Değerli Independent Türkçe okuyucuları,
Ben dahil herkes, savaşın sona erme ihtimali olur mu, diye heyecanla bekliyoruz. Bir aya yakın süredir Ortadoğu’da devam eden, ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik başlatılan ama Lübnan ve Körfez ülkelerini de etkileyen savaşının sona erme olasılığı değerlendiriliyor ve taraflar karşılıklı koşullar duyuruyorlar. Müzakerelerin başarılı olma ihtimali karşısında nefesler tutulmuş durumda.
Eğer hakikaten bir mucize olup da Ukrayna ve İran’da savaşlarda sona yaklaşılıyorsa, geleceği inşa etmek önemli olacaktır. Savaşlar sona ererken bile değişmeyen bir gerçek var: enerji akışının yönü, siyasetin yönünü belirlemeye devam eder.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ardından bir ateşkes ihtimali belirdiği anda, uluslararası gündemin hızla alternatif enerji güzergâhlarına odaklanması şaşırtıcı değil.
Bugün küresel enerji sistemi, bilhassa deniz rotaları üzerinden taşınan kaynaklar, birkaç dar boğazın üzerine kurulmuş kırılgan bir yapıyı gözler önüne seriyor. Hürmüz Boğazı bu sistemin en kritik düğüm noktalarından biri. Bunun üzerine Kızıldeniz ve Süveyş hattında da geçen yıllarda yaşanan son aksaklıklar eklendiğinde ortaya çıkan tablo oldukça net: dünya ticareti alternatifler üzerinden değil, bir kırılganlığın başka bir kırılganlıkla yer değiştirmesi üzerinden ilerliyor.
Bu nedenle savaş sonrası dönemde gündeme gelen “alternatif kanal” fikirleri, ilk bakışta cazip görünse de stratejik derinlikten yoksun ve uluslararası yönetişime istikrar olmadıkça, yeni rotalar da gelecekteki risklere karşısavunmasız rotalar olabilirler. Ras Musandam Yarımadası çevresinde yeni bir geçit açılması ise aslında pahalı ve etkisiz çözümler olabilirler. Çünkü mesele siyasi coğrafya kadar, güvenliğin sürdürülebilir olup olmadığıdır. Aksi durumda, maalesef, İbn Haldun’a atfedilen kavramdaki gibi "coğrafyanın kader" olmaya devam ettiğini göreceğiz.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
TESPAM’ın hazırladığı analizler ve Sayın Oğuzhan Akyener’in değerlendirmeleri bu noktada önemli bir çerçeve sunuyor. Akyener’in ortaya koyduğu senaryolara göre, savaşın süresi ve enerji altyapısına verilen hasarın boyutu, petrol fiyatlarının seyrini belirleyecek temel değişkenler arasında.
Ancak burada daha önemli olan husus, fiyatların artık yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamıyor oluşudur. Enerji piyasalarında jeopolitik risk primi ve güzergâh güvenliği primi, kalıcı birer belirleyici hâline geldi. Yani Sayın Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu Hocamızın mart başında beraber katıldığımız programda tarif ettiği gibi artık "Just in Case" dönemde yani yedekli ve olası risklere yönelik alternatifli iş planlarının yapılması gereken bir dönemde olduğumuzu gerçeğini kabul etmeliyiz.
Bu durum, ateşkes sonrasında dahi ortadan kalkmaz. Sigorta maliyetleri yüksek kalmaya devam eder, yatırımcı davranışı temkinli seyreder, tedarik zincirleri ise alternatif arayışını sürdürür. Gıdadan taşımacılığa, turizmden enerjiye kadar, çok fazla savaşlardan olumsuz etkilenen sektör var. Dolayısıyla mesele sadece “enerji akışı yeniden başlar mı?” sorusu değil; “hangi koşullarda ve hangi maliyetlerle devam eder?” sorusudur.
Tam da bu noktada altyapı ve “mühendislik çözümü” olarak sunulan yeni kanal ve rota projelerinin sınırları da ortaya çıkıyor. Harita üzerinde çizilen bir hat, uluslararası yönetişim olmadan sahada güvenlik üretemez.
İran’ın sahip olduğu füze kapasitesi, insansız hava sistemlerive deniz unsurları dikkate alındığında, yeni bir kanalın ve rotaların da benzer baskılara maruz kalması ihtimali göz ardı edilemez.
Dar boğazlar sadece coğrafi değildir; aynı zamanda siyasidir.
Bu nedenle, çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek yeniden hatırlanmalıdır:
Barışın maliyeti, alternatif bir kanal veya rotalar inşa etmenin maliyetinden daha düşüktür.
Türkiye’nin merkezi konumu:
Türkiye çoğu zaman “alternatif rota” olarak tanımlanıyor. Ancak bu tanım, mevcut jeopolitik gerçekliği tam olarak yansıtmıyor. Türkiye bir alternatiften öte; çoklu bağlantı ağlarının kesiştiği bir merkez ülkedir. Avrupa, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu arasında aynı anda bağlantı kurabilen nadir coğrafyalardan biridir.
TESPAM’ın özellikle Kerkük–Erbil–Ceyhan hattına ve Türkiye üzerinden geçen koridorlara yaptığı vurgu bu açıdan önemlidir. Bu hatlar yalnızca birer enerji taşıma güzergâhları değil; aynı zamanda riskin dar boğazlardan daha geniş ve yönetilebilir alanlara dağıtılması anlamına gelir. Bu yönüyle Türkiye, yalnızca bir transit ülke değil; enerji ve ticaret güvenliğinde dengeleyici bir aktördür.
Orta Koridor da bu çerçevede yeniden değerlendirilmelidir. Artık bu hat yalnızca Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin bir parçası değil; küresel kırılganlıklara karşı bir stratejik tampon işlevi görmektedir.
Türkiye etkilenir mi? Avrupa için yeni bir kriz mi?
Peki bu savaş ve olası ateşkes süreci Türkiye’yi nasıl etkiler?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da ifade ettiği üzere, Türkiye; Rusya, Azerbaycan ve LNG ithalatı gibi farklı kaynaklara dayanan çeşitlendirilmiş bir enerji portföyüne sahiptir.
Bu tablo, doğrudan bir arz kesintisinin Türkiye açısından sistemik bir kriz yaratma ihtimalini sınırlamaktadır. Ancak bu, Türkiye’nin tamamen etkilenmeyeceği anlamına gelmez.Çünkü geçmiş yıllarda, İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını kestiğinde Türkiye başka alternatiflerden doğalgaz tedarik edebilirken, şimdi ise hem Rusya hem İran'ın içerisinde bulundukları yaptırımlar ve savaşlardan dolayı, küresel çapta bir tedarik sıkıntısı söz konusudur.
Enerji krizleri, doğrudan kesintiler kadar dolaylı etkiler üzerinden de hissedilir. LNG fiyatlarında artış, spot piyasalardaki dalgalanmalar, navlun ve sigorta maliyetlerindeki yükseliş, Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkenin enerji faturalarını etkileyebilir.
Daha kritik soru ise Avrupa açısından ortaya çıkıyor: Yeni bir enerji krizi ihtimali var mı?
Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığını azaltmasının ardından LNG’ye yönelmesi, Hürmüz kaynaklı bir aksamanın etkisini daha da artırmaktadır. Uzayan bir kriz, LNG arzını daraltabilir ve fiyatları yükseltebilir. Bu da Avrupa ekonomileri üzerinde yeni bir baskı dalgası yaratabilir. Böyle bir senaryoda Türkiye, yalnızca etkilenen bir ülke değil; aynı zamanda dengeleyici ve yönlendirici bir enerji merkezi olarak daha fazla öne çıkabilir.
Sonuç: Yeni güzergâhlar mı, yeni bir yönetişim aklı mı?
Bu savaş bir kez daha önemli bir gerçeği ortaya koydu:
Küresel enerji sistemi, coğrafya kadar siyasetin belirlediği, yani jeopolitik bir düzendir.
Bu nedenle savaş sonrası dönemin temel sorusu şudur:
Yeni rotalar mı inşa edeceğiz, yoksa mevcut rotaları güvenli hâle getirecek bir ortak yönetişim, bir ortak akıl mı geliştireceğiz?
TESPAM’ın analizleri ve Sayın Oğuzhan Akyener’indeğerlendirmeleri, Türkiye’nin bu yeni denklemde merkezi bir rol oynayabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu rolün tam anlamıyla hayata geçebilmesi, yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil; bölgesel istikrar ve siyasi normalleşme ile mümkündür.
Sayın meslektaşım Doç. Dr. Levent Ersin Orallı’nın da ifade ettiği gibi, belki de ihtiyaç duyulan şey; barış döneminde işleyebilecek bir ortak yönetim formülüdür.
Bu vesileyle, programda beni anmasından dolayı kendisine (Sayın Levent Ersin Hocama) teşekkür ediyor; ismi geçen bütün değerleri hocalarıma, meslektaşlarıma ve siz değerli okuyuculara selam ve saygılarımı sunuyorum.
Kaynaklar ve feferanslar:
• TESPAM analiz ve haritaları (kullanım izni ile)
• Oğuzhan Akyener – enerji senaryoları ve değerlendirmeleri
• CNBC-e enerji analizleri
• UNCTAD Maritime Transport Report
• Anadolu Ajansı – enerji ve Körfez kriz haberleri
• Reuters – Katar kanal planı tartışmaları
• World Bank – Middle Corridor raporu
• YouTube – Oğuzhan Akyener değerlendirmesi
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish