Bağımsız Ermenistan'ın siyasi kimliği, 1991'den bu yana bugünkü devlet sınırları ile "Tarihsel Ermenistan" fikrinin iç içe geçtiği bir anlayış üzerine kuruldu.
Tarihsel Ermenistan, bugünkü Ermenistan Cumhuriyeti'nin sınırlarını aşan bir vatan tasavvurunu ifade ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Doğu Anadolu'daki bazı bölgeler ve Dağlık Karabağ, bu tarihsel tahayyülün farklı dönemlerde öne çıkan parçalarıydı.
Bu yaklaşımın Ermenistan açısından önemli bir sonucu vardı. Devletin görevi yalnızca mevcut toprakları korumak olarak görülmüyordu. Tarihsel adaletin sağlanması da devlet kimliğinin parçalarından biri haline geliyordu.
Karabağ'ın Ermenistan'la birleşmesi de bu anlayışın parçasıydı. 1915 hafızasının ulusal siyasetin merkezinde tutulması da aynı çerçevede değerlendiriliyordu.
1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi, bu anlayışın en önemli hukuki metinlerinden biri oldu. Bildirge, "Batı Ermenistan" ifadesine atıf yapıyordu. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile Dağlık Karabağ'ın birleşmesine ilişkin 1989 kararına da gönderme yapıyordu.
1995 Anayasası'nın başlangıç bölümü de Bağımsızlık Bildirgesi'ne referans verdi. Böylece tarihsel tahayyül ile mevcut devlet arasında anayasal bir bağ kuruldu.
Paşinyan bu bağı koparmaya çalışıyor.
"Gerçek Ermenistan"ın temel fikri basit: Vatan, tarihsel olarak hayal edilen coğrafya değil, uluslararası alanda tanınan Ermenistan Cumhuriyeti'dir.
Paşinyan'ın kullandığı "vatan devlettir" anlayışı bu yüzden Ermeni milliyetçiliğinin referans noktasını değiştirmeyi amaçlıyor.
Eski anlayışta devlet, tarihsel vatanın temsilcisi olarak görülüyordu.
Paşinyan'ın önerdiği modelde ise tarihsel hafıza devlete tabi hale geliyor. Devletin referans noktası geçmişteki coğrafya değil, bugünkü sınırlar oluyor.
Bu değişimin siyasi sonucu büyük. Ermenistan'ın güvenliği artık sınırların ötesindeki tarihsel hedeflerin korunmasına değil, mevcut sınırların güvence altına alınmasına bağlanıyor.
Türkiye ve Azerbaycan'la barış da bu çerçevede bir taviz olarak değil, devletin güvenliğini sağlamanın aracı olarak sunuluyor.
Paşinyan bu dönüşümü "Üçüncü Cumhuriyet" ve "Dördüncü Cumhuriyet" ayrımıyla anlatıyor. Ona göre Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kurulan Üçüncü Cumhuriyet, Karabağ çatışmasının şekillendirdiği bir devlet anlayışına sahipti.
Dördüncü Cumhuriyet ise barış, egemenlik, ekonomik kalkınma ve uluslararası meşruiyet üzerine kurulmalı.
Karabağ yenilgisi bu dönüşümün siyasi zeminini hazırladı. 2020 savaşı, eski paradigmanın temel varsayımını sarstı.
Azerbaycan'ın Eylül 2023'te Dağlık Karabağ üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesi ise bu varsayımı daha da zayıflattı.
Paşinyan'ın yaptığı, bu yenilgiyi yeni bir devlet felsefesinin gerekçesine dönüştürmek.
Ağrı Dağı neyi anlatıyor?
Ağrı Dağı tartışması bu yüzden önem taşıyor.
Ağrı Dağı, Ermeni ulusal hafızasının güçlü sembollerinden biri. Ancak dağ Türkiye sınırları içinde.
Paşinyan'ın Ağrı Dağı ile Ermenistan sınırları içindeki Alagöz Dağı arasında yaptığı karşılaştırma, aslında coğrafi bir tartışma değil.
Buradaki soru başka: Vatan olarak devlet mi esas alınacak, yoksa devletin dışındaki tarihsel coğrafya mı?
Hükümetin resmî belgelerde ve pasaportlarda Ağrı Dağı sembolünün kullanımını azaltması da bu anlayışın sembolik sonuçlarından biri oldu.
Fakat Paşinyan'ın karşısındaki sorun yalnızca Ermenistan içindeki muhalefetle sınırlı değil.
Diaspora ne yapacak?
Diaspora burada kritik bir aktör.
Ermeni diasporası, "Tarihsel Ermenistan" fikrinin siyasal ve kültürel taşıyıcılarından biri. Dünyanın 100'den fazla ülkesine yayılan Ermeni topluluklarının büyüklüğü konusunda farklı tahminler bulunuyor.
Ermenistan Diaspora İşleri yetkilileri 2026'da Rusya'daki Ermeni nüfusunu 2,5-3 milyon, ABD'dekini yaklaşık 1,5 milyon, Fransa'dakini ise 700-800 bin olarak verdi.
Daha önemlisi, diaspora bu süreçte pasif bir izleyici değil.
11-12 Nisan 2026'da Paris'te düzenlenen Diaspora Ulusal Seferberlik Konferansı'na 26 ülkeden 150'den fazla siyasi aktivist, toplum lideri, hukukçu, din adamı ve akademisyen katıldı.
Toplantının temel gündemlerinden biri, Paşinyan hükümetine karşı ortak bir diaspora siyaseti oluşturmaktı.
Konferansın ardından diasporanın Ermenistan seçimlerine müdahil olması ve daha kalıcı bir "Diaspora Ermeni Parlamentosu" kurulması gibi öneriler de gündeme geldi.
Bu gelişme "Gerçek Ermenistan" projesinin sınırlarını gösteriyor.
Paşinyan, Ermeni devletini mevcut sınırları içine çekmeye çalışıyor.
Diasporanın önemli bir bölümü ise Ermeni ulusal kimliğini devlet sınırlarının ötesinde tanımlamaya devam ediyor.
Burada Türkiye açısından da önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
Erivan'ın anayasal olarak tarihsel toprak iddialarından uzaklaşması, diasporanın üçüncü ülkelerdeki siyasi faaliyetlerinin sona ereceği anlamına gelmiyor.
ABD, Fransa ve başka ülkelerdeki Ermeni kuruluşlarının 1915 olaylarının tanınması ve tarihsel anlatının korunması için yürüttüğü lobi faaliyetleri, Ermenistan devlet politikasından bağımsız kanallara sahip.
"Gerçek Ermenistan" başarılı olsa bile Türkiye açısından bütün sorunların ortadan kalkacağını söylemek mümkün değil.
Anayasal zemin ile uluslararası kamuoyu zemini birbirinden farklı işliyor.
Azerbaycan'ın beklentisi ne?
Paşinyan yeni anayasa sürecini Ermenistan'ın kendi iç meselesi olarak sunuyor.
Fakat Bakü bunu artık açık biçimde barış anlaşmasının şartlarından biri olarak görüyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, 9 Eylül'de Ermenistan'ın yeni anayasa sürecini tamamlamasını bekleyeceklerini söyledi. Barış anlaşmasının nihai imzasının da bunun ardından değerlendirileceğini belirtti.
Bu durum "Gerçek Ermenistan" projesinin siyasi niteliğini daha da karmaşık hale getiriyor.
Projenin bir bölümü, Ermenistan'ın Karabağ yenilgisi sonrasında yaptığı iç hesaplaşmadan doğuyor.
Diğer bölümü ise Bakü ile kalıcı barış için gerekli hale geliyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü Ermeni toplumunun bir bölümü anayasa değişikliğini özgür bir kimlik tercihi olarak değil,
Azerbaycan'ın baskısı altında verilmiş bir taviz olarak görürse referandumun meşruiyeti zedelenebilir.
Ermenistan'daki anayasa tartışmasına ilişkin bazı analizler de bu riske dikkat çekiyor.
Referandum neyi gösterecek?
Anayasa referandumu, Paşinyan'ın projesinin asıl sınavı olacak.
Mevcut plana göre yeni anayasa 2026 içinde tamamlanacak ve referandum 2027'de yapılacak.
Anayasal düzenleme için kullanılan oyların yarısından fazlasının "evet" olması gerekiyor. Bu oyların kayıtlı seçmenlerin en az yüzde 25'ine ulaşması da gerekiyor.
7 Haziran 2026 seçimlerinde Paşinyan'ın Sivil Sözleşme partisinin yüzde 49,75 oy alması, hükümete güçlü bir siyasi zemin sağladı.
Ancak bu sonuç doğrudan "Gerçek Ermenistan" anayasasına verilmiş bir oy olarak okunamaz.
Seçmen ekonomi, güvenlik, Rusya ile ilişkiler ve Batı ile bütünleşme gibi çok sayıda başlık hakkında tercih yaptı.
Sonuçta Paşinyan'ın önündeki soru hâlâ aynı:
Ermeni toplumu tarihsel Ermenistan fikrinden gerçekten vazgeçti mi, yoksa sadece Paşinyan'ın barış ve devlet merkezli siyasetine mi oy verdi?
"Gerçek Ermenistan"ın kaderini bu ayrım belirleyecek.
Eğer yeni anayasa kabul edilirse Ermenistan'ın devlet kimliği bakımından önemli bir kırılma yaşanacak.
Vatan ile tarih arasındaki ilişki yeniden kurulacak.
Devlet, geçmişteki coğrafyanın temsilcisi olmaktan çok bugünkü sınırların ve vatandaşların koruyucusu olarak tanımlanacak.
Türkiye açısından bunun anlamı açık. Ermenistan'ın mevcut sınırlarını esas alan ve tarihsel toprak iddialarını anayasal sistemin dışına çıkaran bir devlet anlayışı, Ankara'nın temel hukuki kaygılarını azaltır.
Fakat diaspora ve Azerbaycan boyutları başka bir soruyu gündeme getiriyor.
"Gerçek Ermenistan"ın toplumsal sahibi kim olacak?
Dışarıdaki Ermeni dünyası bu yeni kimliği kabul edecek mi?
Anayasa değişikliği gerçekten Ermeni toplumunun tercihi olarak mı görülecek?
Paşinyan'ın asıl mücadelesi bu soruların cevabında.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish