Ülkeler zaman zaman öyle eşiklerden geçer ki, siyaset yalnızca bugünü yönetme sanatı olmaktan çıkar; geleceği kurma sorumluluğuna dönüşür. İşte böyle bir süreçten geçen Türkiye için asıl soru, hangi partinin ne kazanacağı değildir. Asıl soru şudur: Türkiye, kendi tarihinin ağır meselelerini çözme cesaretini gösterebilecek mi?
Bugün konuştuğumuz süreç ve gündeme gelen "çerçeve yasa" bu nedenle yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olarak görülmemelidir. Eğer doğru ilkeler, demokratik usuller ve toplumsal rıza temelinde şekillendirilirse, bu düzenleme daha büyük bir Türkiye projesinin hukuki zemini haline gelebilir.
Nitekim iktidarın son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımda, Türkiye'nin uzun yıllardır taşıdığı bir sorunu artık geleceğe taşımamak gerektiği vurgulanmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan da sürecin amacını, Türkiye'yi geleceğe hazırlamak ve toplumsal birlik ile barışı güçlendirmek olarak ifade etmektedir.
Bu yaklaşımın kıymeti, herhangi bir siyasi aktör tarafından ortaya konulmuş olmasından değil, Türkiye'nin kronikleşmiş meselelerine çözüm arama iradesinin neredeyse bütün siyasi partilerce temsil etmesinden kaynaklanır.
Çünkü bazı sorunlar vardır ki onları sürekli konuşmak, tartışmak ve seçim dönemlerinde yeniden siyasetin malzemesi haline getirmek çözüm değildir. Bir ülke bazen geçmişinin sorunlarını geleceğinin kaderi olmaktan çıkarmak zorundadır.
Bunun için ise siyasetçilerin cesarete, toplumun sağduyuya, aydınların ise demokratik akla ihtiyacı vardır.
Korku çözüm üretmez
Elbette böyle bir süreç risksiz değildir.
Tam tersine, Türkiye'nin böylesine uzun ve karmaşık bir meselenin çözümüne yönelik her adımı ciddi bir dikkat, hukuksal ve demokratik denetim gerektirir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da sürecin günlük siyasi hesaplara kurban edilmemesi, geniş bir toplumsal mutabakatla ilerlemesi ve gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğine işaret etmektedir.
Fakat risk ile korkuyu birbirine karıştırmamak gerekir.
Risk, daha fazla akıl gerektirir; korku ise çoğu zaman hiçbir şey yapmamayı.
Oysa hiçbir şey yapmamak da bir tercihtir. Üstelik bazen en pahalı tercihtir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Türkiye'nin önündeki mesele, "Bu süreçte hiç risk olmasın" demek değildir. Asıl mesele, riskleri akıl, hukuk, şeffaflık ve demokratik denetim mekanizmalarıyla yöneterek çözüm üretmek olmalıdır.
Bir siyasi iktidar Türkiye'nin geleceği bakımından doğru bir adım attığında bunu söyleyebilmek, akademik ve entelektüel bağımsızlığın gereğidir.
Aynı şekilde, desteklediğimiz bir sürecin eksiklerini veya risklerini dile getirmek de o sürece düşmanlık değildir.
Çünkü destek ile eleştiri birbirinin karşıtı değildir.
Demokratik siyaset kültürü esasen böyle bir entelektüel olgunluğa ihtiyaç duyar.
Bugün siyasetin kendisine sorması gereken soru şudur:
"Kim kazanacak?" yerine "Türkiye ne kazanacak?" diye sorabilmek.
Türkiye'nin ortak geleceği, günlük siyasi hesapların üzerinde düşünülmeyi hak gerektiriyor.
Çünkü Türkiye yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de; yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da ülkesidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle Türkiye "hepimizin ortak paydası" ve "müşterek yuva"dır.
Bu nedenle neredeyse TBMM’deki bütün partilerin destek verdiği süreci ve demokratik çözüm arayışlarını yalnızca bir hükümet projesi olarak görmek eksik olur. Başarılı olursa bunun kazananı bir parti değil, Türkiye olacaktır.
Esasen Türkiye'nin bugün en çok ihtiyacı olan şey de budur:
Partiler üstü bir Türkiye aklı.
Evet, birbirimizin siyasi kimliklerinden önce ortak geleceğimizi görebilme basireti.
Birbirimizin mahallelerinin sınırlarını çizmek yerine yüzyıllardır birlikte yaşayan Anadolu insanının huzur ve barış kültürünün entelektüel ve akademik kodlarını saptamak.
Ve en önemlisi, yıllardır kardeşliği ve demokrasi kültürünü sabote eden yapay meseleleri, çözümsüz gibi görünen politik sorunları çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakmamak.
Cesaret, her şeyi doğru bulmak değildir
Cesaret, önümüze gelen her öneriyi sorgulamadan kabul etmek değildir.
Gerçek siyasi cesaret; zor bir problemi görmezden gelmemek, çözüm aramak, çözümün risklerini hesaplamak, yanlışlarını düzeltmek ve gerektiğinde kendi siyasi tabanına rağmen doğru bildiğini savunabilmektir.
İşte bugün ihtiyaç duyduğumuz siyaset anlayışı budur.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla kamu aklıdır.
Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla demokratik rızadır.
Daha fazla geçmiş hesabı değil, daha fazla ortak gelecek fikridir.
Ve belki de hepsinden önemlisi, daha fazla korku değil, daha fazla cesarettir.
Çünkü korku mevcut sorunları korur. Kapalı kültürleri ve fanatizmi besler.
Cesaret ise çözüm ihtimalini doğurur. Siyaset var olan sorunlar konusunda cümle kurma, çözüm arama, risk ve aksiyon alma sanatıdır.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı böyle bir siyaset ve entelektüel tutumdur.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish