Yeni bir beka tanımı: Özgürlük, adalet ve toplumsal dayanıklılık temelinde Türkiye için yeni bir toplumsal sözleşme (15)

Hasan Köse Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Cemrecan Yurtman/Unsplash

Bu çalışma boyunca beka kavramını tarihsel, hukuksal, siyasal ve sosyolojik boyutlarıyla ele almaya çalıştık. Devletin korunması fikrinin nasıl ortaya çıktığını, modern devletin oluşumunda neden merkezi bir yer tuttuğunu, Türkiye'nin tarihsel tecrübelerinin bu kavrama neden özel bir ağırlık kazandırdığını ve aynı zamanda bu paradigmanın hangi sınırlarla karşı karşıya kaldığını incelemeye çalıştık. Bütün bu tartışmaların sonunda ulaştığımız nokta şudur: Sorun beka kavramının kendisinde değildir. Sorun, bekanın nasıl tanımlandığındadır.

Çünkü her siyasal toplumun belirli ölçüde beka kaygısı taşıması doğaldır. Hiçbir devlet kendi varlığını önemsiz göremez. Hiçbir toplum ortak düzeninin çökmesini istemez. Hukukun da temel işlevlerinden biri ortak yaşamın devamını sağlamaktır. Dolayısıyla beka düşüncesini tamamen reddetmek mümkün olmadığı gibi, gerçekçi de değildir. Tartışılması gereken husus, devletin varlığını sürdürmesinin hangi şartlara bağlı olduğudur.

Geleneksel beka anlayışı bu soruya oldukça basit bir cevap vermektedir. Devlet güçlü olursa toplum da güvende olur. Bu nedenle öncelik devletin korunmasıdır. Güvenlik sağlanmalı, merkezi otorite güçlü tutulmalı, toplumsal talepler dikkatle yönetilmeli ve değişim kontrollü biçimde gerçekleştirilmelidir. Bu yaklaşım belirli tarihsel dönemlerde önemli işlevler görmüştür. Özellikle savaşların, işgallerin ve büyük krizlerin yaşandığı dönemlerde devletin dağılmasını önleyen mekanizmalar geliştirmiştir.

Ancak aynı yaklaşımın önemli bir sınırı bulunmaktadır. Çünkü devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi tek yönlü biçimde kurmaktadır. Devlet korunacak özne, toplum ise korunacak nesne olarak düşünülmektedir. Böyle bir yaklaşımın doğal sonucu, toplumsal taleplerin sürekli güvenlik filtresinden geçirilmesi ve reformların çoğu zaman ertelenmesidir. Uzun vadede ise bu durum paradoksal bir sonuç üretmektedir. Devleti korumak amacıyla geliştirilen refleksler, devletin meşruiyet kaynaklarını zayıflatmaya başlayabilmektedir.

İşte bu noktada yeni bir beka tanımına ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Bu yeni yaklaşım devletin önemini inkâr etmez. Güvenlik ihtiyacını küçümsemez. Tarihsel tecrübeleri yok saymaz. Ancak devletin gücünü yalnızca kontrol kapasitesiyle açıklamayı da yeterli görmez. Devletin asıl gücünün toplumla kurduğu ilişkiden doğduğunu savunur.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu perspektiften bakıldığında beka kavramı farklı bir anlam kazanmaktadır. Devletin yaşaması yalnızca kurumlarının ayakta kalması değildir. Aynı zamanda vatandaşlarının o devlete inanmayı sürdürmesidir. Bir anayasanın varlığı kadar onun meşru görülmesi de önemlidir. Bir mahkemenin karar verebilmesi kadar o kararların adil bulunduğuna inanılması da önemlidir. Bir seçim yapılması kadar seçimlerin anlamlı olduğuna güvenilmesi de önemlidir.

Başka bir ifadeyle devletin gerçek bekası, toplumun rızasını ve güvenini koruyabilme kapasitesine bağlıdır.

Bu noktada tarihsel olarak dikkat çekici bir dönüşüm yaşanmaktadır. Sanayi çağının devletleri büyük ölçüde disiplin ve kontrol üzerine kuruluydu. Bilgi çağının devletleri ise giderek daha fazla güven ve katılım üzerine kurulmaktadır. Çünkü modern dünyada ekonomik güç, bilimsel gelişme ve teknolojik ilerleme yalnızca merkezi planlamayla üretilememektedir. Yaratıcılık, eleştirel düşünce, girişimcilik ve toplumsal işbirliği giderek daha önemli hâle gelmektedir.

Bu nedenle çağdaş bir beka anlayışı yalnızca sınır güvenliğini değil, eğitim sistemini de önemsemek zorundadır. Yalnızca güvenlik kurumlarını değil, üniversiteleri de önemsemek zorundadır. Yalnızca kamu düzenini değil, hukukun üstünlüğünü de önemsemek zorundadır. Yalnızca merkezi otoriteyi değil, toplumsal katılımı da önemsemek zorundadır.

Türkiye açısından düşünüldüğünde bu yaklaşım önemli sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü Türkiye'nin temel meselelerinin önemli bir bölümü aslında güvenlik eksikliği değil, güven eksikliğiyle ilgilidir. İnsanların birbirine güveni, vatandaşın devlete güveni, devletin vatandaşa güveni ve kurumlara duyulan güven birçok alanda belirleyici hâle gelmektedir.

Örneğin bir yatırımcı yalnızca ekonomik teşviklere bakmaz; hukuki öngörülebilirliğe de bakar. Bir akademisyen yalnızca maaşını düşünmez; düşünce özgürlüğünü de önemser. Bir genç yalnızca iş bulmayı değil, geleceğini planlayabilmeyi de ister. Bir vatandaş yalnızca güvenlik talep etmez; aynı zamanda adalet de talep eder. Bu nedenle modern toplumlarda güvenlik ile özgürlük birbirinin alternatifi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.

Yeni beka anlayışının merkezinde de bu denge yer almaktadır. Devletin görevi yalnızca tehditleri bertaraf etmek değildir. Aynı zamanda insanların potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir ortam oluşturmaktır. Çünkü bireylerin güçlenmesi ile devletin güçlenmesi arasında zorunlu bir çelişki bulunmamaktadır. Tam tersine güçlü bireyler, güçlü kurumlar ve yüksek toplumsal güven uzun vadede devletin dayanıklılığını artırmaktadır.

Bu bağlamda yeni toplumsal sözleşmenin dört temel sütun üzerine kurulabileceği söylenebilir.

Birinci sütun adalettir. Adalet yalnızca mahkemelerin verdiği kararlarla ilgili değildir. İnsanların sistemin kendilerine eşit davrandığına inanmasıyla ilgilidir. Eğer farklı toplumsal kesimler kendilerini dışlanmış hissediyorsa, hukuk ne kadar gelişmiş görünürse görünsün meşruiyet sorunu ortaya çıkacaktır.

İkinci sütun özgürlüktür. Özgürlük yalnızca bireysel bir hak değildir. Aynı zamanda toplumsal enerjinin kaynağıdır. Düşünce özgürlüğü olmayan yerde bilim gelişmez. İfade özgürlüğü olmayan yerde yenilik ortaya çıkmaz. Katılım kanallarının kapalı olduğu yerde aidiyet duygusu zayıflar.

Üçüncü sütun katılımdır. İnsanlar yalnızca yönetilen bireyler değil, ortak geleceğin kurucuları olarak görülmelidir. Yerel yönetimlerden sivil topluma, meslek örgütlerinden üniversitelere kadar geniş bir alanda katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi devletin meşruiyetini artıracaktır.

Dördüncü sütun ise toplumsal dayanıklılıktır. Dayanıklılık yalnızca krizlere direnebilmek değil, değişen şartlara uyum sağlayabilmektir. Toplumun farklı kesimlerinin birbirleriyle konuşabildiği, sorunların barışçıl yollarla çözülebildiği ve reformların tehdit değil fırsat olarak görülebildiği bir düzen gerçek dayanıklılığı üretmektedir.

Bu noktada beka kavramını yeniden tanımlamak mümkündür.

Klasik yaklaşım şöyle demektedir:

Devlet yaşarsa toplum yaşar.

Yeni yaklaşım ise farklı bir öneride bulunmaktadır:

Toplum güçlenirse devlet yaşar.

Bu iki cümle arasındaki fark yalnızca teorik değildir. Bütün hukuk anlayışını, siyaset anlayışını ve reform anlayışını değiştirebilecek kadar derindir. Birinci yaklaşımda özgürlükler çoğu zaman güvenliğin ardından gelir. İkinci yaklaşımda ise özgürlükler güvenliğin kaynaklarından biri olarak görülür.

Birinci yaklaşımda farklılıklar risk olarak algılanabilir. İkinci yaklaşımda ise farklılıklar toplumsal zenginliğin parçası olarak değerlendirilebilir. Birinci yaklaşımda devlet toplumu yönetir. İkinci yaklaşımda devlet toplumla birlikte hareket eder.

Sonuç olarak Türkiye'nin önündeki mesele beka fikrinden vazgeçmek değildir. Asıl mesele, beka kavramını yeniden düşünmektir. Devletin gücünü yalnızca kontrol kapasitesinde değil, toplumsal güven üretme kapasitesinde aramaktır. Güvenliği yalnızca sınırların korunması olarak değil, insanların geleceğe umutla bakabilmesi olarak da anlamaktır. Adaleti yalnızca hukuki bir kavram değil, siyasal meşruiyetin temeli olarak görmektir.

Belki de Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu yeni toplumsal sözleşmenin özü tam burada yatmaktadır: Devleti toplumdan korumak yerine, devleti toplumla birlikte güçlendirmek. Çünkü sonunda devletleri ayakta tutan şey yalnızca kurumlar değildir; o kurumların adil olduğuna inanmayı sürdüren insanlardır.

 

(Devam edecek…)

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU