Sessizliğin içinden konuşan bir yüzleşme: İnci Türkay'la Liste

Liste'de vicdanıyla baş başa kalan kırılgan bir kadını canlandıran İnci Türkay, tiyatroya dönüşünü, rolün kendisinde açtığı yeni alanı ve oyunun seyircide yarattığı sarsıntıyı anlattı

Sihirli Annem'deki Betüş rolüyle tanınan İnci Türkay, eğitimini Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde tamamladı (İnci Türkay)

Bir sahnede kar yağarken salonun nefesi değişiyorsa, orada yalnızca bir oyun oynanmıyordur. Bir şey, sessizce, seyircinin içine işlemeye başlamıştır. Liste tam da böyle ilerliyor: Yüksek sesle değil, tanıdık bir huzursuzlukla. Kusursuz görünen bir hayatın içindeki en küçük çatlağı büyütüyor, sonra da o çatlağın aslında ne kadar tanıdık olduğunu fark ettiriyor.

İnci Türkay, Jennifer Tremblay'in kaleme aldığı ödüllü oyun Liste'yle (The List) seyircinin karşısına bu kez çok başka bir hikayeyle çıkıyor. Londra'daki prömiyerinin ardından Ankara'da sahnelenen oyun, şimdi İstanbul yolunda. 29 Mart'ta Zorlu PSM'de, 3 Nisan'da ise Baba Sahne'de izleyiciyle buluşacak Liste, dışarıdan bakıldığında düzenli, kontrollü ve sıradan görünen bir hayatın, küçük bir ihmalin ardından nasıl geri dönülmez biçimde sarsıldığını anlatıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu hikaye, İnci Türkay'ın oyunculuk serüveninde de ayrı bir yerde duruyor. Yıllar boyunca daha çok güven veren, toparlayan, sıcak ve çözüm üreten karakterlerle özdeşleşen oyuncu, bu kez hata yapan, kontrolünü kaybeden, vicdanıyla baş başa kalan bir kadını canlandırıyor. Belki de oyunun gücü biraz da buradan geliyor: Seyircinin oyuncudan beklediği şeyle, sahnede karşılaştığı şey arasında belirgin bir gerilim var.

Türkay'la konuşurken ilk hissedilen şey, sahneye dönüşün onda yarattığı canlılık. 2026'nın kendisi için yoğun, üretken ve heyecanlı başladığını anlatıyor Türkay. Londra'daki çalışmalarıyla Türkiye'deki projeleri aynı anda sürüyor. Bir yanda Liste'yle sahnede, diğer yanda Sihirli Annem serisinin ikinci filmi Periler Okulu'nun çekimlerini tamamlamış durumda. İstanbul'da 4 şubeyle, Londra'da ise faaliyetlerini sürdüren İnci's Drama Club da hayatının önemli bir parçası. Çocuklarla çalışmanın ona ayrıca enerji verdiğini söylüyor. Ama bütün bu yoğunluk içinde en çok altını çizdiği şey, tiyatroyla yeniden kurduğu bağ.

"Sahneye geri dönmek ve seyirciyle yeniden bu kadar güçlü bir bağ kurmak benim için çok kıymetli" diyor Türkay. Ardından da bunu neredeyse bir itiraf gibi, çok sade bir cümleyle tamamlıyor: 

Tiyatro benim ilk aşkım.

Bu cümle, onun tiyatroyla ilişkisini yeterince anlatıyor aslında. Sahnede olmanın yorucu olduğunu gizlemiyor ama o disiplinin, o canlılığın ve her temsilin yeniden kurulan doğasının kendisini çok beslediği açık.

Liste'yle kurduğu bağın merkezinde ise rahatsız edici ölçüde tanıdık bir duygu var: İhmal. Oyunu ilk okuduğunda onu en çok sarsan şeyin, herkesin hayatında yaşanabilecek kadar küçük görünen bir ihmalin nasıl devasa sonuçlar yaratabileceği olduğunu söylüyor. "Bu benim de başıma gelebilir, belki de gelmiştir" derken, hikayeyi yalnızca sahnedeki kadına ait bir trajedi olarak görmediğini hissettiriyor. Asıl sarsıcı olan, o küçük ihmalin hepimizin hayatına sızabilecek kadar tanıdık olması.


Oyundaki kadın, hayatını listelerle, planlarla ve kontrol duygusuyla ayakta tutmaya çalışan biri. Ama Türkay'a göre burada seyirciyi en sert biçimde yakalayan şey de tam olarak bu. Çünkü kontrol dediğimiz şey, çoğu zaman gerçekte sahip olduğumuz bir güçten çok, kendimizi güvende hissetmek için kurduğumuz bir düzen yanılsaması. 

"Kontrol duygusu bence çoğu zaman bir yanılsama" diyor: 

Kendimizi güvende hissetmek için yarattığımız bir sistem. Ama hayatın doğası kontrol edilemiyor.

Oyunun karakteri de bunu çok acı bir şekilde fark ediyor.

Böyle bir karakteri canlandırmanın en zor tarafını sorduğumda hiç düşünmeden suçluluk duygusunu öne çıkarıyor. Ama burada sözünü ettiği şey, gelip geçici bir pişmanlık değil, insanın içine yerleşen, zihnini dolduran, ondan kurtulmasına izin vermeyen bir yük. Önce biraz kendini kandırdığını ama kendine karşı dürüst olduğu anda çok daha büyük bir yüzleşmenin başladığını söylüyor. O yüzleşme, beraberinde vicdan azabını da getiriyor. Belki de tam bu yüzden seyircinin bu karakterle sadece empati kurmasını değil, onu sorgulamasını da istiyor.

"Hayat da böyle bir şey" diyerek ekliyor: 

Birini anlamaya çalışırken aynı anda onu sorgularız.

Ona göre Liste'yi izleyen herkes, bu kadında kendisinden bir şey bulacak. Bu yüzden seyirci yalnızca karaktere değil, kendi hayatına da bakmaya başlayacak. Oyunun asıl gücü, yargıyla yakınlık arasındaki o hassas çizgide dolaşmasından geliyor.


Bu duyguyu yoğunlaştıran bir başka unsur da oyunun biçimi. Liste, 55 dakika boyunca tek bir oyuncunun omuzlarında ilerliyor. Sahnede tek başına olmak, Türkay'ın anlattığı haliyle hem özgürleştirici hem de savunmasız bırakan bir deneyim. 

Türkay "Saklanacak hiçbir yeriniz yok" diyor. Bu cümle hem oyunun oyunculuk yükünü hem de tek kişilik tiyatronun çıplaklığını çok iyi özetliyor. Ama bu yalnızlığın içinde başka bir güç de bulduğunu da ekliyor. Üstelik bunun tam anlamıyla bir yalnızlık olmadığını da hatırlatıyor: 

Reji, ışık, ses, efektler ve en önemlisi seyircinin varlığı beni bu yalnızlıktan kurtarıyor.

Seyirciyle kurduğu bağdan söz ederken, oyunun belki de en çarpıcı görüntüsünü paylaşıyor. Bir performansın gerçekten karşıya geçtiğini, oyunun sonundaki sessizlikten anladığını söylüyor. 

inci türkay
Tek perde ve 55 dakikalık Liste, hepimizin içindeki suçluluk duygusunu ve vicdanı sorgulatan güçlü bir yüzleşme hikayesi (İnci Türkay)


"O an salonun nefesi değişiyor" derken yalnızca mecaz kurmuyor, gerçekten fiziksel bir değişimden söz ediyor. Karanlıkta, kar yağarken çöken o sessizlik, onun için oyunun seyirciye ulaştığının en güçlü işareti.

Üstelik bu sessizlik onu ilk başta korkutmuş. 

İlk oyunda 55 dakika kimse öksürmedi, ikinci oyunda da çıt çıkmadı. Üç-dört derken 'Ne oluyor, salonda hiç tepki yok, eyvah yapamıyorum' dedim.

Ama sonrasında yapılan söyleşiler, seyirci yorumları ve o yoğun dikkat hali, bu sessizliğin ilgisizlik değil, tam tersi derin bir odaklanma olduğunu göstermiş. "Nefesini tutup izliyor" diyor seyirci için. Sonra da çok sevdiği o cümleyi anıyor: 

Ve sonunda ben duyuyorum sustuklarını. Çok edebi oldu, şiir gibi ama gerçekten çok sevdiğim bir laftır: 'Sen duydun mu sustuklarımı?'

Liste, gerçekten de biraz böyle bir oyun; suskunluğun içinden konuşuyor.

Oyunun sahne dili de bu hissi destekliyor. Projeksiyon, ışık ve gölge tasarımı burada yalnızca atmosfer kuran unsurlar değil, karakterin zihninin görünür parçaları gibi işliyor. Türkay, bu görsel unsurların her birini sahnede birer partner gibi gördüğünü söylüyor. 

"Gölgeler bizim vicdanlarımız, iç sesimiz" derken, oyunun bütün estetik dünyasını tek cümlede özetliyor. Asıl metinde hikayenin kusursuz bir mutfak dekorunda geçtiğini ancak Ayşegül Hardern'in rejisiyle çok daha içsel, çok daha zihinsel bir anlatı kurduklarını anlatıyor.

Bu rolün İnci Türkay için önemli bir başka yönü daha var: Seyircinin ondan beklediği güvenli alanı bilinçli biçimde kırması. Türkiye'de uzun yıllar daha çok "kusursuz anne", "her şeyi toparlayan kadın" figürüyle sevilen bir oyuncunun, bu kez hata yapan, dağılan ve vicdanıyla baş başa kalan bir karakteri seçmesi tesadüf değil. 

"Bilerek ve çok isteyerek seçtim bu metni" diyor. Çünkü bu rol ona oyunculuk açısından yeni bir alan açmış. Kusurlu, kırılgan, dağılabilen bir kadını oynamanın çok daha derin ve zorlayıcı bir deneyim olduğunu söylüyor.

inci türkay
Prestijli ödüller kazanan Liste, ilk bakışta sıradan bir kadının günlük sorumlulukları arasındaki hayatını anlatıyor gibi görünse de katmanları açıldıkça izleyiciyi güçlü bir vicdan muhasebesine davet ediyor (İnci Türkay)


Kadın hikayelerinin sahnede nasıl anlatıldığına dair son yıllarda büyüyen tartışmalar da bu oyunun etrafında ayrı bir anlam kazanıyor. Türkay'a göre kadınların yazdığı ve yönettiği hikayelerde bakış açısı gerçekten değişiyor. Daha içeriden, daha deneyimlenmiş, daha dokunaklı bir yerden konuşuyor o hikayeler. Yaratıcı ekibin büyük ölçüde kadınlardan oluşmasının Liste'ye de belirgin bir hassasiyet ve derinlik kattığını düşünüyor. Bununla birlikte, ses tasarımıyla oyuna büyük katkı sunan Cem Tuncer'e ve daha perde açılmadan oyunun ruhunu hissettiren görsel dünyanın mimarı Baran Gündüzalp'e de özel olarak teşekkür ediyor.

Londra ve Türkiye arasında yaşayan bir oyuncu olarak iki tiyatro kültürünü de yakından gözlemliyor. Londra'da daha deneysel ve daha cesur işler gördüğünü, Türkiye'deyse seyirciyle kurulan bağın daha duygusal ve daha doğrudan olduğunu söylüyor. 

Ankara'daki temsiller ve sonrasındaki söyleşiler, ona Türkiye seyircisinin bu hikayeye daha yoğun tepki verdiğini göstermiş. Londra seyircisini ise daha mesafeli ama çok dikkatli buluyor:

Hissettiğim, Türkiye'de duygular daha hızlı ve yoğun akıyor.

Peki oyundan çıkan seyircinin aklında ne kalsın istiyor? Cevabı, oyunun kalbine yerleşen o soruyu yeniden görünür kılıyor: 

Gerçekten kontrol edebildiğim bir hayat mı yaşıyorum?

Belki de Liste'nin seyirciyle kurduğu asıl bağ tam burada yatıyor. Çünkü oyun, dışarıdan belki de mükemmel görünen hayatlarımızın içindeki görünmez çatlakları gösteriyor. Ve o çatlaklar, sandığımızdan çok daha tanıdık.

Sohbetin sonunda seyirciye yaptığı çağrı da aynı yerden geliyor: 

Bu hikayede kendinizden bir parça bulabilirsiniz. Gelin ve kendi listelerinizle yüzleşin.

Bu davet, oyunun kendisi gibi sessiz ama güçlü. Çünkü Liste, seyircisini sarsmak için büyük jestlere ihtiyaç duymuyor. Bir kadının iç sesiyle, bir salonun değişen nefesiyle ve kar yağan bir sahnenin sessizliğiyle bunu zaten yapıyor.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU