DEM Parti, İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması başta olmak üzere barış süreci kapsamında yasal ve hukuki adımların atılması talebiyle “Gavek ji bo Aştiyê/Barış İçin Adım At” şiarıyla Ankara’da yürüyüş gerçekleştirdi.
Aralarında DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın da bulunduğu parti yöneticileri, il ve ilçe örgütleri ile çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum temsilcisinin katıldığı kitle, Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi.
“Barış için Adım At” pankartının açıldığı eylemde grup, Meclis Parkı’na yürümek istedi ancak polis, valilik izni olmadığı gerekçesiyle geçişe izin vermedi. Bunun üzerine kitle Sakarya Caddesi’ne yöneldi. Polisin barikat kurması üzerine sık sık “Aç aç barikatı aç” sloganları atıldı ve alkışlarla tepki gösterildi.
TBMM'nin yanında bulunan Meclis Parkı'nda son bulması beklenen yürüyüş polis engeline takıldı. DEM Parti heyeti önce Meclis Parkı'nın yakınında bulunan Madenci Anıtı'nın önünde yürüyüşün son bulması için müzakere yürüttü ancak bu talep de karşılık bulmadı. Saat 18.30'da başlaması planlanan yürüyüş, yürütülen müzakereler sonrasında 1 saat sonra başladı. Yürüyüş, Madenci Anıtı önü talebinin de karşılık bulmaması üzerine Sakarya Caddesi'nde yapılan basın açıklamasıyla son buldu.
Yürüyüş esnasında "Savaşa hayır, barış hemen şimdi", "Sırrı'ya sözümüz barış olacak", "Siyasi tutsaklar onurumuzdur" ve "Kadınlar barışta ısrar ediyor" sloganları atıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın da bulunduğu kortej önünde Türkçe ve Kürtçe "Barış için adım at" ve "Gavek ji bo aştiye" yazılı pankarla yürüdü.
"Bizi yürütmeyen bu anlayış barışa hizmet etmiyor"
"Bugün çok önemli bir şey için yürüyoruz. Barış için yürüyoruz. Bugün Şırnak’tan Ankara’ya, Kars’tan İstanbul’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında 'Barış için adım At' yürüyüşleriyle her yerde aslında aynı şeyleri haykırıyoruz" diyen Bakırhan, şöyle konuştu:
Türkiye tarihi bir dönemeçtedir. Son 50 yılını meşgul eden çatışma ve şiddet ortamının devre dışı kalacağı, sorunlarımızı diyalogla, müzakereyle çözeceğimiz bir süreci yaşıyoruz. Tek taraflı çok ciddi adımlar da atıldı. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte çok önemli tarihi günler yaşıyor Türkiye. Şimdi 1,5 yıldır devam eden ama henüz tek taraflı adımları aşamayan bu süreçte burada halklarımızla birlikte, kadınlarla, gençlerle, öğrencilerle, Türkiye’nin demokratik kitle örgütleriyle, siyasi partilerle birlikte artık iktidara, devlete, yürütmeye 'adım at' diyoruz. Ne için adım at? Haksız, hukuksuz yere içeride olan siyasi tutsaklar için adım atıyoruz. Halkın iradesiyle seçmiş olduğu kayyumlar yerine atamış olduğun memurlarını geri çek, halkın iradesi görevine dönsün diye adım atıyoruz. Çevre katliamını durdur diye adım atıyoruz. Kadın katliamları bitsin diye adım atıyoruz. Demokrasi olsun diye adım atıyoruz. Evet, barış cesaret ister. Evet, barış kararlılık ister. Barış bir disiplin ister. Bir tarafta görüşmeler sürerken bir tarafta da iki adım bizi yürütmeyen bu anlayış barışa hizmet etmiyor.
"Barış durağan bir siyaseti kabul etmez"
Barışın polis kalkanlarıyla, dipçiklerle, coplarla engellenemeyeceğini söyleyen Bakırhan, Türkiye'nin bugünleri demokrasiyle, müzakereyle başarıya ulaştırmak zorunda olduğunu söyledi. Bakırhan, "Bu toprakların her karışına acı düştü. Bu toprakların her karışına kan düştü. Neredeyse 86 milyon canımız kan ve acı biriktirdi. İşte bir daha kan olmasın, bir daha acı olmasın. Bu topraklar kan ve acı yerine barış biriktirsin, demokrasi biriktirsin diye yollardayız. Yürüyoruz. Umarım Türkiye'nin dört bir tarafında yürüyen halklarımızın sesini artık Ankara’da bulunduğumuz Meclis de duyar. Barış durağan bir siyaseti kabul etmez. Barış, bu süreci sürece yaymayı kabul etmez. Barış için bir an önce bu konuda ne yapılması gerekiyorsa gereklerini yerine getirmek gerekir. Barış istiyor muyuz? Evet, biz istiyoruz. Aylardır, yıllardır bugün buradaki kadınlarla, gençlerle, halklarla, öğrencilerle, emekçilerle, Alevilerle birlikte Türkiye’nin her karışında gitmediğimiz kapı, gitmediğimiz yer bırakmadık. Neden? Çünkü barışa inanıyoruz. Çünkü barış, Türkiye’de yeni bir beyaz sayfa açmanın adıdır. Emekçilerin sömürülmediği, asgari ücretlilerin alın teriyle geçinebildikleri bir Türkiye’dir. Öğrencilerin yoksulluktan dolayı kayıtlarını dondurmadıkları onurlu bir yaşam içindir barış. Barış, çevrenin katledilmediği; Kürt’ün diliyle, kimliğiyle eşitçe bu topraklarda yaşayan diğer halklar ve inançlarla demokratik bir zeminde yaşamasının adıdır" diye konuştu.
"Demirtaş ve Yüksekdağ neden hala içeride?"
"Barış kutsaldır. Barış onurlu bir iştir. Böylesine kutsal ve onurlu bir iş aynı zamanda bir disiplin ister, bir cesaret ister, bir samimiyet ister" diyen Bakırhan, şunları kaydetti:
Meclis raporunu hazırladı. Meclis'in hazırladığı rapordaki başlıkların artık hayata geçmesi gerekiyor. Ne diyordu bu raporda? AİHM ve AYM kararları uygulansın diyordu. O zaman soruyoruz: Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Nazmi Gür, Leyla Güven hala neden içeridedir? Neden siyasi tutsaklar Meclis raporunun belirttiği gibi şimdi kendi ailesiyle birlikte, yoldaşlarıyla birlikte siyaset yapmıyor. Evet, kayyumlara değinmişti rapor. Bir buçuk yıl geçti. Kürtlerin, Türkiye emekçilerinin iradesini gasbedenler sessiz ve çatışmasız bir şekilde kayyumlar tarafından yönetiliyor. İşte bir samimiyet varsa önce AİHM, AYM kararları, daha sonra kayyumlar geri çektirilmelidir. Eğer gerçekten bir samimiyet varsa karşılıklı polemiklere girmeden barış neyi gerektiriyorsa onun adımını atmak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın özgür iletişim, yaşam ve çalışma koşulları düzenlensin dedi. Kim neyi bekliyor? Henüz anlamış değiliz.
"Barış 86 milyon insanın hakkıdır"
Yine partimize dönük baskılar dursun dedik. Siz de gördünüz. 10 adım yürüyemiyoruz. Ya kardeşim, Ankaralı esnaf bizim canımız, ciğerimiz. Ankara’da bu sokaklarda gördüğünüz insanların tamamı emekçiler ve yoksullardır. Barış niye olsun biliyor musunuz? Esnaf dükkan kapatmasın diye olsun. Bugüne kadar savaşa ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar öğrenciye, emekliye, asgari ücrete, esnafa ayrılsın diye barış diyoruz. Barış sadece Kürtlerin meselesi değil, 86 milyonun meselesidir. Türkiye’de barış olursa düşüncelerimizi rahatlıkla ifade edebiliriz. Rahatlıkla toplanabiliriz. Gösteri yapabiliriz. Seçtiğimiz yöneticiler bizi yönetebilir. Bugün cezaevlerinde bulunan siyasetçiler tutuklanamaz. Onun için barış Sinop’tan Ankara’ya kadar herkesi ilgilendiriyor. 86 milyon insanın hakkıdır. Ana sütü gibi de helaldir. Barış hepimizin olduğu için birlikte omuz omuza mücadele etmeliyiz. Bir an önce yürütmenin, Meclis'in bu konuda adım atmasını sağlamalıyız. Ülke yeterince kan ağladı. Ülke yeterince ekonomisini, enerjisini bu meseleye harcadı. Şimdi ülkenin kalkınması için kardeşçe, bir arada, çatışmasız, ölümsüz yaşaması gerekiyor.
"Biz umutluyuz"
DEM Parti bunun için var. DEM Parti bunun için sokaklarda. DEM Parti bunun için yürüyor. Ve sesimizi inşallah bugün Ankara’da bu meydanı dolduran devrimcilerle, sosyalistlerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle birlikte daha da yükselteceğiz. Emin olun bizler bu alanları binlerle, on binlerle doldurabilirsek cezaevlerinde tek bir siyasi tutsak kalmaz. Tek bir belediyede kayyum kalmaz. Tek bir doğamız, çevremiz katledilmez. Tek bir insanımız düşüncelerini ifade ettiği için cezaevlerine konulmaz. Onun için hep birlikte bugünden sonra daha güçlü bir şekilde alanları doldurarak 1,5 yıldır sessizliğini koruyan, barış süreci için gerekli olan adımları atmayan bu yürütmenin, bu iktidarın adım atmasını sağlayabiliriz. Biz umutluyuz ve tekrar ediyorum: Boş polemikler yerine, boş tartışmalar yerine, 'önce sen, önce ben' tartışmaları yerine eş güdümlü olarak kim üzerine ne düşüyorsa bir an önce Türkiye halklarının huzurunda adım atmalı ve gereğini yerine getirmelidir.
Öte yandan DEM Parti’nin “Barış İçin Adım At” yürüyüşleri Şırnak, Van, Bingöl, Tunceli, İzmir ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok kentte eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.
ANKA