam ediyor, uzun bir hikayedir. Bunu en güzel anlatanlar birisi, 330 sene evvel yazdığı Memuzin'de tarihe geçen Ahmet Ekhani'dir.

Onun girişinde Kürtlerin durumunu, sosyolojik yapılarını cesaretlerini, mertliklerini, yiğitliklerini göklere çıkarırken ittifaksızlıklarını, bir türlü siyasal bir irade ortaya koyamayışlarını hayıflanarak çok acı, lirik bir dille anlatır.

O kadar uzağa gitmeyeceğim. Ben bugün İttihat Tarakki ile Abdülhamid arasında kalan Kürtlerin dramını anlatacağım.

Yahu niye bugün İttihat Tarakki'ye, Abdülhamid'e gidiyorsun? Bugüne gel! derseniz hemen geleceğim, merak etmeyin. Zaten bugüne gelmek için oraya gideceğim. Biliyorsunuz Abdülhamid İslamcılığı siyaseten kullanan en son Osmanlı padişahıydı. Ne kadar Müslümandı, ne kadar dindardı yani sarayda operalar düzenlerken, çocuklarına modern eğitimler verirken, kendisi Batı müziği dinlerken ne kadar İslamcıydı bu ayrı bir tartışma konusu. Bunlara girmeyeceğim. Ama siyaseti İslamcı bir siyaset. Osmanlıcılık ve Türkçülüğün dışında İslamcılığı imparatorluğun kurtulması için bir çare olarak gördü. E bu da fayda etmedi. Çünkü doğru düzgün bir İslami anlayışla halk, hukuk, adalet, reform, bugünkü anlamda demokrat bir Müslümanlık olmasa bile en azından adalete, hukuka, üretime, akla dayalı bir sistem kuramadığı için imparatorluk çöktü.

İşte o dönemde başta Said Nursi olmak üzere Şeyh Said, Cibranlı Halid Bey, Seyit Abdülkadir, bunlar Abdülhamid'in bu çaresizliğine, çözümsüzlüğüne karşı arayışlar içerisine girdiler.

Şeyh Said değil ama diğerleri, yani Said Nursi, Seyit Abdülkadir, bunlar İttihat ve Tarakki'yi desteklediler. Çok kısa bir müddet sonra İttihat ve Tarakki'nin de ne kadar faşist, ne kadar şöven, ne kadar zalim olduğunu gördüler. Said Nursi'ye sordular, dediler ki sen ithalatçılarla beraberdin, Selanik'te nutuklar söyledin, Kürdistan aşiretlerini gezdin, meşrutiyetin güzelliklerini anlattın. Ne oldu da bunlardan ayrıldın? Dedi ki ben onlardan ayrılmadım, onlar benden ayrıldı. Ben yine aynı felsefe, düşünce, hak, hukuk üzerindeyim. Onlar tamamen ters ve zalimane bir yola saptı. İttihatçıların yaptıkları ilk işlerden birisi, Said Nursi gibi, Seyyid Abdülkadir gibi insanları alıp baş tacı yapacaklarına, yeni düzenin mimarı yapacaklarına dışlamak oldu.

Molla Mustafa'nın ağabeyi, şu an Mesud Barzani'nin en büyük amcası, Şeyh Abdüsselam Barzani'yi de Musul meydanında idam etti. Abdülhamid de çare değildi. Abdülhamid, Said Nursi'ye Van'da bir üniversite açması için destek vereceğine, onun gibi insanları baş tacı edeceğine onları tımarhaneye ve hapishaneye koydu.

Ama ne kadar cahil, menfaatperest, dünyanın nereye doğru gittiğinden habersiz Kürt ağa, şeyh ve beyleri, mirleri varsa Abdülhamid bunları ihya etti. Paralar verdi, mevkiler verdi. 1908'de açılan mecliste bunların bir kısmı milletvekili oldu, mebus oldu ve köyler bağışlandı bunlara. Bunlar baştacı Said Nursi, Seyit Abdülkadir, Cumhurabdakhalid, Tukak. O günden bugüne geleceğim. Evet, ne oldu? Abdülhamid gitti ama yeniden gelen ittihatçılar Kürtlere de, Türklere de, Araplara da hayatı zindan ettiler. Despot bir faşizm kurdular, Şam Meydanı'nda, Beyrut Aleyh Meydanı'nda onlarca Arap aydınanı idam etti. Türkler de bu işten hayır görmedi. Ve arkasından gelen Kemalistler de aynı ideolojiyi, aynı felsefeyi devam etti.

Peki bugün durum ne? İşte bugün daha ne derler ya teşbihde hata olmaz. Tabii her teşbih de bir doğruyu işaret eder. Bugün yine iktidarda Abdülhamid'in düşüncesine, felsefesine, çapına ve yaklaşımına benzetebileceğimiz bir AK Parti iktidarı var.

Bir de bunun karşısında Türk, ilaveten, işte bu yeni bir şey, "Kürt ittihatçıları" var. Gelin işin içinden çıkın. AK Parti bugüne kadar Kürtlerin içinde Kürt kimlikleriyle temayüz etmiş. Eski tabirle ortaya çıkmış. Bazı insanları milletvekili yaptı. Bunları Kürt aydınları Kürt meselesini savunduklarını iddia eden çevreler senelerce linç ettiler. Bunlara işbirlikçi dediler. Bunlara maddi menfaat peşinde koşan insanlar dediler. Ama günün sonunda AK Parti ki bu insanların hepsi böyle değildi. Bir kısmı böyle olabilir. Ama hepsi böyle değildi. AK Parti bunları bile partiden diskalifiye etti. Bunlar bile bile diyorum tırnak içinde, birçok yanlışlıklara, milliyetçi reflekslere, çözümsüzlüklere, göz yummalarına, hatta hatta dönem dönem bazıları destek olmalarına rağmen bunlar dışlandı. Öbür tarafta Kürt ittiahtçıları çok daha kötü şeyler yaptılar. Kürtlerin dinini, geleneğini, dilini bile değiştirdiler. Yani yeni bir Kürtçe icat ettiler. O klasik Kürtçenin atasözleri, deyimleri, replikleri, ünlemleri bunlar uçtu gitti. Aynen İttihatçıların, Türk İttihatçıların Türkçe'ye yeni bir format atmaları gibi onlar da Kürtlüğe ve Kürt diline yeni bir format atmaya çalıştılar.

Öyleleri belediye reisi milletvekili oldu ki, işte tek tek şahıs göstererek polemik yapmak istemiyorum, itirazı olan olursa isim de veririm. Bir büyükşehir belediye başkanına selamün aleyküm diyor birisi, o da diyor ki bana selamün aleyküm dedi, ben günaydın diye cevap verdim. Bunu bir marifet olarak anlatıyor. Öbürüne Allah'a ısmarladık diyor biri çıkarken bir vatandaş cevaben diyor ki Allah'a karıştırma bu işe.

Bu kadar. Kendi halkıyla, geleneğiyle, göreneğiyle tersleşen bir Kürtlük ve yönetilen her yerde ideolojik olarak büyük sıkıntılar... Müslüman Kürtler ne yapsın? Müslüman Kürt aydınlar. Ben kendimi de bunun içine koyuyorum. Defalarca HDP milletvekili iken meydanlardan özellikle Urfa'daki o meşhur tarihi mitingde, 2015'te dedim ki bir kesim bize Kürtlüğünüzü terk edin gelin Müslümanlığa diyor. Bir kesim de Müslümanlığınızı terk edin seküler, laik, dünyevi bir Kürtlük üzerinden, ulusalcılık üzerinden Kürt olun diyorlar. Dinimizden de vazgeçmeyeceğiz, kavmimizden de vazgeçmeyeceğiz dedim, Urfa meydana geldi. Bugün de durum aynı.

Müslüman Kürtler ne yapsın? Müslüman Kürtler bir yanda ısrarla Kemalist paradigmayı aşamayan, onun ulusalcı, milliyetçi, Türkçü çizdiği çerçeveyi aşamayan, Kürtleri sadece bir azınlık halk, kültürel halklarına kısmen göz yumulabilecek bir topluluk olarak gören bir iktidar anlayışı, öbür tarafta da Kürtlerin Kürt kelimesi haricinde her şeyini değiştirmek isteyen ve totaliter bir şekilde yönetmek isteyen bir Kürt ittihatçı mantığı. Ölümlerden ölüm beğenin.

İşte bugün geldiğimiz, şimdi hemen Rojava'ya geleceğim. Rojava'da da bir Kürt İttihatçı idare var. Bir de buna karşı Suriye'de ve Türkiye'de işte Abdülhamid'in reflekslerini alıp getiren, Kürtlere bir türlü anayasal haklarını teminat altına alacak bir çözüm paketi koymayan, kendi kendilerini yönetmeleri noktasında bir proje sunmayan bir Türkiye'deki resmi ideoloji ve Suriye'deki şu anki iktidar. Müslüman Kürtler ne yapsın? Bu sıkışmışlıktan nasıl çıksın?

Şunu söylüyoruz, Kürtler bir halk, bir kavim, defalarca anlattım. Eğer Türkiye'de Türk-Kürt-Arap ittifakı olacaksa, eğer Türkiye'de Özgür Özel'in dediği gibi Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin devleti ortağı oldukları Türklerin ve Kürtlerin ve diğer bütün halkların, herkesin, bunu da saymadığımız için hemen polemik yapıyorlar. Bir ortak vatan olacaksa nasıl olacak? Hani MHP'nin şu anda her fırsatta söylediği kırmızı çizgiler, anayasanın bilmem ne maddeleri vs. vs. defalarca konuştuk.

Eğer bunlar her şey yerli yerinde kalacaksa bu ortaklık nasıl olacak? Suriye'de de böyle. Otonomi olmasın, federasyon olmasın, tamam. Peki ne olsun? Yani Kürtçe ana dili eğitim, Kürtlerin milletvekillerini, valilerini, belediye reislerini seçebilecekleri bir anayasal teminatın ortaya çıkması nasıl sağlanacak? Bu entegrasyon ve birliktelik nasıl olacak? Bu konuları size defalarca, saatlerce konuştuğum için çok uzatmayacağım.

Nasıl ki Said Nursi, Seyit Abdülkadir, Cibranlı Halit, bunlar Abdülhamit'le ittihatçılar arasında bir dram yaşadıysa, bugün de Müslüman Kürtlerin bir kısmı yeni Abdülhamit zihniyetiyle, yeni Kürt ittihatçılarla siyaset yaptılar, yapıyoruz, halen ben de bunun içindeyim. Ama buradan çıkamıyoruz, bu patinajdan çıkamıyoruz. Allah bize feraset ve hayırlı bir istikamet versin.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU