İsrail istisnacılığı: Trump-Netanyahu kucaklaşmasının ardındaki tarihsel gerçeklik

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

29 Aralık akşamı Trump ve Netanyahu, Florida'daki Trump konutunun önünde birbirlerine sevgi ve bağlılıklarını basın önünde sunmak için büyük bir çaba içinde görünürken aklıma M. Shahid Alam'ın 2009 yılında yazdığı İsrail İstisnacılığı (Israeli Exceptionalism: The Destabilizing Logic of Zionism) kitabı geldi. 

Bu kitapta Shahid Alam, İsrail'in kendisini diğer devletlerden farklı ve üstün gören "istisnacılık" ideolojisinin kökenlerini ve sonuçlarını inceler. Alam, Siyonizm'in bir Avrupa yerleşimci-sömürgeci projesi olarak nasıl geliştiğini ve Yahudi kimliğini dinsel bir aidiyetten etnik-ulusal bir kimliğe dönüştürerek Filistin topraklarında bir ulus-devlet inşa etme sürecini analiz eder. Kitap, İsrail'in bu "istisnai" konumunu korumak için Batı güçleriyle (önce İngiltere, sonra ABD) kurduğu derin stratejik ittifakları ve bu sayede uluslararası hukuk ve normlara uymama ayrıcalığını nasıl elde ettiğini gösterir. Alam, İsrail istisnacılığının sadece bölgesel değil, küresel istikrarsızlığa yol açan bir ideoloji olduğunu ve Filistinlilerin haklarını sistematik olarak inkâr eden bu anlayışın Orta Doğu barışının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu savunur. Kitap ayrıca, bu istisnacılığın Holokost travması, güvenlik kaygıları ve "demokratik vaha" retoriği gibi unsurlarla nasıl meşrulaştırıldığını eleştirel bir bakışla ortaya koyar.

2025’in son gününde bunlar üzerine konuşalım istedim.

Bir cümle ile özetlersek: İsrail istisnacılığı, bu ülkenin, küresel normların, uluslararası hukukun ve standart diplomatik hesap verebilirlik mekanizmalarının dışında tutulması eğilimini ifade eden çok katmanlı bir fenomen. Temelinde, İsrail'in kendisini Holokost travması ve varoluşsal anlatısı nedeniyle diğer uluslardan farklı bir ahlaki ve hukuki statüye sahip görme inancı yatmaktadır.

1967: Dönüm Noktası

İsrail istisnacılığının bugünkü şeklini alması 1967 Altı Gün Savaşı ile başladı. Bu savaş, İsrail'i varoluşsal tehdit altındaki küçük bir devletten bölgenin hâkim askeri gücüne dönüştürdü. Topraklarını dört katına çıkararak Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri'ni ele geçiren İsrail, artık ABD'nin Soğuk Savaş dönemindeki stratejik vekili olarak tescillenmişti. Bu zafer, hem seküler-stratejik hem de dini-mesihçi istisnacılığın temellerini sağlamlaştırdı.

Kurumsal Koruma Mekanizmaları

İsrail'in istisnai statüsü, Batı dünyasının kendi standart politikalarından sapmasıyla somutlaşır. Normal şartlarda bir ulus devlet kendi ilkelerini ve çıkarlarını izlerken, konu İsrail olduğunda bu genel politikalar askıya alınır.

- Nükleer İstisnası: 1969 yılında Nixon ve Golda Meir arasında yapılan gizli "nükleer belirsizlik" anlaşması bunun ilk örneğidir. İsrail nükleer silaha sahip olduğunu hiçbir zaman resmen açıklamadı, ABD ise bunu hiçbir zaman sorgulamadı. Bu anlaşma sayesinde İsrail, NPT'yi imzalamayan ve uluslararası denetimlerden muaf tutulan tek nükleer güç haline geldi.

- Ulusal Çıkarların Feda Edilmesi: Belki de en çarpıcı boyut, ABD hukukuna kodlanmış "Niteliksel Askeri Üstünlük" (QME) ilkesidir. 2008'den bu yana yasal zorunluluk olan QME, ABD'nin İsrail'in askeri kapasitesini bölgedeki tüm rakiplerinin üzerinde tutma yükümlülüğünü ifade eder. Bu, ABD'nin kendi stratejik çıkarlarını bile İsrail'in güvenliği için yeniden tanımladığı anlamına gelir. Orta Doğu'daki diğer ortaklarına yapacağı silah satışları bile İsrail'in teknolojik üstünlüğüne zarar vermeyecek şekilde sınırlandırılır. Bugünlerde İsrail’in, Türkiye’nin F-35 alımı üzerine söylemlerinin temeli bu ilkeye dayanıyor.

- Akademik Özgürlüğün Askıya Alınması: İstisnacılık, akademi alanında da kendini gösterir. IHRA (Uluslararası Holokost Anma İttifakı) antisemitizm tanımı, "İsrail devletinin varlığını ırkçı bir çaba olarak tanımlamayı" antisemitizm örneği olarak sayar. Bu tanım ABD'de birçok eyalet ve üniversite tarafından benimsenmiş ve İsrail'i eleştiren akademisyen ve öğrencilerin "ayrımcılık" suçlamasıyla soruşturulmasına, hatta görevden uzaklaştırılmasına yol açmıştır. Normal şartlarda Amerikan üniversitelerinde kutsal sayılan ifade özgürlüğü, konu İsrail olduğunda askıya alınmaktadır.

- Diplomatik Kalkan: BM Güvenlik Konseyi'ndeki Amerikan vetoları da bu istisnacılığın bir diğer boyutudur. 1972'den 2023'e kadar ABD'nin kullandığı 89 vetonun 45'i doğrudan İsrail'i korumak içindi. Bu diplomatik kalkan, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal etmesine rağmen herhangi bir yaptırımla karşılaşmamasını sağlıyor.

Kuşaksal Devrim

Bu tür anlaşmalar uygulamalar var ama bugünlerde Amerikan toplumunda dramatik bir dönüşüm yaşanıyor. Trump ve Netanyahu'nun Florida'daki samimi görüntüsü ise, bu dönüşümü gizleme çabası. 2025 itibarıyla 18-24 yaş arası Amerikalıların yüzde 60'ı İsrail-Filistin çatışmasında Filistin'i destekliyor; 65 yaş üstünde bu oran sadece yüzde 8. Genç kuşaklar, İsrail'i "mazlum bir hayatta kalma mücadelesi veren devlet" olarak değil, "teknolojik üstünlüğe sahip bir işgalci" olarak görüyor.

Demokrat Parti tabanında da çarpıcı bir değişim yaşanıyor. 2023'te Filistin sempatisi (yüzde 49), İsrail sempatisini (yüzde 38) ilk kez geride bıraktı. Bernie Sanders'ın 2025'te İsrail'e silah satışını engelleme tasarısına 27 senatörün destek vermesi, "İsrail'e sonsuz destek" tabusunun yıkıldığının en net kanıtı.

Beklenmedik İttifak

Daha şaşırtıcı olanı, MAGA hareketi ile popülist solun İsrail'e yönelik "istisnai desteğe" karşı ortak bir muhalefet zemini bulması. MAGA tabanı için İsrail'e yapılan milyarlarca dolarlık yardımlar, Amerikan sınırları sorunlu ve iç altyapı çökerken yapılan bir "ihanet" olarak görülüyor. Steve Bannon ve Tucker Carlson, İsrail'in ABD'yi kendi çıkarları için İran ile savaşa çekmeye çalıştığını savunuyor.

Bu "at nalı" etkileşimi, İsrail için artık ABD'de hiçbir partinin güvenli liman olmadığı anlamına geliyor. Geleneksel olarak Cumhuriyetçiler sarsılmaz destekçi iken, şimdi her iki partinin de tabanı bu desteği sorguluyor.

Sürdürülebilir mi?

Birçok analist artık İsrail'in ABD için stratejik bir "varlık" değil, "yük" haline geldiğini savunuyor. ABD'nin Ukrayna'da uluslararası hukuku savunurken Gazze'de İsrail'in ihlallerine göz yumması, liberal dünya düzeni iddiasını geçersiz kılıyor. İsrail'in mutlak askeri üstünlüğe dayalı doktrini, diplomasiyi anlamsız kılarak bölgesel bir silahlanma yarışını besliyor.

1967'de başlayan "büyük dönüşüm", 2025'te "büyük bir sorgulama" evresine girdi. Trump ve Netanyahu'nun Florida'daki kucaklaşması, belki de bu istisnacılığın son nefeslerinden biri. Amerikan toplumundaki demografik ve ideolojik değişim, yarım asırlık bir paradigmanın geri dönüşü olmayan bir şekilde sona ermekte olduğunu gösteriyor.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU